Zengin-fakir ayrımı, evsiz-barksız insanlar Yaşamın gerçek yüzünü görme isteği ile; içinde yaşamımızı sürdürdüğümüz dünyada etrafınıza baktığımız da, akıl almaz çelişkilerle dolu gerçeklerle karşılaşırsınız. Kimi insanlar bu gerçekleri görür, kimileri de bakar. Gerekçeleri farklı da olsa, ne bakan insanlar, ne gören bireyler, bunları duymak, bilmek ve daha da kötüsü bunları düzeltmek için hiç bir şey yapmak istemezler. Bireyler arasında böylesi bir davranışı, duyarsızlık ve vurdumduymazlıkla izah etmek mümkündür. Bu duyarsızlığı, devletler ve siyasiler bakımından ele aldığımızda da, 'menfaat' olgusunun ağır bastığını görürüz. Kimler nelerle ilgileniyor bilmiyorum ama, bundan bir hafta önce Birleşmiş Milletler'in bir alt kurulu olan Unhcr Komiseri Antonio Guterres, 'dünyadaki evsiz ve barınaksızlarla ilgili' bir açıklama yaptı. Açıklama bir araştırma sonucuydu. Yapılan araştırmanın sonucu da oldukça dehşet verici idi. Bu araştırmaya göre günümüz dünyasında, ' % 80'ni gelişmemiş ülkelerde olmak üzere 42 milyon insan, değişik nedenlerden ötürü evsiz, barksız ve barınaksız halde yaşamlarını sürdürmekteymiş' Başka bir deyişle, her şeyin oburca tüketildiği, israf ve tüketimin birbiriyle adeta yarış halinde olduğu bir dünyada, 42 milyon (bu bir resmi rakamdır, gerçek rakamın bunun iki üç katı olduğuna inanıyorum) evsiz barksız, barınaksız yaşamlarını sürdürmektedir.
Rahmetli Mahsuni Şerif”in dediği gibi; “Yiğit muhtaç olmuş bir kuru soğana/ bilmem ağlasam mı, ağlamasam mı/ bilmem söylesem mi, söylemesem mi?...” Ben, ağlanmasından yana değilim; bunun konuşulması, söylenilmesi ve çözüm bulunması taraftarıyım. Bu utanç verici insanlık suçunun 'neden' ve 'sonuç'ları çerçevesinde her zaman ve hem de hemen çok sesli olarak konuşulmalı diyorum. Başkalarının yokluğu üzerine varlığını inşa etme anlayışı olan Kapitalizmi konuşalım. Her şeyi hiçe sayan, hırslarına gem vuramayan, para kazanma, servet edinme ve zengin ülke olma uğruna, insanların sonlarını hazırlayan ve onların getirildikleri felaket noktasını konuşalım. Konuşulsun diyorum, istiyorum bütün bunlar. Bunları konuşmayalım da neleri konuşalım dersiniz?! Yoksa sokak dedikodularıyla gün mü geçirelim? İnsan ne zaman insandır. İşte bu ve benzeri olaylar karşısında insan duygularını öne çıkarabiliyorsa, başkaları için bir şeyler yapabiliyorsa ve bu sorunların çözümü noktasında bir anlam taşıyorsa; insandır. Değilse, “ben insanım” demekle veya merhamet duygusu yüreğinden alınmış bir cüsseye, bedene sahip olmakla insan 'insan' olmuyor. Tekrar konuya dönelim. Evsiz barksız ve barınaksız olanların % 80”ini, Afganistan, Kongo, Kolombiya, Somali; yani az gelişmiş ülkeler oluşturuyor. Yine bu barınaksız insanlara, gücüne orantılı olarak kapılarını açan ülkeler ise şunlar: Pakistan 1,8 milyon, Suriye1,1 milyon, İran, 980.000 Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin tamamı (27 Avrupa Birliği ülkesi, ABD, Kanada, Japonya,İzlanda ve İsviçre dahil), bu evsiz-barksız insanların sadece 1 milyona yakınına el uzatmış bulunmaktalar. Bu rakam oldukça dikkat çekici ve anlamlıdır.
Halbuki son olarak saydığımız ve kısmen öteki ülkelerdeki milyonerlerin sayısı 8.7 milyon kişiyi bulmakta. Ve bu 8.7 milyon milyonerlerin kontrol ettiği zenginlik ise 33.3 trilyon dolara tekabül etmekte. (bu birikime, aktif olarak harcamaya hazır para, taşımaz ve kullanılır mallar dahil değil). Bu da, dünyanın en zengin ülkesi olan Amerika Birleşik Devleti”nin yıllık Gayri Safi Milli Geliri'nin iki katını aşmaktadır. Merhum Mevlânâ'nın dediği gibi “Dönen duranı, duran da döneni görsün”. İşte bu, kapitalizmin ve kendini para hırsıyla özdeşleştirmiş insanların gerçek yüzüdür. Bir başka açıdan bakıldığında bu mesele, batı dünyasında bulunan ve sinsice yürütülen “Üst Irk (milletler) ve Alt Irk (milletler)” anlayışının da bir çeşit göstergesidir. Kendilerinden bir kişinin burnu kanadığında, dünyayı cehenneme çeviren anlayış; 'öteki'lerinin ölümünü bile görmezlikten gelmekte, umursamamaktadır. Bu gerçek tablo bize şunu gösteriyor: Zengin olan insanlar, bu gibi olaylar karşısında gerçek fakir olan insanlardır. Servetlerinin hesabını bilemeseler de, insani olarak gerçekten fukaralardır. Onlara yazıklar olsun. Şayet içlerinde hala insani duygular taşıyorlarsa, şapkalarını önüne alıp düşünmelilerdir. Alemlerin Efendisi Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.v)'in herkese rehber olacak “Komşusu açken, tok yatan bizden değildir” hadisini, herkesin anlamasını, kavramasını ve buna uygun bir yaşam bilinci oluşturmasını diliyorum.
“İnsanım” diyenlerin, insani hasletlerle donatıldığı ve bu gibi davranışların sergilendiği bir dünya oluşması dileği ile…
Veli YÜCESAN |