Kadına Şiddet mi?

Ekranlarda sğrekli, “ağır abiler”, “ağır ablalar”, şiddet içeren “masum” diziler oldukça biz bu konuları dönüp dolaşıp konuşmaktan, “vah-tüh” etmekten öteye geçemeyiz. Önlemlerimizi sonuca odaklı değil, insanlarımızı bu duruma sürükleyen sürece bakarak almamız gerekiyor. Aksi takdirde bir nesil hüsranlar içerisinde kaybolup gidecek.

Peki, buyurun birlikte sorgulayalım; ölçelim, tartalım, biçelim…

Alkole, sigaraya sansür uygulayan RTÜK, şiddet içerikli dizilere, toplumun ahlâkını bozan programlara ne gibi yasaklar getirdi?

Aile Bakanlığı’nın toplumun dengesini, fıtratını bozmaya meyilli programlara, dizilere, filmlere yaklaşımı nasıl? Bu konuda nasıl bir duruş sergiliyor?

Bunların yanında asıl biz ne yapıyoruz? Birileri bir şey yapsın demenin ötesine geçip, “bizler bir şeyler yapmalıyız” diye kendimizi sorguluyor muyuz? Yanımızda izlenen, konuşulan şiddet içerikli her ne varsa buna karşı çıkabiliyor muyuz? Sevgi, merhamet gibi vicdanı uyaracak bir panzehir üretebiliyor muyuz? Yoksa sadece şikâyetlenip veryansın mı ediyoruz?

Medenî Kanunun bozukluğu, düzensizliği ve bunun sonucu olarak gelinen noktada; ayrılma kararı almış, ya da bir şekilde aile birliği bozulmuş, kadın ve erkek “boşanıyor” lakin kanunlar kadın ile erkeğin bağını koparmıyor. Bununla ilgili de farklı farklı nedenler uydurulmuş. “Kadınları koruyalım” derken, hem erkek hem de kadın mağdur duruma düşürülüyor. Ayrıca kadının ve erkeğin zoraki görüşmelerine zemin oluşturuluyor. Zoraki görüşmeler de maalesef çoğu kez hüsranla sonuçlanıyor. İslam dininin insani ve fıtrî hukukunu almak varken, ne olduğu belirsiz, oradan buradan alınıp konulmuş kanunlar insanları zor durumda bırakıyor.

“Konuş ey Aişe ferahlayalım” diyen Peygamberin, “sus be kadın” diyen ümmeti ile baş başayız… Gerçi günümüzün Aişe’leri de sütten çıkmış ak kaşık değil. Genel anlamda insanlarda bir değişim yaşanıyor, yaşanması isteniliyor. Egolar tavan yapmış, dünyaya geliş sebebimiz unutulmuş, ne amaçla yaşadığımız belirsiz… Her şeyden şikâyetçi, hiç bir şeyden mutlu olmayan bir nesil yetişiyor.

“Kadına şiddet” diye bir kavramı asla kabul etmiyorum. Şiddetin kadını, erkeği olmaz, şiddet şiddettir. Kimden gelirse gelsin asla kabul edilemez, hoş görülemez. Şiddetin bahanesi olmadığı gibi cinsiyeti de olmaz. Ayrıca şiddet sadece fiziksel değildir. Şiddet o kadar önemli bir konu ki, ağızda sakız çiğner gibi sürekli her yerde, herkesin ağzında dolaşmamalıdır. Bakanlar, ilgili sivil toplum kuruluşları ve konunun uzmanları ile masaya yatırılıp ciddi bir şekilde enine boyuna konuşulmalıdır. Bu çerçevede insan fıtratına uygun kararlar alınıp kanunlaştırılmalıdır.

Ayrıca şiddet haberlerinin yayımlanmasının kime ne faydası var? Yani önünüze gelen şiddet içerikli videoyu sosyal medya hesaplarınızda paylaştığınızda, bir iki de “vah-tüh” şeklinde yorum yazdığınızda şiddeti ortadan kaldırılmış mı oluyorsunuz? Aksine, şiddetin daha hızlı yayılmasına vesile oluyorsunuz. Güzel, olumlu, insanlığımızı ve benzeri değerlerimizi hatırlatacak paylaşımlarda bulunalım ki, bizim de çorbada tuzumuz olsun. Dillerimiz duayı unutmasın ki, kalplerimiz üşümesin… ◄◄

About Dogus