Gülmek konusunda çeşitli bilimsel araştırmalar yapılmış ve görüşler ileri sürülmüştür. Daha bebekken başlayan bu fiziksel ve ruhsal hareket, yaşamın her döneminde devam edip gitmektedir. Araştırmacıların ve bilimsel açıklamalar getirenlerin farklı yaklaşımları ve teorileri bulunmakta.
Ancak üzerinde anlaştıkları temel prensip; gülme, ruhsal enerjinin boşaltılmasıdır şeklindedir. Yani çeşitli duyguların, düşüncelerin baskı altında tutulması veya duyguların yoğunlaşması sonucu oluşan, biriken ruhsal enerjinin boşaltılmasını, gülmenin temeli, nedeni olarak açıklıyorlar. Düşünce ve duygu, temel çıkış noktası olarak gülmenin çeşitlerini belirliyor. Bebeğin gülmesiyle yetişkin birinin gülmesi arasındaki fark kadar; eğitimin, sosyal statünün, kişilik özelliklerinin ve cinsiyetin gülme üzerinde önemli etkileri vardır. Günlük yaşamda “beyniyle gülenler ve karnıyla gülenler” olarak yaptığımız ayrımı, bilimsel çalışmalarda destekliyor. Hatta bilimsel çalışmalar, gülmenin çok sağlıklı bir eylem olmadığını söyleyecek kadar ileri de gidebiliyorlar. Çok gülmenin kişilik bozukluğunun sebebi ve/veya sonucu olabileceğini de söyleyebiliyorlar.
Kişilik bozukluğu mu? Bu kısa açıklamalardan sonra, “Türk toplumu olarak nasıl ve neye gülüyoruz?” diye bir soru sorduğumuzda, karşımıza oldukça geniş kapsamlı bir araştırma yapmayı gerektirecek homojen olmayan sosyal bir yapı çıkıyor. Yani köyden köye, ilçeden ilçeye değişen kültürel farklılıklar, algılama ve etkilenme biçimi gülme eyleminin temellerinin değişmesine neden oluyor. Büyük kentlerde yaşayanlar ise yine farklı kültürlerin, algılama biçimlerinin, ruhsal gelişim ve değişim sürecinin farklılıklarının sonucu olarak değişiklik göstermektedirler. Aynı okulda okuyor olmak, aynı apartmanda oturuyor olmak, aynı iş yerinde çalışıyor olmak veya akraba olmak gülmenin temelinde yatan ruhsal ve düşünsel birikimin aynı yoğunlukta olmasını sağlamıyor. Algılama, analiz etme ve yorumlama sürecinin benzer olmasının yanında, aynı hızla yapılması da önemli etkendir.
Günlük yaşamda, “jetonu geç düşüyor” diye amiyane bir deyim kullanırız. Bu geç algılama, analiz edip yorumlama gülmenin şiddetini ve ruhsal enerjinin boşaltılmasının da derecesini belirliyor. Yani az algılayan birinin ruhsal ve düşünsel enerjisi fazla yoğunlaşmıyor. “Kasların hareketi ve ses çıkarma eylemi”
Gülmenin bu kadar farklı ve çok etkene bağlı olmasına rağmen özellikle TV’lerde yayınlanan dizilerde, birkaç saniyede bir ve tamamen normal konuşma ve davranışlarla beraber gülme efektleri vererek insanları güldürmüş sayıyorlar. İzleyenlerde aynı oyuna sadakatle bağlı kalıp, duydukları gülme efektinde kendilerinin güldüğünü varsayıp eğlendiklerini, ruhsal enerjilerini boşalttıklarını sanıyorlar. Böylelikle dikte ettirilen yaşamın parçası olarak gülme şekli de verilmiş oluyor. Bu anlayış ya da alışkanlık, insanları gerçekten gülmenin yüklendiği işlevinden uzaklaştırıp, kasların hareketi ve ses çıkarma eylemi yapmaya doğru itiyor. Tiyatro salonunda, dramın en yoğun olduğu anda repliklerden birinin sıra dışı olmasıyla birçok kişinin gülebildiğine şahit olabiliyorsunuz. Arka arkaya ve saatlerce gülündüğüne de şahit olmaktayız. Bu gülmelerin şartlanmış refleksler olduğu konusunda kuşkum yoktur. İnsana ait olan ve çok önemli bir nimet olarak kabul etmemiz gereken gülmenin TV dizisi yapımcılarının ve komedyenlerin dayatmalarıyla şartlı refleksler biçiminde asıl işlevinden uzaklaşması sonucu ruhsal problemlerin artacağı düşüncesindeyim. Çünkü, ruhsal enerji birikmesi sonucu enerji boşaltımı demek; baskı altına alınmış duygu ve düşüncelerden tutunda, günlük yaşam içinde ruhumuzu geren, sönükleştirmeye çalışan, baskılar, endişeler, beklentiler, başarılar, başarısızlıklar, ödüller, cezalar ve yaşamın içindeki her şey ruhumuza çeşitli baskılar uygulamaktadır.
Bu baskılar, ruhsal enerjinin birikmesini sağlamaktadır. Bütün bu birikmenin yanı sıra anlık duygusal yoğunluk, anlık boşaltmayı da gerektirir. Yani yoğunluk sonucu oluşan enerjinin gülerek boşaltılmaması halinde bu birikim, daha sonraki gülme ve ruhsal enerjiyi boşaltma yöntemlerinden biri olan ağlama, vücuduna zarar verme, başkalarına zarar verme eylemlerine neden olmak gibi tehlikeli bir yol izleyebilmektedir.
Güleriz ağlanacak halimize Köy seyirliklerinden başlayan mahallenin delisiyle dalga geçmekle, şakalaşmalarla, mizah dergileri okumakla, komedi filmlerine uzanan kalabalıklarla birlikte gülme seanslarımızı bir kenara ittik ve gülmeyi, günlük yaşamımızdan çıkardık. Gülme adını verdiğimiz bu önemli insani özelliğimizin farkında olmalıyız ve komedyenlerin veya TV dizilerinin dikte ettiği gibi ruhsal enerjimizi boşaltmamalıyız. Gülmemek için direnmek yerine, neye nasıl güleceğimizi belirleyen ruhsal ve düşünsel gelişimimize önem verip beynimizle gülebilmeliyiz. Deli saçmaları, müstehcenlik, abartılı hareketler, abartılı konuşmalara, ağlanacak yerde gülmeye devam edersek, korkarım ki birileri bizim bu halimize çok gülecekler. |