BİZE HER NE OLDUYSA BİZDEN OLDU!..

Buruk bir bayram arifesindeyiz…

İslam coğrafyalarından yükselen mazlum ve masumların çığlıkları yıllardır bayramlarımızın sevinci, coşkusu üzerine bir karabulut gibi çöktü. İç huzuruyla, sevinç ve coşkuyla bayram kutlayamadık. Hep buruktu içimiz, eksikti sanki bir yanımız.

Salgın nedeniyle bu sene daha buruk bir bayram arifesindeyiz. Camilerimiz iki aydır ibadete kapalı. Vakit, Cuma ve bayram namazı eda edilemiyor.  Dünyanın öbür ucunda bir mazlumun ayağına diken batsa, içimiz kanıyor, yüreğimiz yanıyor. Dünya insanlarının derdiyle dertlenmek, kaygı duymak, onlar için dualar etmek, imkânlar dahilinde maddî destek vermek hem insan hem de Müslüman olmamızın bir gereğidir. Onların uğradıkları zulmü dillendirmek, o zulmü onlara reva görenleri lanetlemek; imanımızın en zayıf noktası da olsa, ne mutlu ki bunları yapabiliyoruz. O zulme çanak tutup, ortak olup alkışlayanlardan beriyiz.

Sevgili dostlar merhaba, 

Hikâyeyi rahmetli babamın bal akıtan dilinden defalarca dinlemiştim. Şimdilerde Pala’mın dilinde. Hikâyenin günümüzü resmeden bir tarafı var, paylaşmak istedim. İşte o meşhur hikâye…

Kabağın sahibi

Vaktiyle bir derviş berbere gidip: “Vur usturayı berber efendi”, der. Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar. Tam bir tarafı bitirip usturayı diğer yana vuracakken, mahallenin kabadayısı içeri girer. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış tarafına sert bir tokat atarak:

“Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım” diye bağırır.

‘Dövene elsiz, sövene dilsiz’ olan, halktan gelen her şeyin Hak’tan geldiğine inanan derviş, sabreder. Fakat kabadayının tıraş esnasında da dili durmaz, sürekli alay eder dervişle. “Kabak aşağı, kabak yukarı!”

Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz bir kaç metre gitmiştir ki, kontrolden çıkan bir at arabası yokuştan aşağı hızla gelerek kabadayıyı altına alıp sürükler. Kabadayı, başı taşlara vura vura can verir. Berber dervişe bakar, sorar:

“Bu ceza biraz ağır olmadı mı derviş efendi?”

Derviş düşünceli bir şekilde cevap verir:

“Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki, bu kabağın da bir sahibi var. Eğer o gücendiyse, bilemem.”

Kıssayı hisselendirmek gerekirse, küresel salgın öncesinde elimizde olup da salgınla beraber elimizden alınan nimetlere şükretmemek, olanla yetinmemek, paylaşmayı bilememek, akrabaya sırtımızı dönmek, Yaratanın emirlerine kulak tıkamak; O’nun gücüne gitmiş olabilir, diye düşünüyorum…

Kıssadan alınacak olan hisseyi böyle bağlamak istiyorum: İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak için gönderilen bir gruba ait olmak yerine susmayı, uzak durmayı seçmemiz, Allah’ın gücüne gitti ve sahibi olduğu kabağın uğradığı o aşağılık tavrın karşılığını, bedelini en ağır şekilde ödetiyor.

Kıssanın hisse yorumunu farklı algıladıysanız, maile yoluyla düşüncelerinizi öğrenmek isterim…

Dünya küresel salgınla mücadeleyi sürdürüyor

15 Mayıs itibariyle dünya genelindeki vaka sayısı 5 milyona yaklaştı. Ölüm sayısı 300 bini aştı. Virüs taşıyan iki milyona yakın insan da iyileşti.

Hollanda 11 Mayıs itibariyle aşamalı olarak ilkokulların açılmasına izin verdi. Berber, dişçi, gözlükçü gibi pek çok mekân hizmet vermeye başladı. Camiler de yine ilk etapta 30 kişilik ardından da 1 Haziran itibariyle 100 kişilik katılımlarla ibadete açılacak.

Hollanda diğer ülkelere nazaran daha tedbirli ve temkinli davranıyor.

Bu arada Hollanda Türk toplumu gurur veren, onur duyulan pek çok eylemin de altına imza atıyor.

Sivil toplum kuruluşlarımız, işverenlerimiz, cami ve cemiyetlerimiz bu zorlu süreçte ihtiyaç sahibi olan insanlarımıza maddî ve manevî katkı sunmak için ellerindeki bütün imkânlarla âdeta seferber olmuş durumdalar.

Pek çok insanımız da bireysel çağrılarla ihtiyaç sahibi olanlara ulaşmaya çalışıyorlar.

Bunlar da insanlığın aydınlık çehresi. Bunları duyunca moralimiz zirve, ümidimiz tavan yapıyor. Gün beraber olma günü, dayanışma, paylaşma, arayıp hal hatır sorma vaktidir…

Her ne olduysa bize bizden oldu…

Misafir olarak geldiğimiz dünyaya ev sahibi gibi davrandık. Çok hor kullandık. Gelecek nesle iyi bir miras bırakamadık. Dünyadan elimizi 10 yıl çeksek, bizlerden sonra gelecek olan insanlığı binlerce yıl sağlıklı bir şekilde barındıracak bir yurt olacağı söyleniyor. O denli kirletmişiz yani.

Dokunduğumuz her yeri kirletiyor, kanatıyor, acıtıyoruz.

Kainatın ezeli ve ebedi sahibi, kanun koyucusu Allah’ın hükümlerini, emirlerini hiçe sayıyoruz. Makam, menfaat uğruna zulmedenlerin tarafını seçiyor, onların dalkavukluğunu yapıyoruz.

Verilen nimetlere şükredemiyoruz. Kanaatkâr olmayı, paylaşmayı unuttuk. Yüreklerde sevgi yerine kin duygularını yeşerttik. Barışı çarmıha gerdik, savaş çığlıklarıyla neslimizi büyüttük. Adalet bize uğramaz, ahlâk, edep bizi tanımaz, dürüstlük yanımızda durmaz oldu.

Akrabalar sorulmaz, kardeş kardeşi tanımaz, büyük büyüklüğünü küçük küçüklüğünü bilmez oldu.

Her ne olduysa bize bizden oldu. Ve hep azar azar oldu. Azan kul belasını buldu.

Çekersek elimizi muhtaçlardan, bihaber olursak yoksullardan açlardan, uzak durursak mazlumlardan, seslerini duymazdan gelirsek masumlardan onların yaşadıklarının aynısıyla sınanırız, sınanıyoruz, sınanacağız…

Dolandırıcılara dikkat…

Son günlerde artış gösteren dolandırıcı şebekeleri farklı usullerle insanlarımıza ulaşarak, onları haciz/icra yoluyla korkutarak haksız bir şekilde paralarını almanın uğraşısı içindeler. Gazetemizde, okurlarımızın birebir yaşadıkları bu tür sahtekârlık, dolandırıcılık olaylarını sizlerle paylaşıyoruz. Lütfen size mesaj, mail yoluyla gelen ödemeleri araştırmadan, danışmadan sakın ödemeyin. Sizin de başınızdan geçen bu tür bir hadise var ise, okurlarımızla paylaşmak için bizlere ulaştırabilirsiniz.

Vergi Dairesi…

Hollanda’da pek çok alanda ırkçı ve ayrımcı olaylarla karşılaşıyoruz, ancak bunun bir devlet kurumu tarafından yapılması, vatandaş olarak devlete olan güvenimizi sarsıyor. Anayasaya göre devlet vatandaşlarını ayrımcılığa karşı korumak zorundadır. Bizzat devletin kendisinin ayrımcılık suçu işlemesi ciddi bir durumdur. Vergi Dairesi (Belastingdienst), gelir vergisi beyannamelerini değerlendirirken insanların etnik kökenlerine (Etnisch profileren) göre davrandıklarını kabul etti. Etnik kökene göre değerlendirme belki kulağınıza masum gelebilir, ama bunun adı resmen ayrımcılıktır. Bundan sonra nasıl bir yol izlenecek, bekleyip göreceğiz ancak hem siyasilerin hem de STK’ların suskunluğu bizim geleceğe olan umudumuzu da törpülüyor.

Doğuş Nieuws…

22 yıldır yayım hayatını kesintisiz olarak sürdüren Doğuş Gazetesi, “Dogus Nieuws” adlı dijital bir medya platformu oluşturdu. Sesinizi farklı sosyal medya hesaplarından daha hızlı ve daha geniş kitlelere duyurmak için çalışmalar sona doğru geldi. Güçlü, güvenilir ve izlenebilir bir websitesi bayram sonrası hizmete girecek. Youtube kanalından “KOVID- 19” temalı görüntülü söyleşilerimiz hız kesmeden devam ediyor. Önümüzdeki sayıda konuyla alakalı daha geniş bir bilgi vereceğiz.  

Yazarlarımız… Her iki toplum yapısını çok iyi bilen, dünya gündemini takip eden, donanımlı, birikimli, dünyaya hoş bir seda bırakmak için koşuşturan çok özel ve güzel insanlarla beraber bu yayın yolculuğunu sürdürmek benim için büyük bir saadet vesilesi. Onların imbiğinden süzülen her bir damla, kelime benim bakış açımda güzellikler  oluşturuyor. Bu durumun sizlerin hayatında da yenilikler, güzellikler meydana getirdiğine inanıyorum. Sizleri onların imbiğinden süzülen güzelliklerle baş başa bırakıyorum…Görüş, düşünce ve eleştirilerinizi bekliyorum.

About Dogus