Ortaçağ karanlığında boğuşan Avrupa tarihi, Rönesans ve Reform hareketleriyle aydınlanma sürecine girdi. Bu aydınlanma süreci Fransız ihtilali ile ivme kazandı. Avrupa, 19. yüzyıla girdiğinde düşünsel aydınlanma ile sanayi devrimi başlamış, tabir-i caizse şaha kalkmıştı. Gerçekte Avrupa geride çok korkunç bir tarih bırakmış, bir daha geriye dönmemek için bütün kurumlarıyla beraber hızlı bir çalışmanın içine girmişti.
20.yüzyıl içinde aydınlanma süreci tamamlanmış, insan hakları evrensel beyannamesi kabul edilmiş, insanlar arasındaki sınıf farkları ortadan kaldırılmış, totaliter yönetimlere son verilmiş, demokratik yönetimler iş başına gelmiş, hukuk nezdinde çok önemli ilerlemeler olmuş, insan hakları mahkemesi tahdis edilmiş, savaş suçluları mahkemesi tahdis edilmiş, dil, din ve ırk ayrımcılığı yasaklanmış, velhasıl insanlık adına çok önemli gelişmeler meydana gelmiştir. Bütün bunların tamamı son yüz yıl içerisinde meydana gelen olaylardır. İnsanlık tarihine bir göz attığımızda son yüzyıl içinde ne kadar büyük gelişmeler olmuş demekten kendimizi alıkoyamıyoruz. Ayrıca son yüz yılda bu gelişmelere paralel olarak bilim ve teknolojide baş döndürücü gelişmeler meydana gelmiştir. Özellikle uzay ve silah sanayi, korkutucu düzeyde gelişme göstermiştir. Korkutucu düzeyde diyorum, çünkü bu sanayinin düşüncesiz ve maceraperest yönetimlerin elinde olması insanlığın ve doğanın geleceğini tehlikeye sürüklemektedir. Bunun kısmen örneklerini ikinci dünya savaşı sırasında Japonya'ya atılan atom bombalarından, İsrail'in Gazze'de kullandığı fosfor bombalarından ve sera gazlarının salımı nedeniyle meydana gelen iklim değişikliklerinden görmemiz mümkündür.
Son yüzyılda özellikle Batı'dan başlayarak bütün dünyayı etkisi altına alan aydınlanma sürecinden bahsettik. Peki aydınlanma denince ne anlıyoruz? Özetle, insanların insanca yaşayabilmesi için gerekli olan sosyal, siyasal, ekonomik ve teknolojik imkanları eşit bir şekilde bütün insanlığın hizmetine sunmaktır. Kısacası insanlara özgürce yaşam hakkını tanımaktır. Geriye dönerek son yüzyılda meydana gelen olaylara baktığımızda, bu böyle mi olmuştur bir bakalım. Son yüzyıl insanlık tarihinde görmediği iki büyük cihan savaşına sahne olmuştur. Tarihçilerin verdiği bilgiye göre, birinci dünya savaşında takriben 20 milyon kişi, ikinci dünya savaşında 50 milyon kişi ölmüştür.
Ayrıca son yüzyıl irili-ufaklı yüzlerce savaşa sahne olmuştur. Bu savaşlarda da milyonlarca insan ölmüştür. Kore savaşı, Vietnam savaşı, Kampoçya savaşı, Küba savaşı, Arap- İsrail savaşı, İran-Irak savaşı, Afganistan savaşı, Kafkaslardaki savaş, Bosna-Hersek savaşı, Somali savaşı ve Filistin-İsrail savaşı gibi daha bir çok savaşı sıralayabiliriz. Son yüzyılda yapılan bu savaşların tamamında ölen insan sayısına baktığımız zaman, insanlık tarihinin diğer dönemlerinde, yani ilkel dönemler dahil savaşlarda ölen insan sayısından daha çoktur. İnsanlığın aydınlandığı, insan haklarına saygının arttığı ve demokratik sistemlerin geliştiği bu son yüzyılda meydana gelen vahşet budur. Ayrıca dünyanın geri kalmış bölgelerinde meydana gelen kabile savaşlarında milyonlarca insan, çağdaş dünyanın gözleri önünde can vermiştir. Irak'a yüz binlerce askeri gönderen çağdaş dünya, Afrika'da meydana gelen kabile savaşlarına karşı bir askerini neden göndermemiştir.? Son yıllarda Ruanda'da kabile savaşları yüzünden palalarla katledilen 800 bin insan ceset yığınları oluşturmuştur. Şu an hala Kongo'da kabile savaşları amansız bir şekilde devam etmektedir; ama çağdaş dünya hala Irak'ın petrolleri ile meşgul olmaya devam etmektedir. Ayrıca çağdaş dünyada sadece Hollanda'da yılda çöpe giden yiyecek israfının yıllık değeri 4 milyar dolar iken yine aynı dünyada günlük bir doların altında bir meblağ ile geçinen 100 milyondan fazla insanın olması ve açlıktan yılda sadece 9 milyon çocuğun hayatını kaybetmesini hangi çağdaşlıkla, hangi insan hakkı ile, hangi eşitlik ile izah etmek mümkündür. Avrupa'nın ortasında Bosna-Hersek'te soykırıma maruz bir milletin durumunu hangi çağdaşlıkla, hangi insan hakları ile, hangi eşitlikle izah etmek mümkündür. İsrail'in 400 bin metrekare alana sıkıştırılmış 1,5 milyon Gazze halkına yıllarca ambargo uygulayarak, o da yetmiyormuş gibi dünyanın 4. ordusunun en gelişmiş kimyasal silahlar dahil kadın, çocuk yaşlı genç ayrımı yapmadan katliama girişmesini hangi çağdaşlıkla, hangi insan hakları ile, hangi eşitlikle izah etmek mümkündür.
Bütün bunlar karşısında bu çağdaş dünyanın, çağdaş insanlarının, mikrofonların başına geçince insan haklarından, eşitlikten, özgürlükten ve demokratikleşmeden bahsetmeleri karşısında deli olasım geliyor. Deli olmak ne kelime yüzlerine tüküresim geliyor. Yok mu hayat olan yeni bir gezegen, oraya kaçsam. Bir dünyalı olarak bu vahşet dünyasında yaşamaktan utanıyorum. Bir insan olarak yeryüzünde yaşanan bu adaletsizlikten dolayı insanlığımdan utanıyorum. Bir Müslüman olarak mazlumun yanında zalimin karşısında olamadığım için Müslümanlığımdan utanıyorum.
Fedai Ademoğlu olarak, bunca haksızlık ve zulüm karşısında hala geceleri uyuyabildiğim, hala gündüzleri gezebildiğim, hala dünyalık peşinden koşabildiğim ve insanlığın huzur ve saadeti için daha çok gayret edemediğim için de kişiliğimden utanıyorum. |