ZEKATLA DİRİLİŞ; ENDONEZYA, AÇE HATIRALARI…

Öncelikle rahmet ve bereket ayı olan Ramazan ayınızı tebrik ediyorum. İnşallah bu bereket ayını hakkıyla değerlendirenlerden ve kurtuluşa erenlerden oluruz. 2019’un sonunda Aralık ayında Zekât müşahidi olarak Avrupa’nın değişik şehirlerinden 4 arkadaşımla birlikte Hassene Yardım Derneği adına Endonezya’nın Ace bölgesine bir seyahat gerçekleştirdik. Bir haftalık bu görev seyahatinde yaşadıklarımızı kısaca sizlerle paylaşmak istedim.

Avusturya’dan İbrahim Özel, Almanya’dan, Eyüp Ata, Ufuk Alacam, Ömer Faruk Polat ve Hollanda’dan benimle birlikte 5 kişiden oluşan ekibimizle Dubai Havaalanı’nda buluştuk. Amsterdam Dubai arası uçakla 6,5 saat, Dubai Jakarta arası ise 8,5 saat sürüyor. Anlayacağınız Jakarta’ya varış ise aktarma ile birlikte tam 18 saat sürdü.

Jakarta havaalanında bizleri partner kurulusun yetkilileri karşıladı. Bir günlük konaklamaktan sonra asıl görev yerimiz olan Ace bölgesine uçtuk. Ace bölgesi Sumatra adasında bulunuyor. Endonezya’nın tayin ettiği bir vali tarafından yönetilmekte ve büyük ölçüde otonomdur.

4 milyon nüfuslu Açe bölgesinin başşehri Banda Açe. Banda Ace 2004 yılında büyük bir felaket yasamış bir şehir. 200 bin nüfuslu şehir 2004 yılında yaşadığı Tsunami sonucunda 61 bin vatandaşını kaybetmiş. Bugün dahi bu felaketin izlerini görmek mümkün.

Jakarta’dan 3 saatlik bir uçuştan sonra Banda Ace’nin. Sultan İskender Muda Havaalanı’na indik. Burada bizleri genç ve sempatik arkadaşımız Ahmed Fadlil, ekibiyle birlikte bizleri karşıladı. Hemen çalışmalara başladık ve havaalanından doğrudan mantar üretim çiftliğine geçtik. Burada 7 kişi aileleri ile birlikte organik mantar üretimi ile alakalı ders almakta idi. Daha sonra içlerinden birisi kendi mantar çiftliğini kuracak ve diğerleri de yanında iççi olarak çalışacaktı.

Mantar çiftliğine varır varmaz çalışmalara başladık ve incelemelerde bulunduk. Fotoğraf ve video çekimi yaptık. Çalışmalar sırasında ikindi ezanı okunmaya başlayınca ara verdik ve namazımızı duvarları olmayan genişçe ve güzel bir camide kıldık. (Caminin duvarları olmamasının nedeni tropikal iklimden dolayı havanın devamlı sıcak olması). Namazdan sonra cemaatle tanıştık kısaca sohbet ettik kendimizi tanıttık. Cemaatin gözlerindeki kardeşlik duygusu ve mutluluk gerçekten de görmeye değerdi.

Mantar çiftliğinde işimiz bitince 5-6 km uzaklıkta yapılacak olan yeni mantar çiftliğinin yerine bakmaya gittik. İlk tespit edilen 7 kişiden birisi biz varmadan bir iki hafta önce vefat etmişti. Geride bir eş ve üç yetim bırakmıştı. Ekibimizle istişare ederek bu aileyi ziyaret ettik ve yanımızda bulunan zekâtlardan ve hediyelerden verdik.

İkinci gün ekibimizi ikiye bolduk. Bir grup Banda Açe’de kalırken bizim grup Banda Açe’nin 20 km uzaklığındaki bir köye doğru yol aldı. Endonezya’da trafik yolun solundan akıyor bu da bizlerde biraz garip duygular oluşturuyor. Sempatik şoförümüz şehir merkezinden gideceğimiz köye doğru ilerlerken şehir merkezindeki ihtişamlı cami dikkatimizi çekiyor. Ekiple “cuma namazını mutlaka burada kılmamız gerekir” diye kararlaştırdığımız Beyturrahman Camii’nin gerçekten ilginç hikâyesi var.

Neyse biz anlatımımıza devam edelim. Pirinç tarlalarının arasından Halime Nene’ye doğru ilerlerken Ace bölgesinin yeşilliği ve iklimi bizleri âdeta buyruluyor. Küçük ve dar yollardan, yolun solundan ilerleye ilerleyen bana Anadolu’nun 70’li yıllarını hatırlatan küçük bir köye ulaşıyoruz. Bizleri orta yaşlı bir bayan karşılıyor. Bu bayan partner kurulusun buradaki temsilcisi imiş. Arabamızı park edip eve doğru ilerlerken evlerin alt tarafının boş olması ve evlerin direkler üstüne oturtulmuş oluşu dikkatimizi çekiyor. Bize anlatılan bunu aslan, kaplan gibi hayvanların saldırısından kurtulmak için yapıyorlarmış.

Bir avlu içinde bulunan birkaç evden birisi olan, ahşap ve direkler üstüne oturtulmuş eve girmek için merdivenden çıkıp içeri girdiğimizde Halime Nene’nin masum ve mağdur hâli içimizi yakıyor. Yanına yaklaşıyor ve Avrupa’dan kardeşlerimizin selamını kendisine iletiyoruz. Ahmed Fadlil sözlerimizi tercüme ediyor.

Bizleri teker teker tanıtırken benim Hollanda’dan geldiğimi söyleyince Halime Nene birden irkiliyor. Ahmed gülerek bir şeyler anlatıyor. Anlatımından Halime Nene’nin Hollanda sömürge zamanlarından bazı olaylardan dolayı irkildiğini anlıyoruz. Bilindiği gibi Endonezya 1947’e kadar Hollanda’nın sömürgesi idi.

Halime Nene’ye ziyaretimiz özellikle gözlem amaçlı. Kendisi ile tanışıp hayır duasını almak olsa da biz yanımızda olan zekâtlardan biraz daha takviye ederek kendisine takdim ediyoruz. Köyden ayrılmadan önce babası vefat etmiş başka bir yetime daha biraz zekât veriyoruz. Ayrılmadan önce Stuttgart’tan gelen Ömer Polat kardeşimiz bakkaldaki şekerlerin hepsini alarak çocuklara dağıtıyor. Bakkalı işleten kadının gözündeki o sevinç ve çocukların mutluluğu gerçekten kayda değerdi.

Dönüşte yol kenarında tropikal meyve satan bir satıcının yanında durup biraz tropikal meyvelerden alıyoruz. Diğer ekip bizleri yöresel yemeklerin yapıldığı bir lokantada  beklediği için onları çok fazla bekletmeden öğle yemeğinde buluşuyoruz. Yemekten sonra öğle namazını girdiğimiz şehir merkezindeki büyük bir camide eğitim gören çocukları görünce arkadaşlarımız bu şirin çocuklara hediye vermek istiyor. Görevlilerle görüştükten sonra namazdan elimizdeki hediyelerden bir bölümünü bu sevimli çocuklara dağıtıyoruz ve onları sevindiriyoruz. (Devam edecek…)                

About Dogus