MOBBİNG YA DA HOCALARIMIZIN ÇEKTİKLERİ

“Mobbing” sözcüğü önceleri çocukların birbiriyle olan zorbalık ilişkilerini tanımlamakta kullanılmıştır. İşyerlerinde de 1950-1960’lı yıllarda yapılan araştırmalar, mobbing’in sadece çocuklar arasında yaşanmadığını ortaya koymuştur.

Mobbing duygusal bir saldırıdır. Yaş, ırk, cinsiyet ayrımı gözetmeden, taciz, rahatsız etme ve kötü davranış yoluyla herhangi bir kişiye yönelen saldırganlıktır. Kişiyi iş yaşamından dışlamak amacıyla kasıtlı olarak yapılır. Kişinin saygısız ve zararlı bir davranışın hedefi olmasıyla başlar. İşveren ima ve alayla, karşısındakinin toplumsal itibarını düşürmeye yönelik saldırgan bir ortam oluşturarak kişiyi işten ayrılmaya zorlar.

Bir araştırmaya göre mobbing, kâr amacı gütmeyen kuruluşlarda, okullarda ve sağlık sektöründe daha yaygındır.

Mobbing uygulayanların ortak özellikleri ise genel olarak: “1. Aşırı denetleyici, 2. Korkak ve nevrotik, 3. Daima güçlü olma isteği içinde ve iktidar açlığı içinde olan, 4. Kötü niyetli ve hileli eylemlere başvurmaktan çekinmeyen, 5. Antipatik özellikler taşıyan, 6. Düşmanlıktan hoşlanan, 7. Can sıkıntısı içinde zevk arayışında olan diye sıralanmış.”

 Wikipedia’da mobbing bu şekilde yer alıyor. Oradan aldım. Eskiden hastalıkları sayın denildiğinde belli başlı hastalıklar vardı bildiğimiz, bir çırpıda sayıverirdik. Şimdi yeni yeni duyduğumuz hastalık türleri, kavramlar ve kelimelerle karşılaşıyoruz. Bu ve buna benzer konuların, mütehassisleri tarafından gündeme getirilmesi gerekiyor. Buradan duyurmuş olalım.

Efendim, durup dururken hem de tatil dönüşü böyle bir konuyu seçmek ilginç gelmiş olabilir. (“İlginç gelmiş olabilir” dediğime bakmayın siz). Uzun zamandır yazmak istiyordum, dünyayı kurtarmakla meşgul olduğumuz için zaman bulamadık. Bugüne nasipmiş. Her neyse.

Malumunuzdur, memleketimizden buralara din hizmetlerini görmeleri için imamlar gönderiliyor. Onları denetleyen kurumları var ve onunda başında yetkililer var. Camiler var, camilerin dernekleri, derneklerin yönetim kurulları ve başkanları var.

Yurt dışı görevi için gelen hocalarımızın buralarda karşılaştıkları sıkıntıları var. Bu sıkıntıları görebildiğim kadar yazmaya çalışacağım. Mobbing uygulanıyor mu hocalarımıza siz karar verin. (Karar verince bir şey olmayacak…)

En başta dil problemi sebebiyle işlerini cemaatten veya yönetimden birilerine yaptırmak zorunluluğu. Tabi bu sadece resmî işlemler değil, özel durumlar, şahsi işler olduğunda daha zor bir hâl alıyor. Yardım edenlerin hepsi hâlden anlayan insanlar olmuyor.

Bazı yerlerde cami cemaatleri çoğunluk olarak bir yörenin insanlarında oluşuyor. Hemşehricilik vaziyetleri ortaya çıkıyor. Baskın olanlar hocalarımızı etki altına almaya yeltenebiliyor. 

Camilerde dernek altında ve bir yönetimin eliyle idare ediliyor. Başkan, muhasib vs. oluyor. Yönetimdeki insanların politik görüşleri genellikle belirleyici amil oluyor. Dönem dönem değişikler olduğunda, gölgesi buraya düşüyor. Yönetim “bu böyle olacak” dediğinde akan sular duruyor. Hocalarımız bunun aksini söylediklerinde çeşitli tarizlere maruz kalıyorlar. Bu daha ilerilere gidebiliyor. Dernek yöneticilerinin büyük kısmı cemaat içinde seçiliyor. Eğitim durumları pek yüksek olmuyor. Bir de yönetici olmanın  şehvetine kapıldıklarında, işler sarpa sarıyor. 

Hocalarımızın üzerinde amir olarak bulunan daha çok meslekten değil de, bürokrat anlayışlı yöneticiler eliyle inanılmaz baskılar kuruluyor. “İstemezükçülüğü” büyük bir marifet zanneden bu yöneticiler manevî baskıyla iş görmeye çalışıyorlar. Amir memur ilişkisi, memleketten uzak oluş sebebiyle kapalı devre yayına dönüyor. Teknik ve ufuk açıcı olmak yerine, “emredersiniz efendim, büyüksünüz efendim, siz olmazsanız bütün işlerimiz yerle yeksan olur efendim”  hâline dönüyor.

Ve daha başka hususlar…

Hocalarımızın buraya gelişlerini nimet bilmek  ve burada insanımıza verecekleri hizmetin kalitesini artırmak yerine, işte yukarıda saydığım şekillerdeki davranışlarla verimlilik düşüyor maalesef. Hocalarımızın ekseriyetinde mide rahatsızlığının olması yaşadıkları stres ve maruz kaldıkları mobbing’dir. 

Burada şunu söylemeliyim: Hiç bir kurumu veya kuruluşu ilzam veya tahkir etmek niyetinde değilim. “Herkes böyledir” diye bir genelleme yapmıyorum. Ortada olan ve çoğuna şahitlik etmek zorunda kaldığım hususları yazdım. Diyeceksiniz ki; hocalar ak sütten çıkmış ak kaşık mı? Öyle bir iddiamız yok.

(Hocalarımızı da başka bir zaman yazarız).

Lakin hocalarımız bizim toplum hayatımızda kilit konumdadırlar. Hocalarımızın temsil ettikleri makamın kıymetini, toplumuna değer veren, sorumluluklarının farkında olan, ufuk sahibi insanlar takdir edebilir ve dolayısıyla organize edebilir.

Halkın içinde gezen Hoca Nasreddin yerine Recep İvedik sahada arz-ı endam ediyorsa, bunu dert edip, bir şeyler yapmalıyız.

Allah hocalarımıza ömür versin…       

                                              ◄◄

About Dogus