Uyum Yasası Türklere Uygulanmayacak İyi tatiller.... RIVM'den hava sıcaklıkları için uyarı geldi Van der Laan, Amsterdam'ın yeni belediye başkanı oldu Cohen'in kafasındaki hükümet hazır CDA, PVV'in koalisyon çağrısına sıcak bakmıyor Sandığa gitmemenin bedelini, Wilders'le ödeyeceğiz Hollanda bugün sandığa gidiyor PvdA, yüksek tahsilli gençler arasında popüler Sivil Toplum Örgütlerinden Çağrı
Ezber bozanların tarafında olmak…

İnandığınız gibi yaşamazsanız yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız. Hz.Ömer (r.a.

Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir Dünyada,kendin olarak kalabilmek,dünyanın en zor savaşını vermek demektir.Bu savaş bir başladımı,artık hiç bitmez!... E.Cummings

İnsanın şerefiyle yaşayabilmesi için en kısa ve en emin yol, olduğu gibi görünmektir. Sokrat

İnsanın mutluluğunun temeli hak ve adalet konusunda toplanır. Bir insana yapılan haksızlık bütün toplumu yaralar. Hak ve adalet hissi bireylerden başlamalıdır. Ve insan, bireyin mutluluğunun kendi mutluluğu için şart olduğuna inanmalıdır. Pascal



Hayati tavsiye

Komedyen Eddie Cortar’a, hastalanınca ne yapmak gerektiğini sormuşlar.

-Mutlaka doktora gidin. Zira doktorun yaşaması gerek. Verdiği ilacı hemen alın, çünkü eczacının yaşaması gerek. Ama ilaçları sakın içmeyin, zira sizin de yaşamanız gerek, demiş.

Bu kıssayı ister seçimlerle, isterseniz Hollanda’daki doktor şikayetleriyle hisselendirin. Kutlu elçi, sevgili Peygamberimiz, “Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed (s.a.v.) O’nun kulu Resulüdür.” dediğinde, Mekkeli putperest/müşriklerin bütün ezberleri bozulmuştu. Kolay değildi, asırlardır “inanç” diye gittikleri yolun çıkmaz, tutukları dalın çürük olduğunu söylemişti. O’nu, bu söyleminden vazgeçirmek için Mekke liderliği, büyük servetler ve Mekke’nin güzel kadınları teklif edilmişti. O, bu teklifi başka ezberler bozarak reddediyordu: “Bir elime ay’ı bir elime güneşi koysalar, ben bu hak davadan vazgeçmem!" Bu ezber bozuşlar, O’nun tarafına geçenlerin sayısını artırıyor, dünyayı yeniden şekillendiriyordu… Günümüzde, bu Peygamberi tavrı sürdürenlerin varlığına şahit olmak ve onlarla aynı havayı solumak mutlu ediyor insanı. 40 yıldır, dünya Müslümanlarını ümmet bilinciyle bir araya getirmeye ömrünü adayan ve bu uğurda en ağır saldırılara maruz kalan, İslam karşıtlarını, emperyalizmi karşısına alan, en zorlu mücadeleyle sınanan ve bütün bunlara; sabırla, tevekkülle, imanla, aşkla karşı koyan bir dünya lideri de, 40 yıldır insan ve İslam düşmanlarının ezberlerini bozmaya devam ediyor… Birilerinin ihanetine uğrayarak güç kaybı yaşasa da, o, aynı heyecan, ideal, dava şuuru ve aşkıyla hakkın tarafında olmaya ve taraftar toplamaya devam ediyor…

Geçenlerde bir mektup dolaştı mail gruplarında… Hollanda’da 30 yıllık geçmişi olan bir kurumu ve o kurumun, iki yıldır başında olan kişiyi hedef alan, ağır ithamlarla suçlayan bir mektup müsveddesinden hayli rahatsızlık duydum. Bu kişiyi de, söylemleri ve icraatları nedeniyle “ezber bozan” olarak tanımış ve öyle isimlendirmiştim. Zira o, Hollanda’daki İslami cemaatler arasındaki sürtüşmeyi, mesafeyi ortadan kaldırmaya çalışmakta, onlar arasında köprüler oluşturmakta ve bir araya gelmeleri için zemin hazırlamaktaydı. Bunlar, taassup ehli olanlar için kolay hazmedilecek icraatlar değildi. Böyle bir davranış, birilerinin altından koltuklarının kaybı, menfaatlerinin bitişi anlamına gelebilir… İşte, sadece bu ezber bozmadan dolayı böyle çirkin bir yola tevessül edilmiş ve iftira, karalama, çamur atma nevinden bir mektup yazılmış olabilir. Biz yine bu kez de, “ezber bozanlar”ın tarafında olacağız ve kuru gürültülere pabuç bırakmayacağız… Peygambersiz bir din inşası için uğraşanlar var bir de…. Hıristiyanlık, Yahudilik karışımı bir İslam türetmeye çalışan diyalog güruhu da, tehlikeli bir oyunla ezber bozmaya çalışmakta… Ama onlar ezber bozmaktan ziyade zihin kurcalamakta, İslam itikadını bozmakta, yeni bir din oluşturmaktalar…

Seçimden seçime ortaya çıkanlar

Rotterdam Ayasofya Caminde, Pim Fortuyn’ın mirası olan Leefbaar Rotterdam Partisi’nin meşhur ismi Marko Pastor’u bekliyoruz. Bir dostumuz bana “Nerdesin yahu, uzun zamandır görüşemiyoruz!” diye sitemli bir şekilde soruyor. Ben daha cevap vermeden, yanındaki arkadaşı, “Yahu onlar seçimden seçime ortaya çıkarlar, bilmiyor musun?” diye, arkadaşın bana sorduğu soruyu, benim adıma cevapladı. Dostumuz, aceleci arkadaşın yanlışını düzeltmek için, “Yahu o politikacı değil, gazeteci, gazeteci…” deyiverince, arkadaş bu tutumundan dolayı özür diledi. Buradaki bir gerçeği vatandaşın ifadesiyle yinelemek gerekirse, o da politikacıların seçimden seçime ortaya çıkmasıdır… Sahi siz seçmen olarak, oyunuza talip olanlara da böyle açık yüreklilikle hesap sorabiliyor musunuz? Gelip-gitmiyorlar, arayıp-sormuyorlar, hizmet yerine hezimette ısrar ediyorlar diye adaylara ve sandığa küsmeyin, oyunuzu mutlaka kullanın ama, hesap sormayı, denetlemeyi ihmal etmeyin!..

“Beni Türk hekimlerine emanet edin!”

Mustafa Kemal’e atfedilen yukarıdaki ünlü söz, her geçen gün biraz daha önem ve anlam kazanıyor. Sevgili dostum Abdülhamid’le, bir dostumuzun davetinde buluştuk, kucaklaştık ve hoş bir sohbete kapılar açtık… Biraz dikkatli bakanlar ve hüznün rengini bilenler onun gözlerine çöreklenen hüznü hemen anlayabilirlerdi. Son günlerde şahit olduğu iki olayı sıkıntılı bir şekilde anlatıverdi. Tanıdığı iki insanın, Hollanda doktorlarının ve hastanelerinin yanlış teşhis ve tedavi sonunda, nasıl da ölümle burun buruna geldiğini anlatınca, “bunun adı cinayettir, yazıklar olsun” deyiverdim birden. Geçenlerde bir ablamız anlattı: “Uzun yıllardır rahatsızım. Halsizlik ve bayılmalar vardı. Her türlü kontrol, tahlil, röntgen, emar yapıldı, hiçbir şeyin yok diye gönderilirdim. Bu kontrollerden bir hafta sonra, kızımın düğün ihtiyaçlarını karşılamak için Türkiye’ye gitmiştim. İkamet ettiğimiz kasabada alışveriş esnasında düşüp bayılmışım. Kasabamızın kırık-dökük hastanesine getirmişler beni, o arada ayıldım. Doktor bana bir bakıverdi ve kısaca sorunumu anlatıverdim. 2 dakika dinlemenin ardından “senin böbreklerin bitmiş hanımefendi ” deyiverdi. Kasabada yapılan tahlilleri ve raporları, kontrol altında bulunduğum büyük(!) hastaneye ve kocaman(!) profesöre getirip verdim. Yapılan araştırmalardan sonra onlarda aynı kanaate vardılar ve böbreklerimin bittiğini söylediler…” Her gün bu ve buna benzer onlarca olay duyulmakta. Bu sadece bizim insanımızla alakalı bir mesele değil, yerli halkta aynı sorundan şikayetçi.

Hatırlar mısınız bilmem, 20 yıl öncelerinde hastane ve doktor muayenehanelerinde ‘Önce insan sonra kurallar’ diye bir slogan karşılardı insanları… Bu slogan şimdilerde tamamen önemini, anlamını yitirdi ve tam tersine dönerek, ‘önce kural, önce devlet, önce sistem, daha ve çok sonra insan’ olarak hayatımızdaki yerini aldı. Yaradan, her şeyi insan için yaratmışken, her şeyi onun hizmetine sunmuşken, insan kılıklı caniler, bu geleneği tersyüz etmekle, insan hayatını hiçe saymakla, değer vermemekle meşguller.

Ayrılıklar evlilikle başlıyor

Alıştık, kanıksadık artık acıları, ayrılıkları, ölümleri… eskiden bir ölüm haberi alındığında günlerce yas tutulur, etkisinden kurtulamazdık. Evli bir çiftin ayrılığı üzerdi bizleri ve birleşmeleri için her yol denenirdi. Daha üç ay önce dillere destan bir aşk yaşayarak ve yine dillere destan bir düğün merasimiyle dünya evine giren bir çiftin ayrıldıklarını duydum, inanamadım, üzüldüm. “Bir şeyler yapabilir miyim?” diye düşündüm ve halen bir araya getirebilir miyim diye düşünüyorum. Bu ayrılıkların suçlusu kimlerse ortaya çıkmalı ve hesap vermeliler. Anneler, babalar ve bu işi bir meslek haline dönüştüren gençler; kimse suçlusu, ayağa kalkıp hesap vermeli. Sevgiyi, aşkı kirletenden, onu ayaklar altına alıp çiğnetenden, güven, hoşgörü, fedakarlık, saygı duygularının içini eksiltenden hesap sorulmalı… Yalanın, ihanetin, menfaatin, riyakarlığın üzerine kurulan yuvalar yıkılmaya mahkumdur. Evliliği bir deneme tahtası haline çeviren anlayış, bu kutsal müessesenin altına dinamit koymakta ve aile kurumunu kökten çökertmektedir.

Geçenlerde bir dostuma, bir adam müsveddesi şöyle dert yanıyormuş: “Bizim oğlana memleketten 3 yılda 3 kız getirdim, üçüyle de üç aydan fazla kalmadı. ‘Geçenlerde, baba, son getirdiğini de beğenmedim, yeni bir tane daha istiyorum’ demez mi, kerata… Vallahi gelin dayandıramadım bizim oğlana…” şimdi siz bu satırları okuduğunuzda, dilinize en ağır küfürlerin dolandığını, hatta midenizin bulandığını ve bu insan müsveddesinin yüzüne tükürmek, kusmak istediğinizi tahmin edebiliyorum. Evlilik müessesine “olmazsa, eşimi değiştirim” anlayışıyla bakan zihniyeti değiştirmemiz gerek. Anne ve babalar olarak suçlu aslında bizleriz. Çocuklarımızın örnek alabileceği “model aile” olmaktan uzağız. Biz sevmediğimiz için sevgiyi anlatamıyoruz, sevgiyi tanıtamıyoruz. Karşımızdakine saygı duymadığımız için saygı göremiyoruz. Herkese, her şeye şüpheyle baktığımız için, çocuklarımızı güven duygusundan bihaber yetiştiriyoruz. Sorumluluk vermediğimiz için, en ufak bir yükün altına girmekten korkuyorlar. Hatalarında affedici olmadığımız için hoşgörüden uzakta yaşıyorlar. Bencillik ruhumuzun derinliklerinde olduğu için, fedakarlık nedir bilmiyorlar. Sevgi, saygı, güven, hoşgörü, özveri, sabır, tahammül ve biraz da aşk olmalı evliliklerde… Bu duygulardan biri eksik olursa, evlilik müessesesi kör, topal, sağır, dilsiz olur ki, bu özürlülük hali evliliğin bitişine neden olur. Evliliğimizi sağlıklı bir zemine oturtmak için, duygu ve düşüncelerimizi, sevgi, saygı, güven, hoşgörü, özveri, sabır ve aşkla besleyelim… Cehennemi aratan bir evliliği de zorla sürdürmeyi kimse istemez ama, onu o hale çevirme kabiliyeti olanın herkesin; evliliklerini cennete dönüştürme yetisi de olabilir ve denemeye değer!..

/ dogus.nl
Bu makale 170 defa okunmuştur.  
  Bu makaleye yapılan yorumlar (0 yorum)


Bu makaleye henüz yorum eklenmemiş.
Yukarıdaki YORUM YAZ linkine tıklayarak ilk yorumu siz ekleyebilirsiniz.
İzininiz nasıl geçti, geçiyor?
Çok güzel
% 44 (284 oy)
 
Hoş değil
% 21 (137 oy)
 
İdare ediyor
% 35 (220 oy)
 
5 Eylül 2010, Pazar


Müslümana İzzetli Tavır Yakışır!

Fethullah Gülen'in “Yardım malzemesi taşıyan gemiler için İsrail’den izin alınması gerekirdi; otoriteye meydan okumak yanlıştır” sözleri üzerine Özgür-Der Yönetim Kurulu Üyesi Hamza Türkmen bir basın açıklaması yaptı.MÜSLÜMANA İZZETLİ TAVIR YAKIŞIR!Fethullah Gülen'in, Gazze Yardım Filosu için sarfettiği ve yalanlanmayan, üstelik Zaman Gazetesi'nde Abdülhamit Bilici'nin yazısı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın beyanıyla da desteklenen "Yardım malzemesi taşıyan gemiler için İsrail'den izin alınması gerekirdi; otoriteye meydan okumak yanlıştır" sözleri bir faciadır.Bu sözlerin nasıl bir siyasi konjonktürde sarfedildiğine baktığımızda ise tablo daha da karanlık bir mahiyet arzetmektedir. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ABD'nin veto yetkisinin de aşılarak BM Güvenlik Ko...

Devamı için tıklayınız

İyi tatiller....
Uyum Yasası Türklere Uygulanmayacak
Sandığa gitmemenin bedelini, Wilders'le ödeyeceğiz
Cohen'in kafasındaki hükümet hazır
RIVM'den hava sıcaklıkları için uyarı geldi
Van der Laan, Amsterdam'ın yeni belediye başkanı oldu
 
 
 
Jaap Nawijn: "De geschiedenis herhaalt zich helaas constant"
Özellikle bölgesel gazetelerimizde yerel yöneticilere yer veriyor, görüş ve önerilerini toplumla paylaşmaya gayret ediyoruz. Bu kez Doğuş Noord-Holland gazetemize Heemskerk belediye başkanı Jaap Nawijn'ı, misafir ettik. Kendisi bir bürokrat çocuğu olması hasebiyle bürokrasi geleneğini çok iyi tanıyor. Bizi kendi makamında sıcak bir ortamda kabul eden belediye başkanı ile çeşitli konuları görüştük. Türklerin bu bölgede en büyük azınlık gurubu oluşturmalarından dolayı Heemskerk  belediyesini seçtik. Heemskerk aslında bir tarım köyü ancak endüstri tabii ki bu şehirde de kendisine yer bulmuş durumda. Özellikle Hollanda'nın en büyük metal fabrikasının Heemskerk'te olması ve buradaki çalışanların büyük bir bölümünün Türklerden oluşması, bu şehrini çalışanların büyük bir bölümünün Türklerden oluşması, bu ......
 

 

Sitemizde yayınlanan yazı ve reklamların hukuki sorumluluğu sahiplerine aittir. Yayınlanan materyaller kaynak gösterilerek herhangi bir hak talebinde bulunulamaz. Sitemizde yayınlanan yazılar ve görsel malzemeler kaynak gösterilerek alıntı yapılabilinir. Ingezonden artikelen vallen niet onder de redactionele verantwoordelijkheid. De redactie is derhalve niet aansprakelijk voor de inhoud van de columns en het advertenties. Aan de informatie op deze site kunnen geen rechten worden ontleend. Het materieel op deze site
mogen wel gepubliceerd worden als de bron duidelijk wordt vermeld.


Bu site en iyi 1280 – 1024 ekran çözünürlüğünde görüntülenebilir.