KULLUKTA ŞÜKÜR İNSANLIKTA TEŞEKKÜRÜN MANASI

Bu anlamda bazı insanlardan duyarsınız: Kendi dilimde kullandığım bir cümle veya hikâyeyi, Türkçe kullandığım zaman aynı hissi ve espriyi yakalayamıyorum.

Birinde gülüyorum çok komik geliyor öbüründe ise, sadece sözcüklerin anlamlarını düşünüyorum. Bilmiyorum ifade edebildim mi? Kulluk, halk ile yaşamak ve hakka tabi olmaktır. Allah ile aranızda araçlar koymamaktır. Hele bu araçlar dünyevi şeylerse, onların görsel cazibesine kapılmak daha etkili olabilmektedir. Zamanla insan bunlarla prestij yapabilmektedir. Dünyada bunların örnekleri oldukça çoktur.

Bir şeyin kişiye mantıklı gelmesi, onun hakikat olduğunu göstermez ve ölçüde alınamaz! Müminin ölçüsü, Yüce Kitabımız Kur’an ve Allah Resulünün Sünnetidir.

Söylediklerimizle yaptıklarımız birbirine zıd düşüyorsa, ortaya koymak istediğimiz değerin anlamından uzaklaşıyor ve yanlış fotoğraf veriyoruz demektir. Bugünün en büyük sorunlardan biride bu değil midir. Samimiyet sınavından geçmek, erdemli olmak demektir.

Ağzımızdan çıkanla görüntümüzün örtüşmemesi, bir anlamda davranışlarda hoyratlığın ilanı gibidir!

Ahlâklı davranmak, her şeyin hakkını vermek ve hayatın her alanını kapsayan deruni ruh kazandıran fiilleri ortaya koymak, içtimai hayatın da devamlılığı makamındadır.

Bu ruhu taşımayan fertlerden oluşan toplum yapısı yorgun ve gelecek konusunda öz güveni olmayan yığınlar hâline gelmesi mukadder olur.

Bireylerde şükür ve ahlâk ayrılmaz ikiz kardeş gibidir.

Geçmiş ilim adamlarının bugünün nesline miras olarak geride bıraktıkları maddî ve manevî mirasın hayırla yâd edilmesi vacib iken, yeteri ihtimamı göstermemek ahde vefa ve şükrünü eda etmemek değil midir?

Tarihe mal olmuş mirasın koruyucuları iyi yetiştirilmezse, değerli nesil insan profilinden bahsetmemiz kalbin başka dilin başka olması demektir.

Elimizdeki müktesebatı kendi şartları içinde değerlendirerek terekeye sahip çıkmak, arkada kalan nesillere örnek olmayı göstermez mi?

Maalesef tarihe mal olmuş insanlığa hizmette mütevazı, insanlara teşekkürüyle mütenasip bir hayat ve edebiyle mütemayiz olmuş, kendinden çok diğer insanlara hizmette hayatını adamış bir çok kıymet, bugünün nesli tarafından gereğince tanınmıyor! Bunun müsebbipleri, etkili, ehliyetli, liyakatli ve yetkili olanlardır.

Neslimize ve nefsimize tevazuu öğretmek, görevini yerine getirmeyi ilke edinen bugünün yetişmiş beyinleri olacaktır…

Unutmayalım! Her şeyin mertebesi ve olgunluk makamı vardır. Bunlardan biri de şükür makamıdır. İşte bu makam, hayat içinde insanlarla ilişkilerde ortaya çıkar. Bazen sahibi farkında ve bazen değildir. Çünkü tahsil ettiği ilim pratiğe dönüştüğü zaman, tevazuuyla bütünleşir şükürle olgunlaşır ve sıfatı hâline gelir!

Kemal sahibi olmak için usul takip etmek şarttır. Yoksa bir insan hastalığını anlatmakla iyileşeceğine inanıyorsa, hemen karar verdiği anlamına gelmez.

Bu aslında bir birikimin tezahüründen ibarettir.

“Yanlışla yatan yanlışla kalkar” atasözünü hatırlamak gerekir.

Çözüm ve usul belli olmasına rağmen sağa sola yalpalanmanın, zaman israfından başka ne anlam ifade eder?

Hastalık belli tedaviye yaklaşmamak neyin göstergesidir? Boş işlerle zaman geçirenlerden kimseye fayda gelmez, aksine zararlarının dokunmaması için Allah’a sığınmanın murat edilmesi kaçınılmaz hale gelmiştir.

Zahiren bir şeyi temenni etmek, o şeyin arkasındaki kurgunun varlığını ele verir.

Düşünürken mantıksal alandan kendimizi tecrid edersek, yanlışa pirim vermiş oluruz.

“Ben neye göre düşünüyorum ve davranıyorum” sorusu, yeniden ihya edilmesi ve aksiyon hâle getirilmesi gerek ki, şükrün kıymeti bilinmiş olsun.

Bir şeyden hoşlanmamak, o şeyin kötü oluşundan mı, yoksa size uymayan varlığından mıdır? Bunun cevabını muhatapların vermeleri ve bulmaları gerekir. Bu tür sorularla yüzleşmek, kişinin bilincini açar ve olaylara karşı yeni ve doğru perspektifler doğmasına sebep olur!..

Tevekkül, dünya ile alakayı kesmek değildir. İslam’ı alt yapısı ve birikimi olmayanları avlamak, bu tür kavramların tersyüz edilmesiyle ve bu pazarın simsarlarının iştahını kabartmakta ve yeni yaklaşımlara pirim verdikleri ayan beyan görülmektedir.

Allah Resulünü ziyarete gelenlere: Bineklerinizi ne yaptınız?” sorusuna “Allah’a emanet” cevabına “Önce bağla sonra tevekkül et” buyuruldu!

Aslında önemli olan, günlerin, ayların ve senelerin geçmesi değil, önemli olan insanlarla ilişki biçimimizdir. Onlara karşı nazik ve müteşekkir davranabilme ferasetimizdir.

Her geçen anın ve zamanın yarın hesabı olacağına inanan Mümin, buna göre muhasebesini yapması gerekmez mi? Vaktin heba edilmesi hâlinde, neyin pazarlığını veya insanlığını konuşacağız? Bunun anlamı, zamanı geri sarmağa çalışmaktır.

Bireyler arasında iletişim konuşmayla sağlanırken, devamlılığı ahlâk ve teşekkürle taçlanması, hukukun ortaya çıkmasına zemin ve sebep olmaktadır.

İnsan sosyal bir varlıktır. Yalnız yaşaması müstesna bir durumla alakalı olabilirse de, hikmetten vareste değildir.

Bu istisna-i durumu genellemek, inancına ters düşmek demektir!..

Edep dersi verenlerin kendilerine bir dönüp öz eleştiri yapmasını hiç düşünmezler mi?

Başkalarında görmek istedikleri sıfatların kendilerinde olup olmadığını hiç akletmezler mi?

İşte günümüzde en büyük sorunlardan biride bu değil midir?

Allah hiç kimseye kendini unutturmasın!..

Şu dünyada saf, temiz ve duru bütün manevî kirlerden arınmış akıl, hangi kurdun veya tilkinin tuzağına düşer dersiniz?!..

Hayır! O gelişen ve saflaşan ufku geniş mana yüklü madde ötesini görebilen mertebeye çıkmış, gölgesinde kalanlara ışık önlerinde adeta bir projektör gibidir!.. Herkes bir yol tuttu hayatını yaşıyor.

Bu hayatın sahiciliğinden ve hikmetinden ve ontolojik gerçekliğinden haberi olmadan at gözlüğüyle olayları bakarak anlaması

mümkün değildir. İnsan derinlemesine “Ben kimim nerden geliyorum ve nereye gidiyorum?” gerçekliğiyle yüzleşmelidir.

Netice, her insan teşekkürü hak etmek için çalışmalı ve hak edenden de esirgenmemelidir.

Dünyanın faniliğine inanan insan, aklına ve bilincine gem vurmamalı, tabi-i akışına bırakmalıdır. Rabbine teşekkürünü arz etmeli, hem cinsini onunla onore etmelidir… Vesselam!..

About Dogus