SEMBOL VE AİDİYET

Dedelerimizin Hollanda’ya gelişi üzerinden yarım asırdan uzun bir süre geçti. Artık dördüncü nesilden bile reşit yaşına ulaşan insanlarımız var. Birçoğumuz itiraf etmese de bizler Hollanda’da kalıcıyız. Kendimden örnek vermek gerekirse, ben Hollanda’da doğdum ve eğitim hayatım burada geçti.

Dinimi ve ana dilimi kimliğimin ayrılmaz parçaları olarak görüyorum. Ne var ki Hollanda’da tahsil görmüş olmam ve Hollanda’nın iş düzenine alışkınlığım, beni Türkiye’deki soydaşlarımdan farklı kılmaktadır. Örneğin Türkiye’de iş hayatında görülen resmiyet ile hiyerarşik düzen ve başarılı olmak için sürekli birilerinin araya koyulması alışkanlığı bana çok garip geliyor. Aynı durum eğitim ve ticaret hayatında insanların birbiriyle olan ilişkileri için de geçerli. Dahası buna benzer tecrübeleri sadece yaşıtlarımdan değil, burada 10-20 yıldır yaşayanlardan tarafından bile söylenmesi dikkate değer. Bunu da çok garip karşılamamak lazım. Zira insan doğası itibariyle yaşadığı çevreden etkilenir. Zaten üzüm üzüme baka baka kararmaz mı?

Madem ki burada kalıcıyız, o takdirde ‘gelecek vizyonumuz ne olmalı’ sorusu hayati önem kazanıyor. Herkes durduğu yerden olaylara bakar. Benim durduğum yerden bu meseleye baktığım zaman, bedenen Hollanda’da fakat zihnen Türkiye’de yaşamanın doğru olmadığını, keza dinini ve ana dilini gereksiz görüp asimile olmamamız gerektiğini söyleyebilirim. 

Yıllardır dinimizi ve ana dilimizi muhafaza etmenin yolunun sadece eğitimden geçtiğine inanıyordum. Hatta yıllar boyunca eğitim alanında ciddi sorunlarımız var iken milyonlarca Euro’lara görkemli camilerin inşa edilmesine pek anlam veremiyordum.

Fakat artık bu konuda farklı düşündüğümü itiraf etmek durumundayım. Din ve ana dil bir kimliği oluşturan temel unsurlar olduğu için, bu meseleyi sadece eğitim açısından ele almak eksik bir yaklaşımdır. Bunun yerine bu meseleyi kimlik ve o kimliğe aidiyet açısından ele almak daha doğrudur. Dolayısıyla şu soruyu sormamız gerekir: aidiyet duygusu nasıl oluşur?

Çok farklı bir dönemde yaşamış olsa da, Yahya Kemal’in (1884-1958) bu konuda bize yardımcı olacağını düşünüyorum. Osmanlı’nın modernleşme ve cumhuriyetin kuruluş yıllarında yaşayan Yahya Kemal, 1922 yılında yayınladığı ‘Ezansız Semtler’ yazısında, aidiyetin oluşmasında sembollerin önemine işaret eder. Yazısında Kadıköy gibi Batılı hayat tarzına göre inşa edilmiş semtler ile geleneği temsil eden Üsküdar’ı mukayese eden Yahya Kemal, Kadıköy’de yetişen çocukların minare görmeden, ezan sesini işitmeden, Ramazan ve kandil günlerini hissetmeden büyüdüklerini söyler. Oysa Üsküdar gibi semtlerde doğan bir çocuğun kulağına doğar doğmaz ezan okunurdu. Dahası o semtlerde yetişen çocuklar ilk ders olarak besmeleyi öğrenirlerdi, mübarek günlerde Kur’an sesini işitirlerdi, bayram namazlarına babalarıyla birlikte giderlerdi ve camide tekbirleri dinlerlerdi. Yahya Kemal’e göre asırlar boyunca Müslümanlığa olan aidiyet duygusu bu şekilde gelişmişti. Nitekim Galata, Beyoğlu gibi Frenk (yabancı) semtlerine yerleşen dedelerimiz, inşa ettikleri minareler, o minarelerden duyulan ezan sesleri ve inşa ettikleri türbelerle yerleştikleri semtlerde kimliklerini muhafaza etmiş ve kalıcı olmayı başarmışlardı.

Yahya Kemal’in ifadesiyle, “Manzara halkın dinini, milliyetini hatırlatır”.

Yukarıda kısa özetini verdiğim yazıdan -özellikle çocukluk yaşlarında- aidiyet duygusunun oluşumunda sembollerin ne kadar önemli olduğunu anlıyorum. Zaten insanda belirli bir aidiyet duygusu oluşmasını doktrinden ziyade semboller sağlar. Bir Müslüman apartman dairesinde de samimiyetle topluca ibadetini yapabilir. Ancak ibadetin sembollerle süslenmiş bir mekânda yapılması özellikle çocuklar üzerinde daha etkileyicidir. Yarının yetişkinleri olan bugünün çocuklarının, mesela Utrecht Ulu Camii’nde cuma namazı kılmasının elbette kimlik oluşumunda önemli etkileri olacaktır.  Üstelik tren ve arabayla yolculuk yapanların Utrecht Ulu Camii ile ve Rotterdam Essalam Camii’ni görmesi Müslüman olmayanlara da Müslümanların burada kalıcı olduğu mesajını vermektedir. Bu nedenle dini açıdan azınlık olarak yaşadığımız bu ülkede, görkemli camilere, minarelere ve kısık sesle de olsa dışarıdan duyulan ezan seslerine olan ihtiyacımız küçümsenmemelidir. Çünkü bu semboller, gelecek nesillerin Müslüman kalabilmesi adına hayati öneme sahiptir.  

About Dogus