 |
Saadet Partisi Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: "Küresel erdeme ihtiyaç var"
16.04.2009 / dogus.nl |
İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilatlarının davetlisi olarak Almanya ve Hollanda'ya gelen ve buralarda düzenlenen bir dizi programa konuşmacı olarak katılan Saadet Partisi Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş'un “Birlik'te 20 Yıl” adlı programda yaptığı konuşmayı siz değerli okurlarımızın istifadesine sunuyoruz.
Saygıdeğer davetliler, program için seçtiğiniz “Gelenekteki Gelecek” ve “Yinelemeyen Yenileyemez” sloganlarının çok anlamlı bulduğumu ifade etmeliyim. İddiası olan, bir gelecek kurmak isteyenlerin mutlaka bir kökü olması lazım. Kökleri olmayan hiç bir ağaç, ağaç olamaz. Bu slogan, bunu ifade ediyor. Avrupa'nın içerisinde Müslüman bir topluluk olarak, hem bizim toplumumuz için hem de Avrupa ve insanlık için önemli bir görevi yerine getiriyorsunuz. Bir Afrikalının ölümü bir beyazın ölümü kadar önemli olmadıkça insanlık gerçek değerini bulmuş olmaz.
Dünyanın bugün geldiği nokta insanlık açısından büyük bir dramı ifade ediyor. Bir taraftan işgaller, savaşlar diğer taraftan ise yoksulluk, adil olmayan gelir dağılımı, çevresel sorunlar, ahlakî ve toplumsal çözülme. Hangi sorunu ele alırsanız alın, bunların hiç biri tek başına kendiliğinden ortaya çıkmamıştır. Bu sorunların haricinde asıl daha derin bir sorun var. Keşke sadece ekonomik ve çevresel sorunlar olsa. Onların çözümü kolay. Bu sorunların asıl temeli; üç asırdır dünyayı yöneten medeniyetin büyük bir krize girmiş olmasıdır. Mesele, ekonomik ve siyasal kriz değil, bir uygarlık ve bir medeniyet krizidir. Bunun için bizim medeniyetimizin çocuklarına, dünyanın yeniden düzene oturtması, yeryüzünde adaleti, refahı, ve özgürlüğü yeniden sağlaması için büyük bir görev düşüyor.

Batı, maneviyatı ihmal etti Krizin temelinde modernist değerler vardır. Birincisi, insanı bireysel olarak değerlendiren ve sadece kendi menfaatini öne çıkaran, yeryüzünün kaynaklarına sahip olarak görmek isteyen modernist değerler çökmüştür. Olayları sadece rasyonel olarak açıklamak mümkün değildir. İkincisi, sanayi kapitalizminden sonra gelişen sanayi ötesi finans kapitalizmi çöküyor. Neoliberal ekonomi politikaları çöküyor. Kapitalist sistemin değerleri iflas ediyor. Üçüncüsü, soğuk savaşın sona ermesinden sonra ortaya çıkan yeni dünya düzeni artık tam bir düzenbazlık haline gelmiştir. Mevcut sistem güçlü ve güçlünün sözünün geçtiği dünya sistemidir.Dördüncüsü, mevcut dünya sistemi barış üretemiyor. 1990'dan beri çıkan savaşlarda ikinci dünya savaşında ölenler kadar insan öldürüldü. Yüz binlerce çocuk kolsuz ve bacaksız kaldı. Bosna, Ruanda, Irak ve Afganistan'da yaşanan katliamlar modern dünyanın gerçek yüzünü ifşa etmektedir! Dünyanın üç yeni değere ihtiyacı vardır. Yeni bir insan, yeni bir paradigma ve yeni bir medeniyete ihtiyaç vardır. Avrupa'nın ortasında bulunan ve entelektüel birikimi olan siz değerli kardeşlerim bu üç yeni değeri dünyaya tanıtmakla görevlisiniz. Özgürlükten, adaletten, haktan yana ve paylaşımcı bir insan tipini ortaya koymanız gerekir. Yeni bir medeniyetin temelleri nasıl kurulur esas vazifemiz budur. Vazifemiz sadece okumak ve üç kuruş para kazanmak değildir.
Sistem, ahlâklı olmalı Modern batı medeniyetin problemi yokluk değildir. Batı'da teknoloji, silah ve üretim var. Gelişme ve zenginlik var. Ama insan topluluklarını ayakta tutan o ruh dinginliği yok. Bu, insanlar ve kendisi ile barışık olmayan bir ruh halidir. Maddi gücün yanında modern batı medeniyeti manevî değerleri ihmal etti. Modernist değerler maneviyatı önemsemiyor. Müslümanlar ise son üç asırda başka bir yanlışa düştüler. 'Nasılsa batı her şeyi üretiyor o zaman biz onlardan alırız. Bir şey yapmamıza gerek yok' dediler. Müslümanlar yerinde oturdu, hayat sadece maneviyattan ibaretmiş gibi içine kapandı, maddi gelişmeyi ihmal etti. Hiç bir uygarlık tek kanatla uçamaz. Kanadın biri maneviyat, diğeri maddiyattır. “Rabbena atina fiddünnya ve fil ahireti haseneten” dediğimizde biz 'Yarabbi dünya ve Ahiret'te haseneyi diliyoruz. Hasene dediğimiz şey, iyiliktir. İzzettir, şereftir. Adalettir, özgürlüktür. Biz dünyada ve ahirette de şerefi ve izzeti istiyoruz” demiş oluyoruz. Dünya'da küresel barışın nasıl korunacağını biz çok iyi biliriz. Küresel, ortak insanî erdemler. Sadece Müslümanların, Türklerin, Almanların değil bütün insanların küresel erdemlere ulaşmasını sağlamak için gayret gösterilmeli. Ahlaklı bireyler yetiştirileli. En zor şartlarda bile adaletten ve barıştan yana olmak zorundayız. İnsanlara karşı iyi muamele, insani bir muamele eden ahlaklı bireylere ihtiyacımız var. İkincisi, toplumsal ahlak ki, biz buna 'sistem ahlakı' diyoruz. Sistem niye hırsız ve zulüm üretiyor?. Niye adaletlisizlik üretiyor?. Her hangi bir ülkede adaletin işlemesi için ahlaklı bireylerin üzerine ahlaklı bir sistemi oturtmak zorundayız. Üçüncüsü ise, küresel adalettir. Dünyanın en büyük problemi küresel adaletsizliktir. Dünyada 300 kişinin mal varlığı 3 milyar insanın yaşadığı ülkelerin gelirinden daha fazladır. Bu kabul edilemez. Emperyalizmin kaynağı da budur. Irak işgal edilirken, “haksızlık ediyoruz” diye yapmıyor. Sadece işgal etme hakkı olduğunu düşündüğü için işgal ediyor. Sadece bireylerin ve sistemin ahlaklı olması da yetmez. Küresel adaletin sağlanması lazım. Dördüncüsü ise, küresel barış gerekir. Ben ne kadar özgürlüğe layık isem, Afrika ormanlarındaki ilkel insanların da o kadar özgürlük hakkı olduğunu kabullenmemiz lazım. Özgürlük ve refahı sadece kenedine has görmek zulümdür.
Zalimi sevemeyiz Bugünkü yaşanan krizin temelinde modernist değerler vardır. Mevcut sistem, sadece güçlünün sözünün geçtiği bir sistemdir. Artık bu sistem iflas etmiştir. Dünyanın yeniden düzene oturması gerekiyor. Bu konuda adalet diyen, 'herkese refah' diyen, 'herkese özgürlük' diyen siz değerli gençlere büyük görev düşüyor Bugünün en büyük problemi 'erdem' yokluğudur. A milleti ya da B milleti dünyanın efendisi olmasın. Küresel erdem eşittir: Ahlaklı bireyler, ahlaklı sistem, küresel adalet ve küresel barıştır. Bunlar olmadan yeryüzünde ne çevre sorunu çözebilir ne de ekonomik sorunu ortadan kaldırabilirsiniz. Üzerimize düşen kendimizi buna göre donatmaktır. Bu konuda dünyada kimin eteğinde taş varsa ortaya koysun. Bizim eteğimizdekiler insanlığın hayrına iyi olan şeylerdir. Biz buna ma'ruf diyoruz. İnsanları ma'rufa çağırıyoruz. Ma'ruf, evrensel doğrulardır. Hıristiyanların, Yahudilerin, ateistlerin, Budistlerin huzurunda da aynı şeyleri konuşsak bu maruflar aynı kabulü görecektir. İnsan olmanın birinci özelliği özgürlüktür. Gerek inanma gerekse inanmama özgürlüğüdür. Cenab-ı Allah insanı özgür bireyler olarak yarattı; o kadar özgür yarattı ki, kendisi bizi yoktan var etmesine ve çamurdan yaratmasına rağmen, kendisine inanmaya mecbur bırakmadı. Kudüs örneği buna güzel bir misaldir. Hıristiyanlar, Müslümanlar, Yahudiler çeşit çeşit dinî yorumlar ve milletler, her biri farklı kimliklerine rağmen uyumlu bir toplum oluşturabildiler. Herkes dilediği şekilde inanır, dilediği şekilde yaşar. İnanışlarına göre eğitim yapar. Dilediği gibi iş yapar ve dilediği yere gider. Gezme ve yerleşme özgürlüğü olmalıdır. Müslümanların Yahudi düşmanlığı yaptığını söylemek insafsızlıktır. Çünkü biz her insanın eşit haklara sahip olarak doğduğuna inanırız. Dolayısıyla dinî olarak anti-semitik olmamız da mümkün değildir. Biz hiç bir ırk ve din mensubuna düşman olamayız. Biz ancak zalimlere düşmanlık yaparız. Kim olursa olsun fark etmez. Çünkü o hak ile batılı birbirine karıştırıyor. Var sayalım ki, Filistinliler İsraillileri baskı altına alıp İsrailli kadınları ve çocukları öldürseydi, 'sizler İsraillilere haksızlık yapıyorsunuz derdik' ve Filistinlilere karşı çıkardık.
Herkes için özgürlük Bizim gibi düşünmeyene, bize karşı çıkana ve bizi yok etmek isteyenlere de özgürlük istiyoruz. İkinci özelliğimiz adalettir. Adaleti olmayanın özgürlüğü koruması mümkün değildir. Üçüncüsü, refahın ve zenginliğin paylaşılmasıdır. Zenginin malında fakirin hakkı vardır. “Mallar zenginler arasında dolaşan bir 'mülk' olmasın” ilkesi bizim evrensel prensiplerimizdendir. İnsan hakları bizim için en önemli özelliktir. Her insanın aklının, malının, neslinin, canının ve inancının korunma hakkı vardır. Modernizmde insan hakları kazanılarak elde edilir. Biz de ise doğuştan elde edilir. Emaneti ehline vermek gerekir. Kim ehilse emaneti ve görevi ona veririz.
İşleri despotça halletmek Müslümanların yöntemleri arasında hiçbir zaman olmamıştır. Bizler oturur konuşur, istişare ederiz demokratik kuralları isteriz. “Toplumu istediğimiz gibi şekillendiririz” gibi bir anlayışımız yoktur. Toplum kendisinin nasıl olacağına kendisi karar verecektir. Biz ma'rufu söyleyen insanlarız. Bu ilkelerimiz evrensel ilkelerdir ve bu ilkeler doğrultusunda herkesle çalışabiliriz. Sevgili gençler, önce kendinizi inşa edeceksiniz. Bilgili olacak kendinizi ve dünyayı bileceksiniz. Ahlak ve davranışlarınızla örnek olacaksınız. Kişilik sahibi olacaksınız. Kişilik sahibi olmak, söylediği sözden geri dönmemektir. Kendi aleyhine de olsa doğruyu söylemek ve adaletten yana olmaktır. Şeffaf olun. İçinizde ne varsa dışınız da o olsun. Bakıldığınız zaman arkası görülen insanlar olun. Çift lisan kullanmayın. Bizim Allah'ın kullarından saklayacağımız bir kelimelik bile bir gizli gündemimiz olamaz. Güvenilir ve emin olmak bizim en önemli özelliğimiz olsun. Herkes sizden güvende olsun, emin olsun. Bunları yapmayanlar yukarıda anlattığımız evrensel doğruları anlatamaz. Kalabalıklar arasında yalnızlaşan bir toplum olduk. Toplumsal erdem ve dayanışmayı sağlamak için çalışmalıyız. Bireycilik değil, toplumculuk daha önemlidir. Arkadaş biriktirin, insan biriktirin, arkadaşlarınızı sakın ha test etmeye kalkışmayınız. İmtihan etmeye kalkmayın. Siz kendinizi kendi fedakarlığınızla test edin. Siz paylaşan, veren taraf olun. Sizin gibi düşünmeyenlerden de geniş bir çevreniz olsun. Üniversiteyi bitirdiğiniz zaman geriye yüzlerce insanla konuşmuş olun. Yüzlerce insanla tartışmış ve tanışmış, yüzlerce kimin neyi ve hangi konuda ihtisaslaştığını bilen insanlar olarak bitirin okulunuzu.
16-30 Nisan 2009 - Doğuş Gazetesi |
| Bu haber 1384 defa okunmuştur. |
  |
|
|
|
|