|
Hollanda Diyanet Vakfı Başkanı Doç. Dr. Bülent Şenay ile Hollanda'daki bir yılının değerlendirmesini yaptığımız bir söyleşi gerçekleştirdik. Çokkültürlü toplumda yaşam, imam eğitimi, İslami topluluklarla olan münasebetleri, TİKDF ile ilişkileri, Töre Cinayetleri'ne bakışı ve İsrail saldırılarını da kapsayan geniş bir sohbet ortamından, keyifli bir mülakat çıktı ortaya. Hocamızın görüşlerini okuduktan sonra onu çok seveceğinize ve sohbetinden hayli keyif alacağınıza inanıyoruz. Hocam, Avrupa'ya, Hollanda'ya yabancı olmadığınızı biliyoruz. Nasıl buldunuz, ne umdunuz, ne buldunuz… Lahey Din Hizmetleri Müşaviri olarak göreve gelişinizden bu yana geçen bir yılın kısa bir değerlendirmesini yapacak olsanız, neler söylemek isterdiniz?
Söyleşi ve Fotolar: D-Ajans

Bir yılın değerlendirilmesi…
Vahiy yalçınlıklara iner… Dinler Tarihi hocalığının etkisiyle bazı olaylara bu perspektiften baktığımı söyleyerek bir yılın değerlendirmesini yapmaya başlayayım. Hollanda'ya geldiğimde benim ilk dikkatimi çeken şey, Hollanda'da hiç dağın olmamasıydı. Bu neden önemli ? “Hollanda'ya hiç peygamber gelmiş midir?” diye bir soru sorulsa, dağın olmamasını göz önüne alarak; kendinizden emin olarak bu soruya cevap verebilirsiniz. Peygamberler hep dağlardadır, melekler ve vahiy dağlara iner. Sahilde inzivaya çekilmiş olan bir peygambere vahiy geldiğini duydunuz mu hiç? Vahiy yalçınlıklara, zirvelere gelir. Modern insan, sahil ile dağ arasına sıkışmış durumdadır. Geleneksel tarih çizgisine baktığımızda, insanlar evlerini ve şehirlerini sırtlarını dağlara vererek yaparlardı. Modern insan suyunu hala dağlardan içiyor ama gönlü sahillerde. Bu durum, modern insanın ruh halini yansıtması bakımından önemli. Eskinin insanları daha yüksek tepelerde ilhamını ararlardı. Şimdi ilham kumsallarda, sahillerde aranıyor. Modernitenin en büyük krizlerinden biri de budur. Hollanda'yla alakalı izlenim bu; dağ olmayışının büyük bir eksiklik olduğu kanaatindeyim. Bunu bir mecaz olarak da değerlendirebilirsiniz. İnsan ilişkileri, toplum ilişkileri, maneviyat algısı ile ilgili meselelerin burada çok iyi anlaşılmayışı; acaba buralarda dağların ve peygamber kıssalarının olmadığından mıdır? diye düşünüyorum.
Tabii bu bir tefekkür çizgisi… Yani işin başka bir boyutu… Ben daha önce Hollanda'da ve Avrupa'da bulundum. Buralara aşinayım. Batı Avrupa'daki Müslüman Türk toplumunun mevcut durumuyla alakalı bir takım gözlemlerim var. Ama emaneti devralıp koltuğa oturunca, yeni bir perspektiften bakmak durumunda kalıyorsunuz. 400 bin civarında Türk insanı yaşıyor. Hollanda Diyanet Vakfı , burada faaliyet yürüten 143 camii derneğinin çatı kuruluşudur. Kurumumuz, burada yaşayan toplumumuza, Hollanda-Türkiye arasındaki ilişkilerden doğan bir din hizmeti sunmaktadır. HDV, camii dernekleri etrafında örgütlenmiş; Türk toplumunun dini, kültürel hassasiyetlerinin temsil edildiği bir kurumdur. HDV bir cemaat ya da grup değildir. Bu bir şemsiye kuruluştur. İnsanlarımızdan her biri bu çatı örgütü altında kendisini ifade edebilir. Hizmet anlayışımız içerisinde, mezhep, meşrep ve cemaat farklılıklarının öne çıkarılmaması kaydıyla herkese kapımız açıktır. Aksi bir durum, kişisel çatışmalar, ikili ihtilaflar olduğunda da bunu derhal çözüyoruz.
 Bülent Şenay Kimdir? Samsun, 22 Kasım 1966 doğumlu. Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde yüksek lisans yaptıktan sonra iki ay Amerikada 'yeni dini hareketler' hakkında araştırma yaptı. Daha sonra “10 ay-İslam Bilim Tarihinde Dinler Tarihi Çalışmaları ve Arap Hıristiyanlığı” üzerine Mısırda araştırmalar yapan Şenay, Lancaster Üniversitesi'nde doktora yaptı. Son olarak Uludağ Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışan Şenay, 21 Ocak 2008 tarihinde T.C. Lahey Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri olarak göreve başladı. Eylül ayından itibaren Hollanda Diyanet Vakfı başkanlığını yürütmekte. Evli ve üç çocuk babası olan Şenay, İngilizce ve Arapça biliyor.
Camii eksenli dernek yapılanması çok önemli. Türkiye'de camiler, müstakil cami olarak varlığını sürdürürler. Ama Avrupa'da camiler, bir kültür merkezidir, gençlik ve kadınların faaliyet yürüttükleri, çocukların manevi atmosferi doyasıya yaşadıkları alanlardır. Buradaki insanlarımız minber ve mihraptaki hizmetle yetinmiyor. Mihrap ve minberin, manevi, hissi, ilmi ağırlığının toplumsal dokuya yayılmasını istiyorlar. Bu bir yıl içerisinde toplumumuzda büyük bir dinamizm gözledim. En büyük sivil toplumsal yapılanmayı Türkler oluşturuyor. İkinci ve üçüncü kuşağın, sosyal tabakalaşmada orta üst düzeye geldiğini görmekteyiz. Siyaset arenasına katılımlarını, kendi işyerlerini kurduklarını gözlemliyoruz. Bunların çoğununda, kendi köklerinden, milli ve manevi değerlerinden kopmadıklarını gördüm. Bunlar bizi son derece mutlu ediyor. Ama bununla yetinmenin doğru olmadığını, bundan sonra daha çok yatırım yapmamızın gerektiğini de bilerek hareket etmemiz gerekir. Vakıf başkanı olarak bu konuda üzerimize düşenleri yapmaya gayret ediyoruz.
Kendisine bu soru zaman zaman sorulduğu için cevap veren HDV Başkanı, vakıf ve federasyon arasındaki ilişkinin iyi anlaşılması gerektiğini ifade ederek; federasyonun, camileri temsil etmek gibi bir yetkisinin olmadığına ve bu meselenin kamuoyunca iyi ayırt edilmesinin önemine dikkat çekiyor. Federasyonla Vakfın ayrımı…. Camii dernekleri açısından bakıldığında, “Bir tarafta vakıf, bir tarafta da federasyon var” diye bir şey söz konusu değil. Ortada, paralel, karşı ya da taraf olan iki kurum yoktur. 143 cami derneği açısından ve hukuken şubelik ilişkisi bakımından esas ve var olan çatı kuruluş Hollanda Diyanet Vakfı'dır. Federasyon, vakıf kurulmadan önce insanlarımızın bir araya gelebilmek için oluşturdukları bir çatı kuruluştur. İnsanlarımızın 'din hizmeti' talebi ortaya çıktığında da, federasyonun o yapıyla bu yükü daha fazla götüremeyeceği anlaşılmış ve 'Vakıf' kurulmuştur. Federasyonu kuranlar, bu vakfın kuruluşunda da bulunan insanlarımızdı. Vakıf kurulduktan sonra da bütün dernek ve camiiler vakfın birer şubesi olmuşlar ve bugünlere kadar da bu şekilde hizmet vererek gelmişlerdir. Mevcut 143 camii, tüzük ve kanun gereği Hollanda Diyanet Vakfı'na ve onun yetkisine bağlıdır. Ancak federasyon, ihtiyaç kalmadığı halde bazı mülahazalarla, bugüne kadar muhafaza edilmiş, feshedilmemiştir. Dini-kültürel hususlarda vizyonu olan HDV, 143 cami şubesinin birlik ve beraberlik içerisinde kollektif bilinç ile hareket etmesinin arkasındaki güçlü yapılanmadır. Federasyon, vakfın bir yan kuruluşu ya da paraleli filan değil; tamamen bağımsız bir dernek yapılanmasıyla hareket ediyor. Vakfımıza bağlı olan bazı camiler, tüzük gereği kendilerine izin verilirse federasyona destek olmaktadırlar.
Bazı federasyonların “Töre Cinayetleri” ile alakalı imzaladıkları protokolün, HDV’ye bağlı cami şubelerinde bir araya gelen Müslüman Türk toplumunu incittiğini savunan Şenay, temsil makamında olanların bu işe alet olmasını anlamakta zorlandığını belirtiyor.
Hollanda Diyanet Vakfı olarak töre cinayetleri tartışmasının dışındayız….. Türk toplumu, Müslümanlar, birlikte hareket edeceği konularda önce istişare etmelidir. Sorunlarımızı, 'o sorun şu grubun, bu federasyonun, o cemaatin meselesidir' anlayışıyla bakarsak çözemeyiz. Sorduğunuz için söylüyorum. Vakfımızın bu konudaki görüşü net olarak şudur: Türk toplumunun “Töre Cinayeti' diye bir sorunu yoktur. Türk toplumunu temsil iddiasında bulunanlar, bu grubun en büyük sivil toplum kuruluşu olan HDV ile böyle önemli meseleleri istişare etmek durumunda olmalılar. Böyle olmuyorsa, başka yaklaşımların olduğu düşünülebilir. Türk toplumunun 'töre cinayetleri' ve 'aile içi şiddet' diye bir sorunu yoktur. Bazı bölgelerde münferit bazı olaylar vuku buluyor ve bu bir topluma ya da bir inanca yamanmaya çalışılıyorsa, bunda bir kasıt olduğu hemen anlaşılır. Bu toplumu bu konularla ilişkilendirerek temsil etmek çok rencide edici bir durumdur. Böyle girişimler, en üst düzeyde rahatsızlıklar meydana getirmiştir. Hollanda'daki Türk toplumunun, eğitim, işsizlik, fırsat eşitliği, kendi dilini öğrenememek gibi önemli sorunları varken, bir-iki bölgesel olayı topluma mal etmek, gündem saptırmaktır. İslam dini, töre cinayetine karşıdır. Sosyolojik olarak da böyle bir sorunumuz yoktur. Bize ait olmayan bir sorun, üzerimize yapıştırılmak istenmekte ve asıl önemli meselelerimize çözüm noktasında vakit ayıramamaktayız. Vitrin olmak, parasal destek almak gibi sebeplerle bu tür bir dayatmanın içerisinde bulunulmayacağını düşünmek isteriz. Toplumumuz bu durumdan çok rahatsızdır. Hollanda Diyanet Vakfı'na bağlı olan derneklerin çatı kuruluşu olarak kendini tanıtarak, 'töre cinayeti' protokolüne imza atılmamalıdır. “Federasyona, bunu siz mi yaptırtıyorsunuz?” türünden sorular da gelmekte… Bu konuyu şiddetle reddediyoruz. Türk toplumunun menfaatleri açısından da doğru bulmuyoruz. Kişilerle ya da kurumlarla sorunumuz yoktur. Bu konuda bizim görüşümüz ve yaklaşımımız bilindiği halde bu resim ortaya çıkmıştır. Hollanda Diyanet Vakfı ve şube derneklerinin, bu konuda yapılan işbirlikleriyle ve atılan imzalarla hiçbir alakası yoktur.

İslam'a hakaret edenlere karşı izlenecek yolun, sokaklara dökülüp, hemen öfkeli protesto olmadığına dikkat çeken Bülent Şenay, Müslümanların sağduyulu yaklaşımıyla Wilders'ın 'Fitne'sini bertaraf ettiklerini ifade etti. Wilders fitnesi nasıl bertaraf edildi? Kur'an-ı Kerim ve İslam'a hakaret eden 'Wilders Fitnesi' karşısında, toplumsal bir güç olan Hollanda Diyanet Vakfı ve bünyesindeki “camii cemaati toplumu”, sokaklara dökülmedi. Hiçbir bilgiye dayanmayan, kes-yapıştır mantığıyla hazırlanan, iftiralarla doldurulan ve adı üstünde “Fitne” olan film karşısında camii cemaati toplumu, hiçbir huzursuzluğa, taşkınlığa sebebiyet vermeden, tahrike kapılmadan, büyük bir sağduyuyla fitneyi bertaraf etmiştir. Bizim sükunet çağrılarımız ve camii cemaati toplumuna yönelik mesajımız yerini bulmuştur. Müslüman toplumun, kendilerine her hakaret eden kişi ya da gruba karşı şiddeti içeren bir tepki verme ihtiyacı olmamalıdır. Daha stratejik ve uzun vadeli yaklaşılmalı, toplum ve insanlar doğru olandan yana kazanılmalıdır. Müslümanların tutumlarından dolayı, Hollanda devleti ve ilgili makamlar bize teşekkürlerini ifade etmişlerdir. Müslümanların bu topluma katılımı ve ifade özgürlüğü noktasında bir sıkıntısının olmadığı anlaşıldı ve aleyhimize olan konuyu lehimize döndürmeyi başardık. İfade özgürlüğünün, toplumların dini, kültürel duyarlılıklarına hakaret izni olmadığı mesajını bu sayede duyurabildik. İlgili Bakanlık ve meclis, bu konuda Wilders'ı uyarmış ve dini konularda daha hassas olunmasına dikkat çekmiştir. “Kin ve ayrımcılık ekmek üzere, ifade özgürlüğünün kullanılamayacağı” prensipleri Avrupa Konseyi'nde zaten gündeme gelmiştir. İşte toplumu ilgilendiren bu gibi meselelerde, toplum temsilcilerinin bir araya gelerek birbirleriyle istişare etmeleri burada önem arz ediyor.
Hollanda'daki Müslüman kuruluşlarla olan ilişkilere ve onlarla yapılan istişarelere önem verdiklerini ve bu konuda istendiğinde bir araya gelindiğini belirten Başkan Şenay, töre cinayetleri meselesiyle gündeme gelen imza protokolü resminden duyduğu rahatsızlığı da dile getirdi.
İslami hassasiyeti olanlarla ilişkiler nasıl olmalıdır? Diğer İslami cemaatlerle ilişkilerimiz, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın insanımızı kuşatan, kucaklayıcı yaklaşımına dayanmaktadır. Böyle istişarelere gerektiğinde kapımız her zaman açıktır. Bir araya gelindiğinde, fikir birliği, hedef birliği gibi toplumun yararına paylaşımlar olmalı. Bunlar her zaman söyleniyor ama, istişare edilen ve mutabık kalındığı düşünülen, istikamet yönünde beraber hareket edilmesi beklenilen durumlarda, münferit bazı çıkışlar olabiliyor. Bu çıkışların da sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Diğer cemaat temsilcileriyle bir program dahili çerçevesinde, rutinleşmiş bir şekilde bir araya gelinmiyor belki ama buluşma ve görüş alışverişi yapma imkan ve fırsatları her zaman mevcuttur.

Uluslararası İlahiyat Projesi YÖK'ün onayıyla, İlahiyat fakülteleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı işbirliği ile İstanbul ve Ankara'da üç yıldır devam eden Uluslararası İlahiyat Projesi'nde öğrenciler eğitim görmekteler. Hollanda'dan da katılan öğrencilerimiz var. Lise mezunu pek çok öğrenci bu proje kapsamında burslu olarak eğitim alıyorlar. Bu proje devam etmektedir, ilgilenenler vakıf merkez bürosuna başvurarak bilgi alabilirler.
Müslümanların çokkültürlü bir toplumda yaşamaya hazır ve alışkın olduğunu ifade eden Din Hizmetleri Müşaviri, Müslümanların toplumsal değer ve haklarına saygı gösterilmesi gibi ihtiyaç ve taleplerinin de göz ardı edilmemesi gerektiğinin altını çiziyor.
Çok kültürlü toplumla ilişkiler Bir husus batılı toplumlar tarafından tam olarak anlaşılamamış gözüküyor. O da, biz Müslümanların çok kültürlü toplum tecrübemizin göz ardı edilmesidir. Başka etnik ve dini gruplarla bir arada yaşama tecrübesi ve geleneği en yüksek olan medeniyet, İslam medeniyetidir. Müslümanlar kültürel kodları itibariyle, Hıristiyan ve Yahudilerle bir arada yaşamaya alışkın bir toplumdur. Dolayısıyla Müslümanlara “Dinlerarası Diyalog” çağrısı yapmak; kendi içerisinde bir itham içermektedir. Esas soru şudur: Hollandalılar, Fransızlar ya da Almanlar çok dinli ve çok kültürlü toplumda yaşamaya hazır mıdırlar? Avrupa toplumunun, kendi içerisindeki mezhep ve kilise çatışmaları, Yahudi toplumuna yönelttiği uygulamalar bilinirken, daha 1920'lerden 1930'lara kadar yaşanan çatışmalar tazeliğini korurken, mezhep ihtilafları yüzünden akıtılan kanlar önümüzde dururken; tarih boyunca Ermeni, Yahudi, Hıristiyan ve farklı grup insanlarıyla beraber komşu olarak yaşamış bir millete, “çokdinli bir toplumda nasıl yaşıyorsunuz?” diye sorulmasını rencide edici bulurum. Bugün yaşanan sorunları entegrasyon adı altında analiz etmek doğru olabilir; ama “Dinler arası Diyalog” adı altında tarif etmek doğru değildir. Çünkü Müslümanlar, diğer dinlerden en farklı olan dinin mensubudur, başka din mensuplarının peygamberlerinin adı anıldığında, 'selam o'na olsun' diyen bir millettir. “Diyalog” denildiğinde Müslümanlar, onun ardında yatan bir siyasi projenin varlığından rahatsızlık duymakta, endişe etmekteler. Bu, kesinlikle diyalog karşıtlığı değildir. Müslümanlar diyalog çağrılarına memnuniyetle katılacaklardır. Ama bunun birinci adımı, kendi kutsallarına hakaret edilmesine karşı bütün din mensuplarının işbirliği yapmasıdır. Hem çok dinli bir toplumda yaşayacaksınız, hem de belli bir dinin mensuplarının kutsal değerlerine hakareti ifade özgürlüğü olarak tanımlayacaksınız. Bir dinin kutsalına hakareti, ifade özgürlüğü olarak görmek, kültürel terörizmdir. Dolayısıyla Müslümanlar çok dinli, çok kültürlü bir toplumda yaşamaya hazırdır, alışkındır ve tarihi tecrübeleri vardır. Ancak toplumsal değerlerine ve haklarına saygı gösterilmesini talep etmektedirler. Çok mu yanlıştır bu?
İsrail'in Gazze saldırısı karşısında dünyanın sessizliğini anlamakta zorlandığını belirten Şenay, Müslüman toplum olarak üzerimize düşeni yapmak zorunda olduğumuza dikkat çekiyor.
Gazze katliamı Orada dünyanın seyirci kaldığı bir katliam yaşandı. Müslüman beldelerde bir ihtilaf ve çatışma çıktığında anında barış gücü gönderen uluslararası kamuoyu, burada nedense uzak durmaktadır. Bizlerde sesimizi farklı şekillerde duyurmalıyız. Siyasiler ve devletimizin yetkilileri zaten gerekeni yapmaktadır. Vakıf olarak Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından başlatılmış insani yardım kampanyamız devam etmekte. Caminin birinde “Osmanlının torunlarına yardım edin” diye yardım toplayan bir vatandaşın seslenişine şahit oldum. Biz hala onları Osmanlının torunu olarak gören bir milletiz. Tarihine sadık bir millet. İçimiz kanıyor, dua ve yardımlarımızla yanlarında olduğumuzu duyuruyoruz. Şehit olanlara rahmet, yaralılara acil şifalar diliyor, yaraların biran önce sarılması için Müslümanları yardımlarını sürdürmeye davet ediyorum. Gelecek sayımızda, ‘Hollanda’da imam eğitimi’ konusunu değerlendireceğiz. |