KIYAMET, ELİNLE GETİRECEĞİNİ GÖRECEĞİN GÜNDÜR

Merhaba değerli dostlar. Allah’ın selamı- barış, emniyet, huzur, sağlık ve mutluluğu- üzerinize olsun sevgili dostlar.

Hiç aklımıza gelir miydi?..

Dünyanın tamamını bir hastalık saracak ve insanların sosyal hayatını felç edecek.

Herkesi birbirinden ayırıp sonrada can pazarına düşürüp marketlerin raflarını korku ve panik hâlinde boşalttıracak.

Musa’ın (as.) bedduasını alan Samirî gibi dokunulmaktan kaçan insanlık, acaba hangi böğüren buzağının heykelini yaptı da tanrı diye taptı(rdı.)

Herkesin kendi derdine düştüğü bu durum biraz kıyameti hatırlattı: “O gün kişi, kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve oğullarından kaçar!” (Abese 34-36.)

Geçen gün bir dükkânda aldığım şeyin ücretini nakit/ para olarak verdim fakat virüsten dolayı kartla ödemem gerektiğini söyledi kasiyer.

O anda kartla ödeme yapamadım ve elimdeki para değersiz bir kağıt parçası oluverdi biranda.

Bir kaç yıl öncede izin dönüşü Balıkesir Edremit’de, bir para çekme bankası kartımı yuttu ve görevliler ancak üç gün sonra alabileceklerini söylemişlerdi. Hâlbuki o anda arabada benzin bitmiş, cebimde para yok, arkadaşımı otuz defa aradım bir türlü çıkmıyor, adresini de bulamıyorum.. Yorgun, uykusuz ve şaşkınlığımla şunu söyledim kendi kendime: “Ey insan ne kadar da aciz, fakir ve zavallısın.”

Yani siz ne kadar da zengin ve kudretli olsanız, öyle durumlar olur ki paranız pul olur, geçmez. Ve yine öyle bir zaman gelir ki soyunuz/boyunuz, övündüğünüz nice şeyler; devletiniz, milletiniz, damarlarınızda ki asil kan sizi kurtarmaya yetmez. Kurtuluş için başka bir değer, başka bir sermaye gerekmektedir.

Tıpkı dünyada ölümüne tapılan bazı şeylerin ahirette geçmediği gibi: “O gün ki (kıyamet) ne mal fayda verir, ne oğullar. Ancak Allah’a selim bir kalp ile varan başka.” (Şuarâ Sûresi 88,89.)

Camilerde cumalar/ namazlar şimdilik durdu.

Camilerin merkezi olan Kâbe’de aynı durgunluğu yaşıyor. Hatta ölenlerin nakli ve cenaze namazının kılınmaması vs.. olağanüstü kaygı verici durumlar. Bu büyük bir kriz, musibet, bela/ imtihan değil mi?..

Hayır hayır!.. Asıl kriz ve imtihan; Doğu Türkistan’a Çin devletinin zulmü, Arakanlı Müslümanlara Budistlerin zulmü, şu anda Hindistanlı kardeşlerimize Hinduların saldırısı, Irak, Afganistan, Yemen ve Suriye’deki savaşlar, katliam ve işkencelerdi…

Kaygı duyulması ve gündemi sarsan asıl mesele bu olmalıydı.

Asıl tedbir ve kriz gündemi, Avrupa’da toplu hâlde katledilen insanlarımız ve saldırılan dinimiz olmalıydı. Memleketimiz dâhil İslam ülkelerinde(!) yaşanan adaletsizlik ve cehaletle toplumun birbirine düşman edilerek kırdırılması ve halkı açlıkla sefalete düşürüp, düşünmeyen, eleştirmeyen, şahsiyeti elinden alınmış bir sürü hâline getirmek, daha çok telaşlandırmalıydı bizi.

İşte bu olanlar, dünyayı ve özelde Müslümanları şu virüs kadar korkutup, tedbirler almaya yetmedi. Hâlbuki insan olanın vidanı bu acıya büyük bir çığlıkla ortak olmalıydı. İsrafil’in sûru gibi şiddetli bir sesle kıyameti koparmalıydı.

Kıyamette zaten her şeyin bozulmasıyla başlar.

Amerika ve İsrail’in bu bozgunculuğu ve Ortadoğu’ya savaş açması, “Tanrıyı kıyamete zorlamak.” içinmiş.

“Biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar.” demiş atalarımız. Hadislerden de anlaşılıyor ki olumsuz, kötü şeylerin artması kıyameti celbediyor.

Bu gün insanlık ne durumda?..

Efendimiz (sav.)’in bahsettiği kıyamet öncesi alametler bize hiç tanıdık geliyor mu?..

“… Emanete riayet edilmeyecek, (iş/ emir ehil olmayanlara verilecek) faiz helâl sayılacak, seviyesiz ve şahsiyetsiz kişiler yönetici olacak, ebeveyne isyan edilip beyler hanımların emrine girecek, (Cariye efendisini doğuracak. Yani çocuklar anasını- babasını hizmetçi gibi kullanacak.), (…), yöneticiler insanlara zulmedecek, şerrinden korkulan kimselere itibar edilecek, ticareti dürüst olmayan gruplar ele geçirecek, mescidler süslenmekle birlikte ibadete önem verilmeyecek, erkekler erkeklerle, kadınlar da kadınlarla yetinecek, kadınlar sosyal konum açısından ön plana çıkarılacak ve erkekler kadınlara benzemeye çalışacak, açıklık yayılacak, hayâsızlık çoğalacak, cihad ve irşad faaliyetleri terkedilecek, (…..), liderliğe elverişli kimseler azalacak, âni ölümler çoğalacak, cahiller, aynı zamanda dürüst olmayan zâhid ve sûfîler türeyecek, akrabalık bağları kesilecek, yalancılar tasdik edilip doğru konuşanlara itibar edilmeyecek…” (İbn Kesîr, I, 21, 178-179)

“İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah -dönüş yapsınlar diye- işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor.” (Rum 41.)

Bu ayetle ilgili Muhammed Esed’in açıklamaları yaşadığımız dünyanın geldiği durumu bize gösteriyor: “Böylece, günümüzde korkunç bir şekilde –üstelik henüz kısmen– ortaya çıkan doğal çevremizdeki yoğun çürüme ve tahribat, burada ‘insanın kendi yapıp ettiklerinin bir sonucu’, yani insanın, kendini tahrip eden –çünkü katı materyalist bir temele dayanan– teknolojik gelişmelerin ve insanlığı daha önce hayal bile edemediği ekolojik felâketlerle karşı karşıya getiren çılgınca faaliyetlerin bir sonucu olarak öngörülmüştür: Toprağın, havanın ve suyun sanayi atıkları ve şehir çöpleri yüzünden dizginlenemeyen bir şekilde kirlenmesi; bitki örtüsü ve denizlerin artan bir şekilde zehirlenip yok olması; yaygın uyuşturucu ve görünürde ‘faydalı’ ilâç kullanımı sebebiyle insanın kendi bedeninde ortaya çıkan her türlü genetik bozukluklar ve insanlara yararlı birçok hayvan türünün giderek yok olması.

Bütün bunlara, insanın sosyal hayatındaki hızlı bozulmayı ve çürümeyi, cinsel sapıklıkları, suçları ve şiddeti ve son aşamada nükleer dehşeti ilâve edebiliriz.

Bunların tamamı, son tahlilde, insanın Allah’a ve mutlak mânevî/ ahlâkî değerlere karşı umursamazlığının ve bunun yerine, ‘maddî ilerleme’yi tek önemli hedef sayan inançlara tutsaklığının bir sonucudur” (II, 828-829). Bu bağlamda, ürkütücü sonuçlarıyla dünya gündeminde ağırlıklı bir yer tutan ozon tabakasının delinmesi sorununun tam olarak âyetteki ifadeyle örtüştüğünü yani “insanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden” ortaya çıkmış bir bozulma olduğunu da canlı bir örnek olarak hatırlamak gerekir.”

De ki: “Sığınırım o sabahın Rabbine, (Koronavirüsü dahil tüm) Yarattığı şeylerin şerrinden…” (Felak sûresi 1-2)                                

About Dogus