İNSANLIĞIN İMTİHANI

İnsanlık, tarihin farklı dönemlerinde salgın hastalık, deprem, sel, kıtlık gibi birçok farklı felaketler yaşamış ve neticede can ve mal kaybı olmuştur. Örneğin; İslam tarihine bakıldığında Hz. Ömer efendimizin zamanında ortaya çıkan bulaşıcı hastalık (Tâun) nedeniyle aralarında sahabilerin de olduğu binlerce insanın vefat ettiği bilinmektedir.

İslam dini “canın, malın, dinin, aklın ve neslin muhafazasına önem vermiştir. İnsanın can güvenliğini önemseyen İslam’ın, dolayısıyla hazreti peygamberin salgın hastalık olduğunda yapılması gerekenle ilgili ashabına vermiş olduğu tavsiye, Koronavirüsü ile şu an mücadele eden insanoğluna rehberlik etmektedir. Salgının yayılmaması için bir yerde bulunanların orayı terk etmemeleri, başka beldelerde bulunanlarında salgın olan beldeye girmemelerini tavsiye etmiştir. Korona virüsünün hızlı bir şekilde yayıldığını gören ülkelerin netice itibariyle sınırlarını kapattıklarını haberlerden okuduk. Tedbir almanın önemini vurguluyor bu hadis.

İnsan yeryüzünde var olduğu müddetçe imtihana tabi tutulacaktır. “Sizi mutlaka biraz korku ve açlık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsullerden bir noksanlık ile imtihan edeceğiz. ( Ey Resûlüm!) O hâlde sabredenleri (cennetle) müjdele!” Bakara suresinde geçen bu ayet, insanın sevdikleriyle ve korktuklarıyla imtihana tabi tutulacağına dikkat çekiyor. Dünyada açlıktan ölen binlerce insan var. İnsanlar yaşamak için yemeğe ihtiyaç duyarken, bizler fazlalıklar için para verip bıçak altına yatıyoruz. Ne kadar büyük bir tezat. Dünyanın bir köşesinde açlıktan dermanı kesilmiş bir çocuk nefes alamıyorken, dünyanın öbür ucundaki insan, yediği fazla yemekten nefes alamıyor. Kimse bu durumu düşünüyor mu? Hayır. Korona salgını her yeri ele geçirince, Korona’dan değil de açlıktan öleceğimizi düşündüğümüz için dükkânların raflarını boşatmaya başladık. Raflar dolar da, boşalan yüreklerimizi neyle dolduracağız?

Başa gelen her olay, kimden, ya da nerden geliyor olursa olsun Allah’ın bir ayeti (işaret) olarak değerlendirmek gerekir. Koronavirüsü çıktığından beri insanlar farklı yorumlar yapmaya başladı. Bazıları bu yaşanan durumu kıyamet alameti olarak değerlendirirken, kimileri ise bir musibet olarak yorumladı. Rabbimiz Kur’an’da Hz. Nuh’un durumunu anlatırken: “Böylece biz onu da, gemi halkını da kurtardık ve bunu alemlere bir ‘ayet’ (kendisinden ders çıkarılacak bir olay) kılmış olduk” buyurmaktadır. (Ankebût, 15) Ayet kelimesinin, sözlük anlamına bakıldığında ibret, öğüt ve işaret anlamlarına da geldiğini görürüz. Başımıza gelen salgın hastalığın nedenlerinin arasında insanlığın ihmalkârlığı, dünya hırsını sayabiliriz.

Hepimiz denizin kıyısına vurmuş cansız çocuk bedenlerini hatırlıyoruz. Hepimizin yüreği sızladı o görüntüler karşısında. Sizce masumların ahı bizi tutmuş olabilir mi? Televizyon ekranlarından seyrederken “Ay yazık! ne zor hayatları var” diyerek elimizi uzatmadığımız mazlumların arşı alayı titreten feryatlarının bize dönüşü olmayacağını mı zannettik? Bir anda bütün dünyanın gidişatına sekte vurdu bu olay. Dünyada ekonomi zarar gördü. Korku ve panik havası var. İnsanlar birbirleriyle musâfaha yapamaz hâle geldi. Aradaki mesafeyi korumak için yeni selamlama şekilleri uydurduk. Doldurmaktan aciz olduğumuz namaz saflarımız artık tamamen boş. Mescitler mahzun. Camilerimiz mahzun. Hafta sonları camileri şenlendiren masum çocuk sesleri, artık camilerde yankılanmıyor. İslam’ın kalbinin attığı yer olan Kâbe bize dargın. Artık kendimize çeki düzen vermeliyiz. İşin manevî boyutunu ıskaladık. Zahire odaklanıp, batını düşünmedik. Bu olayın üzerinde kafa yormalıyız. Evde kaldığımız bu süreçte “çok sıkıldım, patlamak üzereyim. Dışarı çıkamıyoruz” sözleri yerine, bu süreci en az hasarla nasıl atlatabiliriz, bunu fırsata nasıl çevirebiliriz düşüncesinde olmalıyız. İnsanlar sıkıntılarından Koronavirüsüne şarkılar bestelediler. Farklı farklı videolar çekerek işin tabiriyse cılkını çıkardılar. Enerjimizi böyle şeylerle ziyan edeceğimize evde kaldığımız süre zarfında üretmek için yeni uğraşlar bulmamız bizim yararımıza olacaktır. Kitap okumak, uzun zamandır gerçekleştirmek isteyip de fırsat bulamadığımız bir hobimize başlamak, eşimizle ve çocuklarımızla daha fazla zaman geçirerek aile bağlarını kuvvetlendirmek. Bu sıkıntılı süreci kolay atlatabilmek için Allaha iltica ederek sabırlı olmak ve namaza sığınmak. Kur’an, Bakara suresinin 153. ayetinde Allah’tan nasıl yardım istenileceğini bize bildiriyor. Çocuklarımız evde kaldıkları süre zarfında zaten dijital eğitime alışmak için büyük gayret sarf ediyorlar.

Anne- baba olmanın yanı sıra, ayrıca öğretmenlik görevini de üstlendik. Yani sıkılacak zamanımız yok. “Sıkılmak” kelimesi bu asrın insanının sözlüğünde var kanaatimce. Evimizdeyiz, sıcacık bir mekânda hayatın normale dönmesini bekliyoruz. Bizim gibi sıcacık bir mekânı arzulayan binlerce insan var dünyada. Şikâyet etmeyelim. Yoksa şikâyet ettiklerimizi de kaybeder hâle geliriz.

Hangi ülkede yaşıyorsak, devletin aldığı önlemleri dikkate almalı ve o doğrultuda hareket etmeliyiz. Alınan tedbirlere uymayanlar, hastalığın çabuk yayılmasına neden olabilirler. Bunun büyük bir vebal olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.

“Allah var, gam yok” diyen büyüklerin sofrasından nasiplenmiş bir milletiz.

Tedbiri alır, takdiri Allah’a havale ederiz. Öleceğiz dostlar. Ölüm, yanı başımızda.

Neden kimse tedbir almıyor. Yoksa Korona kadar gerçek değil mi?                                                               

About Dogus