KORONAVİRÜSÜ BİZİ TÖVBEYE ÇAĞIRIYOR

Tarihî bir zamandan geçiyoruz şu an. Henüz üç ay öncesinde sadece Çin’de görülen virüs hızla yayılarak tüm dünyayı etkisi altına alıyor. “Çin’de virüs çıkmış, bir çok insan bu sebepten ötürü hayatlarını kaybediyormuş” diye söylentiler çıktığında, bazılarımız “Hak ettiler” yorumunu yapmıştı.

Doğu Türkistan’da Uygurlara uyguladıkları işkencelerden ötürü içimizden geçen düşünceler bu yöndeydi. Ve şu an tüm Dünya’da aynı sebepten bir çok insan ölüyor. Bizler evden çıkmama yasağı ile karşı karşıyayız. Öyleyse soruyorum ‘Hak ettik mi?’

Bu sorunun cevabı vicdan sahibi olan her insanın kendisinde gizlidir. Camilerin kapatılması, Kabe’nin, Mescid-i Aksa’nın kimsesiz kalması, yakında gireceğimiz Ramazan ayının garip geçecek olması ve hatta Ramazan bayramını kutlayamayacak olmamız, biz Müslümanlar için dünyada yaşayabileceğimiz en büyük acılardan değil de nedir?

Önceki kavimler hata işledikleri vakit büyük azaplara uğrayıp helak olurlarmış. Helaka uğrama sebepleri genel olarak; Peygamberlerini yalanlamaları, putlara tapmaları, zulüm ve sapkınlıkta ileri gitmeleri ve Allah’a isyan etmeleriymiş. Peygamberimizin kendi ümmetine ettiği duadan ötürü, bizler helaka uğrayan toplumlardan olmuyoruz fakat, başımıza gelen musibetler, doğal afetlerden de ders çıkarmamız gerekiyor.

Koronavirüsü çıktığı günden itibaren, insanların evlerine kapanıp, ölümü düşünmelerinin arkasında çok büyük ibretler olduğunu düşünüyorum. Tam da konuyla bağlantılı geçen ay bahsettiğim gibi; sadece kendini düşünen bencil insanlar, misafirden korkanlar, “vaktim yok kabul edemem” diyenler, sıla-i rahim yapmayı lüks görenler, ülke ülke gezmekten Umre-Hacc’a gitmeyi erteleyenler, camide vakit namazı kılma imkânı varken evde keyif sürenler şimdi isteseler de bu nimetlere mazhar olamayacaklar!

Allah elimizin altından nimetlerini çekti ki, kendimize gelelim, tövbe edelim. Elimizde kıymetini bilmediğimiz ne değerler varmış meğer. Balığın karnına girip cezalandırılan Hz. Yunus misali, evlerimize kapanıp dışarı çıkamadığımız bu günlerde; Yine Hz Yunus peygamberin duası olan ‘La ilahe illa ente sünbhaneke inni küntü minezzalimin.’ ‘Senden başka ilâh yoktur. Sen her türlü noksanlıktan, eşi-ortağı olmaktan uzaksın. Şüphesiz ben kendine yazık edenlerden oldum” (Enbiyâ 21/87) duasını dilimizden düşürmememiz gerekir.

Affet Allah’ım..

Sünnetlere Uyarak Korona’dan Nasıl Korunuruz?

İslam dini bize her konuda yol göstermiştir. Sevgili Peygamberimiz yeme-içme adabından tutun da, tüm temizlik adabına kadar bize örnek olmuştur. Virüse yakalanmamak için, elimizden gelen her şeyi yaptığımız şu günlerde Peygamberimizin sünnetlerinin, uzmanların söyledikleri tavsiyelerle aynı olması bir kez daha insanın gönlüne tebessüm ettiriyor.

Ellerin sıkça yıkanması gerektiği her yerde söyleniyor. Biz Müslümanlar günde beş vakit abdest alarak, her yemek öncesi ve sonrası ellerimizi yıkayarak, hem sünnet sevabı kazanmış olacağız hem kendimizi koruyacağız inşallah. Yine uzmanların söylediği tuzlu su ile ağzı gargara yapmak, ağızdaki mikropları öldürüyor. Bildiğimiz gibi Peygamber Efendimiz yemeğe bir miktar tuz tadarak başlar ve yemek bittikten sonra da tuz tadarak yemeği sonlandırırdı. Bunun tıbbî olarak bilinen faydası şöyle: Yemekten önce tadılan tuz, mide enzimini harekete geçiriyor, sinirleri uyarıyor, hazmı kolaylaştırıyor.

Tükürük guddeleri daha fazla salgı yapıyor, sindirim ve ağızdaki karbonhidrat parçalanması daha kolay oluyor. Ağız içine hava yoluyla bulaşmış mikroplar, tuzdaki sodyum klor sayesinde temizleniyor.

Yemekten sonra alınan tuz da, ağza bol miktarda gelen ptiyalin ile dişlere yapışmış olan karbon-hidratları çözüp eritiyor ve diş çürümelerini önlüyor. Ayrıca ağızda antiseptik özelliği gösteriyor.

Eğer bir yerde salgın hastalık varsa nasıl davranılması gerektiğini O’ndan (s.a.v.) öğreniyoruz.  “Eğer bir yerde vebanın olduğunu duyarsanız, sakın oraya gitmeyin, adımınızı atmayın!  Bulunduğunuz yerde de bu hastalık ortaya çıkarsa artık oradan dışarıya çıkmayın!” diyerek hem kendimizi hem başka inanları korumak adına karantinanın önemini vurgulamıştır.

Ve tabi ki manevî olarak korunmamız gerekir. Bunun için de dua etmemiz şart.  Peygamber Efendimiz sabah ve akşam “Ne yerde, ne gökte adının anılmasıyla hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın ismiyle korunuyorum ki, O Semî’ ve Alîm ’dir.” diyerek dua ederdi. Bu süreci sağlıklı bir şekilde, manevî yönden ders almış bir vaziyette atlatmayı diliyorum hepimiz adına.

About Dogus