Dünyanın Yükünü Omzunda Hissedenler

“Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri!” (BAKARA/155)              

Bu ayetin mealini okuduğumda aklıma Suriyeli Müslüman kardeşlerimiz geliyor. ‘İmtihanın her türlüsünü tattık Ya Rasulallah.’ diyen sahabeler gibi türlü zorluklarla mücadele ediyorlar. Evlerinden, yurtlarından, ailelerinden, sevdiklerinden oldular. Ve binlercesi şehit oldu!              

Savaş hâlâ devam ediyor ve oralardan gelen görüntülerle sarsılıyoruz. Daha bir kaç gün önce iki kızıyla birlikte donarak can veren babanın fotoğrafına denk geldim. Battaniyenin altına girmişler fakat belli ki soğuk galip gelmiş ve sonsuz uykularına dalmışlar. Dilerim gözlerini açtıklarında çok daha sıcak ve güzel yerlerde olurlar.              

Bir başka baba kızıyla oynadığı oyunun görüntülerini paylaşmış sosyal medyada. Bomba düştüğünde çıkan sesten çocuğunun korkmaması için ona “her bomba sesi duyduğumuzda güleceğiz” diyerek, kendilerince oyun oynuyorlar. Çocuğun kahkahalarını gördüğünüzde sizde onunla beraber gülmek istiyorsunuz fakat içiniz gülmüyor. Müslümanların yüzyıllardır savaşlara maruz kalması, ezilmesi, ötelenmesi insanı kahrediyor.

Farklı milletlerden insanların olduğu bir grup arkadaşla konuşuyorduk. Kırklı yaşlarında Türk bir bayan arkadaşımız ağlamaya başladı. “Dünyada Müslümanlara yapılan zulüm beni çok üzüyor, neden hep Müslümanların başına bunlar geliyor” diyerek duygularını dile getirdi. Doğu Türkistan olsun, Suriye olsun, Somali vb.. neredeyse tüm Müslüman ülkelerinde insanlar zulüm altında. Hollandalıların veya başka milletten olanların onu anlaması mümkün değildi tabi. Şaşkınlıkla onu dinledikten sonra ‘Dünyanın yükünü omuzlarına alamazsın, kendin bunun için neler yapabilirsin, onu düşünmelisin bence. ‘Ve tabi her zaman önce kendini düşünmelisin, kendi kararlarını, kendi doğrularını kendin belirlemelisin.’ dedi Hollandalı olan bayan. Bir açıdan doğru diyordu. 

Bediüzzaman’ın dediği gibi, sırtındaki yükle gemiye binmiş bir yolcu gibidir insan. Geminin içinde sırtındaki yükü gemiye bırakmaman ne kadar ahmaklıksa, insan da bu dünyada başına gelen musibetlerde, dertlerini sıkıntılarını Allah’a teslim ederek tevekkül ile sabretmezse o kadar ahmakça davranmış olur.                 

“Lakin söz konusu Müslümanların derdi olduğunda Dava’ya sahip çıkmamak, umarsızca yaşamak, vurdumduymaz davranmak bir mü’mine yakışmaz. Bizim dinimiz böyledir” dedim Hollandalı bayana. ‘Kurallar Kitabımız Kur’an’da belirlenmiştir. Biz tüm Müslümanları düşünmek zorundayız, onların başına sıkıntılı durumlar geldiğinde biz onlara yardım etmeliyiz. Paramızı, yemeğimizi paylaşmalıyız. 

Bu sebepten olsa gerek arkadaşımın gözyaşları. Beni anlamakta zorlandığının farkındaydım. Çünkü kalpleri ve vicdanları ölmüş insanlar sadece kendilerini düşünür. Ne yazık ki paylaşmayı, merhameti ve sevgiyi bilmezler. 

Ve öyle bir zamana geldik ki; insanların putları kendi benlikleri-egoları oldu. Her şeyi sen belirlersin. Her kararı sen verirsin, mutlu olmak senin elinde. Bu sebepten insanlar azıcık sıkıntıya gelmek istemiyorlar. Misafir ağırlamak zor geliyor, çünkü “yorgunum, işten geldim, vaktim yok diyebiliyor” kolayca. 

Sıla-i Rahim yapmak zor geliyor, hafta sonu arkadaşlarıyla vakit geçireceğini söylüyor. Anne-baba ziyareti ertelenebiliyor. Tatile gitmekten, alışveriş yapmaktan, onlarca kıyafet almaktan hayır yapmaya, sadaka vermeye, hatta maalesef zekat vermeye paraları kalmıyor.                     

Kendi mutlulukları her şeyden önemli oldu günümüz insanının. Tabi bunun adına ne kadar “mutluluk” denilebilir bilmiyorum. Hollandalı bayanın vurguladığı tam da buydu. Çoğunlukla psikologlarında söylediği şey bu: “Kendin belirlersin her şeyi. Mutlu olmak senin elinde.” 

Ben bunu İslami düşünce ile harmanlayarak şu yöne evirmek istiyorum: Allah bizi insan-ı kamil olarak yarattı; yaratılmışların en şereflisi olarak. En güzeli olarak! Fakat benim irademin gücü sınırlı. Sınırsız olan ve en güçlü olan ise Allah’tır. Öyleyse tüm dertlerim de, tüm sıkıntılarım da bana yardım edecek olan da, her şeye gücü yeten de O’dur. Benim mutluluğum O’na şükretmekten geçer. Lakin dünyaya her zaman mutlu olmaya gelmedik. Yeri geldiğinde üzülebilirim, hüzünlenebilirim. Çünkü benim Peygamberim hüzün Peygamberiydi. O tüm yaşamı boyunca daha çok hüzünlüydü ve gözyaşı içindeydi. Benliğimizden ve hırslarımızdan sıyrılıp, asıl takip edeceğimiz kişilerin izlerini sürsek, emin olun daha mutlu olacağız.

Evet dünyanın tüm yükü omuzlarımda değil, Allah’a teslim oldum. Lakin Müslümanların hissettiği tüm hüzünleri ben de hissedebiliyorum. (Elhamdülillah) Hatta sadece günümüzde yaşayan Müslümanların değil, yüzlerce yıl öncesinde yaşayan sahabelerin hayatlarını okuduğumda gözümden yaş gelebiliyor, hüznüm artabiliyor. Çünkü mü’min olmak bunu gerektirir. Bir olmayı, birlikte olmayı. Üzüntüyü ve sevinci paylaşabilmeyi. ‘Ben’ demekten çok ‘Biz’ demeye başladığımızda yine bir gün, gerçek saadet asrında olacağız.                        —◄◄

About Dogus