SANAL ÇOCUKLAR MI DEDİNİZ?

İnsan, sosyal bir varlıktır. Toplumdan kendini izole ederek yaşayamaz. O nedenle ahlâk felsefesinde, insanın toplum içindeki davranışları hep tartışılmıştır. Her şeyde olduğu gibi davranışlarımızda da ifrat ve tefritten uzak durmalı mutedil olma yolunda gayret göstermeli ve seçimimiz bu yönde olmalıdır. Toplumla uyum sağlayabilmemiz için bu gereklidir. Toplumda ahlâkî değerlerin yüksek seviyeye ulaşması, kişilerin ruh sağlığı açısından iyi yetiştirilmelerine bağlıdır. Bunun başlangıç noktası aileden geçmektedir. 

Ailedeki bireylerin iyi yetiştirilmesi anne-babanın gelişmiş olan yetileriyle doğrudan orantılıdır. Rönesans’ı (yeniden doğuş) başlatacak olan anlayış, anne-babanın tek yönlü (evlatlarının tavırlarını kritik etmek) yaklaşımlarından arınarak, otokritik yapabilme sürecine geçmelerine bağlıdır. Toplumu olumsuzluklardan uzaklaştırıp diriliş insanını tekrar aksiyona geçirecek o ruh aileden başlamalıdır. 

Fakat ebeveynlerin tutumlarına baktığımızda evlatlarıyla yer değiştirmiş olduklarını görüyoruz. Bir gençte belki mazur görülebilecek davranışları, büyüklerin yaptığına şahit olabiliyoruz. İmam Gazali hazretlerinin “eğri ağacın gölgesi düz olmaz” dediği gibi olumlu tavırlar sergilemeyen ebeveynlerin yuvalarından diriliş neslinin inşasına zemin oluşturabilecek güç nasıl çıkacaktır? Önceden büyükler yol göstericiyken, günümüzdeki büyüklerimizin böyle bir derdi yok gibi. Elbette bunu genelleştirmek doğru değil. Olgun bir kişiliğe sahip bir bireyi gördüğümüzde, kaybolmuş bir değerimize kavuşmuş gibi hissediyor ve mutlu oluyoruz. Olması gereken ile zor bulunan arasında sıkışıp kalmışız.   

Üstad Sezai Karakoç’un bir tespiti var. Onu sizinle paylaşarak ne demek istediğime izah getirmek istiyorum. Bu asrın puta tapan bir asır olduğunu söylüyor. İnsanın, Allah’la olan sevgi bağını kopararak, eşyaya yöneldiğini ifade ediyor ve eşyanın putlaştırıldığına vurgu yapıyor. Evimizde hepimizin vazgeçemeyeceği bir put var aslında. Çocuklarımızdan bizi ayıran, eşimizle aramıza mesafe koyan, eşimize bakarken esirgediğimiz tebessümü, ona baktığımızda misliyle karşılığını bulduğumuz bir put. 

404 yapıştırıcıya ihtiyaç duyulmadan yüreklerimize yapışan cinsten bir put. Âdeta müptelası olanın kurtulmakta zorlanacağı bir veba gibi. Zamanımızı çocuklarımıza ayırmaktan imtina ederken, ona kavuşmak için Leyla-Mecnun oyunları oynamaktan kaçınmayacak kadar kendine aşık eden bir put. 

Hepimiz hangi put olduğunu yazının gidişatından anlamışızdır. Çünkü kendisi, bize ailemizden daha çok tanıdık. 

Cep telefonlarımız. Örneğin; eşrefi mahluk olarak tanımlanan insanın, bu yüksek payeyi yeterli görmeyerek, kendini sevimli göstermek adına bazı uygulamalarla maske takıp paylaşımlar yapıyor olmalarını havsalam almıyor. Snapchat uygulamasından bahsediyorum. Üstelik bunu kamil yaş olarak ifade ettiğimiz 40 yaş üstü insanlarımızın yapıyor olması işin daha vahim bir boyutu. Normalde birine “sen kelpsin” desek, bunu doğal olarak hakaret sayarken, Snapchat uygulamasında kendisini “kelp” olarak gösterdiğinde onu şirinlik olarak algılayabiliyor. Gerçekten trajikomik bir hakikatle yüz yüzeyiz. Bunları yermek için değil, gerçekten işin garabetini ifade etmek için söylüyorum. Bu tür gereksiz uğraşların peşinde olan ebeveynlerin çocukları, gerçek bir birey olmaktan uzak “sanal çocuklar” (duygusuz) olarak yetişmeye mahkûmdurlar. Son zikrettiğim örneği basit bir örnek olarak değerlendirebilecek kardeşlerim olacaktır. Fakat şunu unutmayalım ki, basite aldıklarımız zamanla altından kalkamayacağımız yük olarak sırtımıza biner ve bizi uçurumun eşiğine getirir. Biz bunlarla zaman tüketecek toplum değiliz.

İslam yeniliklere açık olmamıza engel değildir. Fakat İslam, her yeniliğin gelecek adına insan ve toplum için bir getirisi varsa hayata katmamızı arzu eder. Eğer hayatımıza kattığımız yeniliklerde, kazandığımızı düşünerek aslında  netice itibariyle  kaybediyorsak o zaman büyük bir sıkıntı var demektir. 

Tatlı aile muhabbetlerinin yerini telefon almışsa, ibadet esnasında gelen bir iletinin sesi, namazın içeriğinden daha çok dikkat uyandırıyorsa, ibadet ederken ayırdığımız zaman çok uzun geçiyormuş hissiyatı uyandırırken, telefon başında geçen zamanın farkına varamıyorsak, önemsediklerimizle önemsememiz gerekenler yer değiştirmiş demektir. Teknolojinin imkânlarından yararlanalım. Fakat teknolojiye esir olmayal

About Dogus