Uyum Yasası Türklere Uygulanmayacak İyi tatiller.... RIVM'den hava sıcaklıkları için uyarı geldi Van der Laan, Amsterdam'ın yeni belediye başkanı oldu Cohen'in kafasındaki hükümet hazır CDA, PVV'in koalisyon çağrısına sıcak bakmıyor Sandığa gitmemenin bedelini, Wilders'le ödeyeceğiz Hollanda bugün sandığa gidiyor PvdA, yüksek tahsilli gençler arasında popüler Sivil Toplum Örgütlerinden Çağrı
Dr. Kadir Canatan: Kadın nasıl olması gerektiğini değil, nasıl olduğunu bilmemiz gerek!..

24.03.2009 / dogus.nl
Kadir Canatan'la medya yolculuğumuz Doğuş'un ilk sayısıyla başladı. 2005 yılında Türkiye'ye kesin dönüş yapmasına rağmen, her sayıda sizlerle buluştu. İlk gittiği günlerde hayli sancılı bir süreç yaşadı ama, sizinle/bizimle olan ilişkisini koparmadı. Şu an Balıkesir Üniversitesinde sosyoloji dersleri veren Sevgili Kadir Canatan'ın  Çıra Yayınları'ndan  “Nisadan İnsana” adlı bir kitabı çıktı. Asım Öz, HAKSÖZ dergisi için  Kadir Canatan'la Cinsiyetçilik ve Toplumsal Cinsiyet Kavramı üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi. Kadın haklarının bolca tartışıldığı şu günlerde, kadınlarımızın nerelerde olduğu ve durduğu yönünde pek çok ipuçları veren kitap eksenindeki söyleşimizden hayli istifade edecek, keyifle okuyacaksınız.



Söyleşi/Foto: D-Ajans


Kitabınızın yani Nisadan İnsana1'nın oluşum sürecinden söz ederek başlayalım. Kitabınız nasıl oluştu? Bunca İslam ve Kadın konulu kitap varken niçin bu konuda bir kitap daha yazmak zorunda hissettiniz?
Benim çalışmam, mevcut kitaplardan bir açıdan temelden farklı. "İslam'da Kadın" başlıklı kitaplar, daha çok savunmacı bir üslupla yazılmış olup İslam'ın normatif olarak konuya yaklaşımlarını ortaya koymaya çalışıyorlar. Oysa ben böyle bir çıkış noktasından hareket etmedim. Ben, geçmişten günümüze Müslüman yorumcuların kadın sorununa nasıl yaklaştıklarını tasvir etmeye ve klasik dönem ile modern dönem arasındaki farklılıkları ve bunun olası nedenlerini ortaya koymaya çalıştım. Yani kadın konusunda "olması gerekeni" değil, "olanı" mümkün olduğunca "olduğu gibi" incelemeye yöneldim.



Kitabınıza ad olarak seçtiğiniz ifade evrimci bir yaklaşımı çağrıştırıyor. Kitabınızın adı ile içeriği arasında nasıl bir irtibat var? Özellikle 107. sayfada sosyolojik bakışın artıları kadar negatif boyutları da yansımış gibi. Ne dersiniz?
Kitabın adı çalışma tamamlandıktan sonra ortaya çıktı ve araştırmamda "dini bilginin evrimi"ni ortaya koyan bir niteliğe sahiptir. Biliyorsunuz Kur'an'da bir Nisa suresi var, bir de İnsan suresi.. Bu bölümlerin isimlerinden faydalanarak İslam düşünce ve yorum geleneğindeki gelişmeyi ifade etmek istedim. Başka bir deyişle kadın konusundaki yorumlarda klasik dönemde bizzat eril ve dişil özelliklerine vurgu yapılıyor. Dikkat cinsiyet gibi bir altkimlik özellikleri üzerinde yoğunlaşınca kadın ve erkekler arasındaki farklılıklar ön plana çıkıyor. Oysa modern dönemde ve bu dönemde yazılmış tefsirlerde kadın ve erkek, insanlık üstkimliği açısından irdeleniyor. Burada farklılıklar değil ortaklıklar ve benzerlikler su yüzüne çıkıyor. Demek ki kadın açısından "nisa" olmaktan "insan" olmaya doğru bir süreç yaşanmıştır.
Burada olası bir yanlış anlamayı düzeltmek isterim. Bu ifadelerle asla şunu iddia etmiyorum. Geçmişte Müslüman dünyada kadın, "insan" olarak algılanmıyordu. Bu ancak modern dönemde kabul edildi. Belki burada zihnimizin arkasında Hıristiyanlık dünyasındaki kadın algısı konusundaki bazı bilgiler bizi böyle düşünmeye sevk ediyor. Çalışmamı bu şekilde okumuş ya da anlamış olanlar varsa, doğrusu bu çalışmamın maksadının dışında bir okuma ve anlama biçimidir. 

Çalışmanızın kilit kavramı olarak ifade ettiğiniz cinsiyetçilik ile hangi durumları vurgulamak istiyorsunuz?
Cinsiyetçilik, literatürde "seksizm" olarak ifade edilen cinsiyet ayrımcılığını meşrulaştıran bir ideolojiyi ifade etmektedir. Bu kavram farklı biçimlerde tanımlanmıştır. En basit tanımı "cinsiyet ayrımcılığı"dır. Ama ben söz konusu kavramdaki "izm" takısından hareketle bunun bir vakıa ve eylemden ziyade bir ideolojiyi ifade ettiğini öne sürdüm. Bu ideolojinin bazı özellikleri olduğunu göstermeye çalıştım.

Cinsiyetçilik ideolojisinin temel varsayımları nelerdir?
Bu ideolojinin üç temel varsayımdan hareket ettiğimi söyleyebiliriz. İlk olarak cinsiyetçilik yeryüzünde kadın ve erkek diye birbirinden kesin olarak ayırt edilebilecek iki farklı cinsin varlığından hareket eder. Bu bir başlangıç noktasıdır, bu cinsiyetçi ideolojiyi inşa etmek için gereklidir, fakat bu ilk düzeyde bu varsayıma inanan kişiler henüz cinsiyetçi değildir.
Cinsiyetçiliğin vücud bulması için bir varsayım daha gereklidir. Eğer kişi kadın ve erkeklik olgularına kategorik ve sistematik olarak belirli değer yargıları yüklüyorsa, sözgelimi kadınsal özellikleri "aşağı", erkeksel özellikleri de "üstün" kabul ediyorsa o zaman cinsiyetçilik dediğimiz ideoloji ortaya çıkmış demektir.
Böyle bir varsayım doğal olarak kadın ve erkek arasında ayrımcı muameleyi meşrulaştıran bir temel sunmaktadır. Değer yargıları düzeyinden çıkıp hak ve hukuk planında bu ayrımcılık şekil alırsa, cinsiyetçilik kurumsallaşmış ve toplumsallaşmış olur.


 Kadir Canatan kimdir?  1960, Hacıbektaş doğumlu. 25 yıl Hollanda'da yaşadıktan
 sonra 2005 yılında kesin dönüş yaptı. 1984 – 1989 yılları arasında Rotterdam'da
 Sosyal Akademi'yi bitirdi. 1989 – 1993 yılları arasında Erasmus ve Vrij
 Üniversitelerinde sosyoloji eğitimi aldı. 2001 yılında Erasmus Üniversitesinde
 sosyolog olarak doktorasını yaptı.  Canatan'ın, Türk İslamı, Göçmen İşçilerin
 Kimlik Arayışı, Avrupa'da Müslüman Azınlıklar, Din ve Laiklik, Bir Değişim Süreci 
 Olarak Modernleşme, ‘Nisadan İnsana’ isimli kitapları bulunuyor. 2006'dan beri
 Balıkesir Üniversitesinde sosyoloji dersleri veren Canatan, evli ve iki çocuk
 babasıdır.


Cinsiyet ile toplumsal cinsiyet arasında nasıl bir ayırım var?
Bu iki kavram, kadın sorunlarını anlamada anahtar role sahiptirler ve çoğu zaman birbirine karıştırılırlar. Oysa ikisi oldukça farklı fenomenlere işaret ederler. Cinsiyet, biyolojik bir veridir. Toplumsal cinsiyet ise sosyo-kültürel bir veridir. Mesela kadının biyolojik olarak erkeklerden bazı bakımlardan farklı olduğu doğrudur. Ama bu kavramdan hareketle kadının toplumsal konumu açıklığa kavuşturulamaz. Çünkü kadın-lık ve erkek-lik, biyolojik temellere sahip olduğu kadar, belki de daha fazla sosyo-kültürel temellere sahiptir. Kadının, ev kadını olması ya da erkeğin aile reisi olması tümüyle biyoloji ile açıklanamaz, bunlar toplumsal olarak tanımlanmış rollerdir. Eğer bir şey toplumsal olarak tanımlanmış ya da kurgulanmış ise bu değişkendir. Oysa biyolojik farklılıklar değişmez verilerdir. Bu kavramsallaştırma kadın ve kadının toplumsal konumu üzerindeki tartışmaları açıklığa kavuşturmak için oldukça önemlidir.

Toplumsal cinsiyet kavramı İslam yorum geleneğinde zaman içinde ne gibi değişiklikler geçirmiştir?
Özetle şunu diyebiliriz: Klasik dönemde yorumcular biyolojik anlamda cinsiyeti, toplumsal cinsiyetin ve kimliğin temeli olarak görmüşlerdir. Kadın ve erkek, biyolojik ya da fiziksel özelliklerinden hareketle birbirinden "farklı" varlıklar olarak tarif edilmiştir. Keşke farklı olarak tarif edilmekle kalsaydı iş! Daha da ileri giderek, bugün cinsiyetçilik ideolojisinin ikinci varsayımı olarak söylediğimiz, eril ve dişil özellikleri değer yargılarına oturtarak eril özellikleri üstün, dişil özellikleri ise eksik ve aşağı olarak tanımlanmışlardır. Sözgelimi İmam Gazali kadını, cinselliği bakımından çekici ve baştan çıkarıcı bir varlık, akıl bakımından da eksik olarak nitelemektedir. Ona göre burada bir sorun var: Cinsel olarak toplumu tahrik ve tehdit edebilir. Ayrıca aklının erkek kadar gelişmemiş olması ondan kaynaklanan tehdidi daha da artırabilir. Böyle bir varlığın kontrol edilmesi gerekir. Nitekim İhya'yı okuduğunuz zaman onun kadınları eve hapsetmek ve sokağa çıkmasını yasaklamak istediğini görürsünüz. Demek ki cinsiyetçi bir algı, kadına yönelik kısıtlayıcı yaptırımları beraberinde getirmektedir.
Araştırmamda geleneksel yorumların cinsiyetçi bir karaktere sahip olduğunu tespit ettim. Fakat tespit ettiğim bir başka nokta, kadın konusundaki düşüncelerin Batı'yla temastan sonra değişmeye yüz tutmuş olmasıdır. Osmanlı'da 19. yüzyılın sonunda başlayan bir kadın hareketi var. İslam'da kadın meselesi, modern tarihte ilk kez bu dönemde tartışılmaya başlanmıştır. Kadın dernekleri ve dergileri çıkmaya başlamıştır. Bu kez, hakim söylem kadının insanlığı ve erkeğe eşit olduğu fikridir. Bu fikir günümüze kadar iki koldan gelişmiştir. Birinci kola göre kadın ve erkek, hukuksal anlamda her zaman eşit olmasa da, ontolojik olarak birbirine eşittir ve eşdeğerlidir. Tanrı, onu erkekten daha aşağı yaratmamıştır. Bu söylem, bir İsrailiyat ve Hıristiyanlığın etkisiyle İslam'a sıçramış bir mesele olarak ortaya konmaktadır.
İkinci kol ise daha ileri giderek kadının hem ontolojik olarak hem de hukuksal olarak eşit olabileceği fikrini savunmaktadır. Bu söylemi geliştiren modern(ist) yorumcular, ontolojik eşdeğerliliğin hukuksal anlamda eşitlik fikrini de beraberinde getirdiğini söylüyorlar.

İslam ve kadın konusunda Batı dünyasındaki söylemler ile İslam dünyasındaki söylemler arasındaki paralellikler ve paradokslar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Hem Müslüman dünyada hem de Batı dünyasında geçerli olan iki söylem var. Özcü söyleme göre kadının Müslüman dünyada geri kalması tamamen İslam'ın ilkelerinden ve hukuksal normlarından kaynaklanmaktadır. İslam, özü itibariyle cinsiyet ayrımcılığını destekleyen ve bunu hükümlerinde ifade eden bir dindir. Bağlamcı söylem ise buna karşı çıkar. Kadının geri ve ikincil konumunun İslam'la değil daha çok Ortadoğu dünyasındaki ataerkil gelenek ve azgelişmişlik sorunlarıyla alakalı olduğunu savunur. Bu anlamda, Müslüman dünya ile benzer konumu paylaşan Hıristiyan, Budist, Hindu vs. ülke ve toplumlar arasında bir fark gözetmez.

İslami popüler söylemin İslam'da ve İslam toplumlarında bir kadın sorununun varlığını kabul etmediğini ifade ediyorsunuz. İslam toplumlarında kadın sorunu anlaşılabiliyor fakat İslam'da kadın sorunu derken neyi kastediyorsunuz?
İslami popüler söylem, Müslüman dünyada bir kadın sorununu kabul etmez. Bu söyleme göre kadın sorunu esasında Batı'da ortaya çıkmıştır ve bize de feminist ve Batıcı elitler tarafından aktarılmıştır. Dolayısıyla bu sorun yapay ve Avrupa-merkezcil bir sorundur. Dünyamızda herhangi bir gerçekliği yoktur. Ben bu tür bir yaklaşımı, biraz önce ifade ettiğim söylemlerden pek farklı görmüyorum. Burada iki temel sorun görmezlikten geliniyor: 1) Kadının, tüm dünyada olduğu gibi bizde de ikincil ve geri bir konumu vardır. Bunu anlamak için onların eğitim, iş ve siyaset dünyasındaki konumlarına ve temsil durumlarına bakmak yeterlidir. 2) İslam'ın geleneksel yorumları, cinsiyetçi özellikler taşımaktadır. 19. yüzyılın sonundan bu yana kadın meselesinin tartışılması ve "İslam'da kadın" başlıklı yüzlerce kitap yazılmış olması bu sorunun varlığına işaret etmektedir. Bunu örtbas etmenin bir anlamı yoktur. Daha açık ve uygun bir dille ortaya konması gerekir. Ben Müslüman entelektüellerin fikri ve bilimsel yetersizlikleri sebebiyle bu sorunla yüzleşemediklerini düşünüyorum.

Kadın konusunda ortaya atılan görüşleri irdelerken "İslami söylemi seküler söylemden, seküler söylemi de İslami söylemden ayrı düşünerek anlamak mümkün değildir" diyorsunuz. Modern zamanlardaki bu tartışmaların belli başlı özellikleri, nelerdir?
Kanaatime göre Batı'dan ve içerden gelen fikri ve kültürel saldırılara karşı cevap vermek Müslümanları savunmacı ve tepkici kılmıştır. Onlar özcü bir söylemle kadının kötü konumunu İslam'la ilişkilendirirlerken, Müslüman yazar ve aydınlarda bunu kategorik olarak reddetme yoluna başvurmuşlardır. Bu nedenle bir saldırı söylemi, ardından bir savunma söylemi türetmiştir. Bu iki söylemi, etki-tepki zinciri içinde ve bir madalyonun iki yüzü gibi okumakta fayda var.
Ben bu iki söylemin dışına çıkılmasını; özgür ve özgün bir yaklaşımla kadın meselesinin yeniden araştırılmasını ve irdelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Birilerine cevap yetiştirmek yerine kendi düşünce geleneğimizi eleştirel bir okumaya tabi tutmalıyız. Kadın konusunda daha sağlıklı bir düşünce üretebilmek için bizi etkileyen kaynakların açıklığa kavuşturulması gerekir. Ben kendi okuma biçimimi Halduncu ya da sosyolojik-antropolojik olarak niteliyorum. Yani "nasıl olması gerektiğini" ortaya koymadan önce "nasıl olduğunu" bilmemiz gerekiyor. Tarihsel ve toplumsal süreci ve buna eşlik eden düşünceleri bilimsel olarak araştırmalı ve ortaya koymalıyız.

Hz. Muhammed(s)'e vahiy gelmeden önce cahili Arap toplumunun kadın algısının olumsuz olmasının sebepleri nelerdir?
Bunun hem kültürel hem de sosyo-ekonomik sebepleri var. Kur'an'dan açıkça anlıyoruz ki Araplar kız çocukları olduğunu duyduklarından insanlardan kaçıyorlar ve ne yapacaklarını şaşırıyorlardı. Kız çocuğu sahibi olmak, ataerkil bir dünyada ve kültürde istenilir bir şey değildi. Bunun yanında kız ve kadınların ticaret ve tarıma dayalı bir toplumda erkekler kadar işlevsel olmadığı düşünülüyordu. Sözgelimi kadınların ata binememsi ve savaşlar yapamaması bir eksiklik olarak görülüyordu. Sıcak, verimsiz ve kurak bir iklimde ekonomik geçim kaynakları sınırlı ve riskliydi. Bu riski erkekler daha iyi karşılıyorlardı. Mesela kız çocukları, özellikle kuraklık dönemlerinde kuma gömülüyorlardı. Bu bir nevi tabi seleksiyon ve ilkel bir doğum kontrolüdür. Çevrenin sunduğu imkanlar sınırlı ve kıt olduğu zamanlarda yapılacak şeyler de sınırlıydı. Ya başka bir yere göç ediliyordu, ya yağma yapılıyordu ya da nüfus bir şekilde sınırlandırılıyordu.

Bu noktada İsrailiyat nasıl bir etki oluşturdu?
İsrailliyat, geleneksel dönemde meşru bir bilgi kaynağıdır. Yani Kur'an'da ve hadislerde ortaya çıkan müşkülleri ve bilgi boşluklarını doldurmak için eski kitaplara ve milletlerin anlayışlarına başvurmuşlardır. Sözgelimi kadının erkeğin eğe kemiğinden yaratılması, Tevrat'ta yer alan bir bilgidir. Bu bilgi, bizde sorgulanmaksızın kullanılmıştır. Ehli kitap, ümmi Arap toplumunu kültürel olarak etkilemiştir. Aralarında kültürel olarak asimetrik bir ilişki söz konusudur. Günümüzdeki müfessirlere baktığımız zaman bu tür bilgiler temelsiz olarak nitelenmekte ve dışlanmaktadır. Demek ki bu bilginin statüsü değişmiştir. Artık geçerli ve güvenilir bir bilgi olmaktan çıkmıştır.

Çalışmanızda Nisa suresini temel metin olarak seçmeniz hangi sebepten kaynaklanıyor?
Nisa suresinde kadın ve cinsiyet meseleleri en fazla gündeme gelmektedir. Bu sure ve bunun yorumları bana yeterince malzeme sundu. Bir yerden başlamak gerekiyordu. Başka araştırmacılar, başka konuları benzer bir yöntemle ele alabilirler. Dini bilginin evrimi meselesi, pekala başka konulara da uygulanabilir. Sözgelimi klasik tefsir kitaplarını, kölelik konusuyla ilgili olarak modern tefsir kitaplarıyla kıyaslasak nasıl bir sonuç çıkar acaba?

Kur'an,  kadın ve erkekler hakkında farklı hükümler koyarken neyi dikkate almaktadır? Bu farklı hükümlerin temelinde yatan şey, kadın ve erkek arasındaki doğuştan gelen biyolojik ve fıtri farklılıklar mıdır? Yoksa tamamen sosyolojik farklılıklar mıdır? Geleneksel yorumcuların biyolojik farklılığa yaslanmaları ile modern yorumcuların sosyolojik gerekçelere yaslanmaları arasında bir mahiyet farkı var mı?
Kur'an'da kadın ve erkekler arasında farklılık gözeten hükümler bulunmaktadır. Sözgelimi şahitlik, miras, devlet başkanlığı ve aile reisliği gibi konularda. Burada araştırılması gereken soru şudur: Bu farklı hükümlerin temeli nedir? Geleneksel yorumcular, bu soruya hazır bir cevap bulmuşlardır. Yaşadıkları çağ ve kültür bu konuda onların böyle düşünmelerini sağlamıştır. Bu farklı hükümler erkek ve kadın arasındaki cinsiyet farklılıklarına dayandırılmıştır. Farklılık temeli cinsiyet ve dolayısıyla biyoloji olunca, hükümlerin de değişmesi diye bir şey söz konusu olamaz. Erkek erkek, kadın da kadın olarak varolduğu müddetçe bu farklı hükümler devam edecektir. Modern yorumcuların kimi, bu farklı hüküm ve uygulamaların temelini biyolojide değil de sosyoloji de aramışlardır. Bu tartışma modern sosyolojide ırk ve zeka konulardaki tartışmayı andırmaktadır. Yakın geçmişte siyahların eğitimde gerikalmışlıkları onların zeka olarak aşağı olmalarıyla, zekaları da siyah olmalarıyla ilişkilendirilmiştir. Oysa pekala sosyolojik faktörler de tayin edici olabilirdi. Nitekim sosyolojik araştırmalar bunun ırk ile değil sosyo-ekonomik çevre ile alakalı olduğunu ortaya koymuştur. Sosyo-ekonomik konumu değişen siyahların eğitimdeki başarıları da otomatik olarak artmıştır.
Ben şunu iddia ediyorum: Eğer Kur'an'daki farklılık yaratan hükümlerin gerekçesi sosyolojik ise bu durumda hükümler değişebilir.

Modern zamanlarda İslam ve kadın tartışmasının serencamı nedir? Bugün bu tartışmalardan geriye ne kalmıştır?
Modern zamanlardaki tartışma, biraz önce belirttiğim gibi 19. yüzyılın sonunda başlamış ve günümüze değin artan bir yoğunlukla sürerek gelmiştir. Bu tartışmalarda Batı'yla temas ve Batı etkisi çok etkili olmuştur. Geleneksel dönemde farklılıklar ideolojisi önemli iken, günümüzde eşitlik paradigması bunun yerine geçmiştir. Fransız Devrimi eşitlik, özgürlük ve kardeşlik ilkelerini getirmiş ve tüm dünyaya yaymıştır. Bizde eşitlik, önce "milletlerin" ya da tebaanın eşitliği olarak Tanzimat'ta gündeme gelmiş ve sonra kadın-erkek eşitliği şeklinde sürmüştür. Eşitlik paradigması, kendimize ve kadına bakışımızı kökten değiştirmiştir. Burada iki mesele önemli olmuştur. İlk olarak eşitlik paradigması ışığında İslam hukukunda ve hatta Kur'an'da kadın ve erkeğe yönelik farklı hükümler ve düzenlemeler sorunsallaştırılmıştır. Başlarken konuştuğumuz gibi Batı dünyası ve onun içerde sözcülüğünü yapan kesimler "İslam'da kadın ve erkeğin eşit kabul edilmediği" fikrini işlemeye başlamışlardır. İkinci olarak Müslüman dünyada kadının gerçeklik dünyasındaki konumu ile idealler arasında büyük bir açıklık olduğu fark edilmiştir. Bu da yine İslam'a mal edilmiştir. Bu durumda Müslüman dünyanın buna bir tepki vermesi gerekiyordu. Verilen tepkiler çoğunlukla savunmacılık şeklinde olmuş ve kadının pozisyonuna ilişkin sorunlar ve olumsuzluklar ya kötü geleneklerde ya da yanlış Batılılaşma da aranmıştır. Ama günümüzde bu tartışmanın bu şekilde sürdürülmesinin daha fazla bir anlamı yoktur. İki konu hala tartışılmak zorundadır. Birincisi İslam ile kadın arasındaki ilişkiler, yorumsal ve düşünümsel bir düzlemde daha ciddi çalışmalarla yeniden ele alınmalıdır. Burada İslam'ın değil İslam'ın yorumlarının ve anlaşılma biçimlerinin hangi açılardan sorunlu olduğu ortaya konulmalıdır. İkincisi modern dünyada da feminist çevrelerde sürdürülen farklılık ve eşitlik paradigmasını aşmaya yönelik yeni teorik perspektifler ışığında kadın konusuna yeniden bakılmalıdır. Çünkü her iki paradigma da beraberinde teorik ve pratik sorunlar getirmiştir. 

İslamcıların kadın konusunda hem geleneksel akımlardan hem de batıcı çizgiden farklılık taşıması daha sonraki Kur'an yorumlarını nasıl etkilemiştir?
İslamcılık, modern zamanlarda ortaya çıkan bir akım olarak geleneğe yeni bir bakış getirmiştir. Kaynaklara dönüş ve içtihat kapısının açılması, bu akımın iki ana parametresidir. Bu parametreler açısından bakıldığında kadın konusu da yeniden ele alınmıştır. İslamcılar hem geleneksel kültür ve yorumların hem de Batılı, modern gelişmelerin kadının konumunu nasıl etkilediğini irdelemişlerdir. Fakat hala İslamcılık, geleneksel farklılık paradigması ile modern eşitlikçilik ideolojisi arasında gelip gitmektedir. Bu konuda henüz özgün bir görüş ortaya koyabilmiş değildir. Geleneksel-muhafazakar çevreler geleneksel etkilerden, modern(ist) çevreler ise modern düşüncelerden kurtulmadıkça özgün şeylerin ortaya konabileceğine de inanmıyorum. Biz hem gelenekçiliği hem de modernliği yanlış anlıyoruz. Mesela gelenekçilik deyince geleneksel olarak ulaşılmış sonuçları anlıyoruz, ya da modernistler modern dünyanın ulaştığı sonuçları en son ve tartışılmaz şeklinde anlıyorlar. Çoğu kimse bu "sonuçlara" nasıl ulaşıldığını tartışmıyor. Oysa hem geleneksel metodoloji hem de modern metodoloji ve okuma biçimleri bizim kaynakları yeniden okumamızda faydalı olacaktır. Bunun için bence mesele daha fazla metodolojik bir düzlemde ele alınmalıdır. 

Seksenli yılların sonundan itibaren tartışılan İslam ve feminizm başlığı altında toplayabileceğimiz yaklaşımlar ile kitabınızda ele aldığınız ve öne çıkardığınız sosyolojik okuma arasında bir bağ kurulabilir mi?
Kurulmasında hiçbir sakınca görmüyorum. Ama hangi feminizm, hangi İslam? Feminizm, içinde liberal eşitlikli anlayışı barındırdığı gibi radikal eşitlikçi ya da farklılıkçı eğilimleri de barındırmaktadır. Etkili olan söylem liberal-eşitlikçi söylemdir. Bunun sınırları ve yarattığı sorunlar hissedilmiştir ve bugün yeniden farklılıkçı yaklaşımlara da kucak açılmaktadır. Tüm bu gelişmelerden İslam ve kadın konusundaki çalışmalarda etkilenmektedir ve etkilenmesi de doğal karşılanmalıdır.  Tekrar edeyim, eğer sağlam ve özgün bir görüşünüz yoksa bu etkilenmelerde siz pasif bir alıcı durumuna düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalırsınız. Bu sakıncalı bir durumdur. Bence etkilenme yerine etkileşimi seçmek ve tartışmalarda pasif değil aktif bir konumda olmak gerekiyor. Bunu söylemek kolay, ama gerekli entelektüel ve bilimsel donanım yoksa -ki esas sorun budur- o zaman bunu gerçekleştirme imkânınızda yok demektir.

Doğuş Gazetesi - 16 / 31 mart 2009
Bu haber 584 defa okunmuştur.  


Saadet Partisi Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulm... Değişim, Türkiye'nin liderliğinde olmalı
İzininiz nasıl geçti, geçiyor?
Çok güzel
% 44 (284 oy)
 
Hoş değil
% 21 (137 oy)
 
İdare ediyor
% 35 (220 oy)
 
5 Eylül 2010, Pazar


Müslümana İzzetli Tavır Yakışır!

Fethullah Gülen'in “Yardım malzemesi taşıyan gemiler için İsrail’den izin alınması gerekirdi; otoriteye meydan okumak yanlıştır” sözleri üzerine Özgür-Der Yönetim Kurulu Üyesi Hamza Türkmen bir basın açıklaması yaptı.MÜSLÜMANA İZZETLİ TAVIR YAKIŞIR!Fethullah Gülen'in, Gazze Yardım Filosu için sarfettiği ve yalanlanmayan, üstelik Zaman Gazetesi'nde Abdülhamit Bilici'nin yazısı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın beyanıyla da desteklenen "Yardım malzemesi taşıyan gemiler için İsrail'den izin alınması gerekirdi; otoriteye meydan okumak yanlıştır" sözleri bir faciadır.Bu sözlerin nasıl bir siyasi konjonktürde sarfedildiğine baktığımızda ise tablo daha da karanlık bir mahiyet arzetmektedir. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ABD'nin veto yetkisinin de aşılarak BM Güvenlik Ko...

Devamı için tıklayınız

İyi tatiller....
Uyum Yasası Türklere Uygulanmayacak
Sandığa gitmemenin bedelini, Wilders'le ödeyeceğiz
Cohen'in kafasındaki hükümet hazır
RIVM'den hava sıcaklıkları için uyarı geldi
Van der Laan, Amsterdam'ın yeni belediye başkanı oldu
 
 
 
Jaap Nawijn: "De geschiedenis herhaalt zich helaas constant"
Özellikle bölgesel gazetelerimizde yerel yöneticilere yer veriyor, görüş ve önerilerini toplumla paylaşmaya gayret ediyoruz. Bu kez Doğuş Noord-Holland gazetemize Heemskerk belediye başkanı Jaap Nawijn'ı, misafir ettik. Kendisi bir bürokrat çocuğu olması hasebiyle bürokrasi geleneğini çok iyi tanıyor. Bizi kendi makamında sıcak bir ortamda kabul eden belediye başkanı ile çeşitli konuları görüştük. Türklerin bu bölgede en büyük azınlık gurubu oluşturmalarından dolayı Heemskerk  belediyesini seçtik. Heemskerk aslında bir tarım köyü ancak endüstri tabii ki bu şehirde de kendisine yer bulmuş durumda. Özellikle Hollanda'nın en büyük metal fabrikasının Heemskerk'te olması ve buradaki çalışanların büyük bir bölümünün Türklerden oluşması, bu şehrini çalışanların büyük bir bölümünün Türklerden oluşması, bu ......
 

 

Sitemizde yayınlanan yazı ve reklamların hukuki sorumluluğu sahiplerine aittir. Yayınlanan materyaller kaynak gösterilerek herhangi bir hak talebinde bulunulamaz. Sitemizde yayınlanan yazılar ve görsel malzemeler kaynak gösterilerek alıntı yapılabilinir. Ingezonden artikelen vallen niet onder de redactionele verantwoordelijkheid. De redactie is derhalve niet aansprakelijk voor de inhoud van de columns en het advertenties. Aan de informatie op deze site kunnen geen rechten worden ontleend. Het materieel op deze site
mogen wel gepubliceerd worden als de bron duidelijk wordt vermeld.


Bu site en iyi 1280 – 1024 ekran çözünürlüğünde görüntülenebilir.