KORONAVİRÜSÜ VE GÖZÜ ARKADA ALLAH’A ULAŞMAK

Bu yazıyı kağıda dökerken dünyamızı kasıp kavuran ve bir çok insanı dünya hayatından koparan ve hâlâ devam eden pandemi (Koronavirüsü salgını) mevzuuna değinmeden geçmek doğru olmayacaktır.

Dünyayı tehdit eden Koronavirüsü gündemdeyken, sosyal medyada paylaşımda bulunan insanların hâlâ işin vahametine varmamış olmaları, onlar adına feraset anlamında talihsizliktir.

Çok boş şeylerle meşgul olmaları ve hâlâ muhtaç hâle gelmemiş ve yiyecek stokuna sahip bulunmaları, bundan dolayı bu musibetin kavranmış olduğunu söylemek daha erken görünmektedir. Bütün bu gelişmeler muvacehesinde, başkasından herhangi bir hâlde beklenen performans kendimizde yoksa, öyleyse hangi samimiyeti ispat etmeye çalışıyoruz, anlamak mümkün değildir.

Bir başkasına nasihat yapma yerine kendi nefsimizden başlayarak hakikati kavramamız, daha kolay ve çözüm üretmemiz daha mümkün hâle gelecektir. 

“Her soru bir soruyu doğurur” sözünü unutmadan bir başkası için yaşamayı öğrenmemiz, hem insani ve hem İslami bir görev olarak algılanmalıdır!

Biz asıl mevzuya dönelim… Dünyaya gözlerini açan yavru belirli bir müddet annesinden sütünü emerek büyürken, okul yılları başlar ki, onun için çok heyecanlı bir zamandır.

Bu yavru, kabiliyetine göre okul hayatını bitirdikten sonra, artık bir yerde görev alarak iş hayatına adım atarak kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenecektir.

Derken Allah’ın (c.c) kendisine tayin ettiği zaman biter (Ecel-i Müsemma) tahakkuk eder ve ahiret yurduna yolculuğa çıkarak hayata âdeta el sallayarak veda eder.

En acı olan, bu dünyayı tek başına ailesi olmaksızın arkaya bırakmaktır. Asıl o anda yakınlara ihtiyaç duyarken, herkesin senden manen uzaklaştığı ve çoktan zihnen sermayenin taksim edildiği bir hengamede, âdeta o fotoğrafı izleyerek gözlerden uzaklaşmak, bu duruma mana vermeden gözlerini yunmaktır.

Ölen yakınlarının o anki duygularının geride nasıl bir fotoğraf bıraktığını mirasçıları bilseydi, onu yalnız bırakmaz, ruhunu teslim edinceye kadar ona moral olurdu.

Heyhat ki, miras pastası büyük olunca mirasyediler, avuçlarını kaşıyarak ve yalandan ağlayarak bir an önce mirasa yetişmek isterler.

İşte en büyük acı bu değil midir?

Sen yemeyecek, içmeyecek evlatların için didinecek ve sermaye biriktireceksin, “Aman! Evlatlarım benden sonra kimseye muhtaç olmasınlar” diyerek bir hayat anlayışıyla bir ömür tüketecek onlarsa malın hesabını yapacak… Peki anaya babaya saygı, sevgi ve hürmet bu mu olacaktı?

Rabbimiz şöyle buyurur: “İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi, onu her gün biraz daha güçsüz düşerek  karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur.  (İşte onun için) insana şöyle emrettik: ‘Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır.” (Lokman: 14)

Ana baba iki mukaddes varlıktır. Baba, kurulan aile yuvasının orta direği ve bütün ağırlıkları taşıyan gücüdür. O yıkılınca ev çöker ve aile dağılır. Artık herkes kendi başına buyruktur.

Hayatta bazen insan, zamanın şartlarına karşı mücadeleyi kaybetmeye başladığında, sarılacak bir dal aramaya başlar. İşte tam bu anda kendisine  can simidi olacak dalı seçmede karar vermesi gerekiyor. İlk akla gelen o dal babadır. Fakat o dalı taşıyan ağaç yıkılıp, artık meyve vermeyeceği anlaşılınca, arda kalanlar ölümden kaçar gibi uzaklaşırlar.

Eğer kişinin iman ve ameli Allah’ın Kitabına Resulünün Sünnetin mutabık bir mana taşıyorsa, o evladın feraseti devreye girer hem hayat ve memat esnasında sarılacak ve tutunacak dalın kıymetini bilir ve kendisi için çok değerli varlık olan babasını ahirete uğurlar.

Bilinmelidir ki, ‘Her dala kuş konmaz ve her dalın meyvesi yenmez’ bilinciyle hayatı kavramak ve insan olmanın hikmeti bununla alakalı olduğudur. Ayrıca, her dala basmanın güvenli olmadığı unutulmamalıdır.

Herkes bulunduğu ortam ve şartlara göre imtihanla yüzleştiği bu dünya meydanında, sebeplerle arasındaki mesafeyi hangi umdelere göre bir yaşama dönüştürüyor?

İşte asıl cevabının aranması gereken soru bu değil midir.

Hiç kimse bu dünyaya gelirken dünyanın ahvalini bilmiyordu. Zira bu dünyada sosyal hayatın nasıl inşa edileceğini, insanlar arasında hak ve hukukun nasıl tecelli edeceğini, Rabbimiz peygamberler vasıtasıyla insanlığa bildirmiştir?

Bu öğretiyi hayatında düstur ve nizam kılmayan, nefsini putlaştırır ve bu dünyadan eli boş olarak  darı bekaya göçer.

İşte bu kimselere, “Allah böyle bir ölümden herkesi muhafaza eylesin” duasını yapmanın şartı, geride bırakılan “hasenat ve seyyiat”a  göre olacaktır.

Son söylenecek söz şudur: En büyük sevgi Allah sevgisidir. Sonra ana baba sevgisidir.

Bunlardan mahrum olmak demek, kendini ateşe atarak dünya ve ahiret hayatını kaybetmektir.

Ah bu sevgiyi önce çocuklarımıza aşılayabilsek, bunlardan oluşacak  topluluktan ve kurulacak dünyada  elem ve keder olmayacaktır. Herkes birbirine saygı ve sevgiyle bakacaktır. Bugün muhtaç olduğumuz en büyük değer bu değil midir?  Muhabbetle kalın hoşça kalın…  

About Dogus