YOLA DÜŞMEK

                                                                            

Artık çoğu ülkelerde yaz mevsimi tatil veya izin mevsimi. Nitekim Hollanda’da yaşayan insanlarımızın gündeminde tatil, anavatana izine gitme gerçeği var. Bu durum bize “yola gitmek, yola çıkmak, yolcu olmak, yolculuk” gibi deyimleri hatırlatıyor.

Hayatta pek çok yolculuklar var. Herkes her gün bir yola girer, yolculuk yapar. Kısa veya uzun. Yakın bir mesafeye veya uzak bir yere. Arabayla, otobüsle, trenle, uçakla, bisikletle, vapurla, ya da yaya. (Atla demeyeceğim zira atla yolculuk yapmak artık tarihe karıştı.)

Herkesin bir hedefi var, herkesin varmak istediği bir menzili var. Kimisi hedeflediği menzile varıyor, kimisi varamıyor. Kimisi kısa veya uzun yolculuktan sonra evine dönüyor. Yolculuğundan dönmeyeler de oluyor. Ne yollar tükeniyor ne yolculuklar. “Ben ömrümü harcadım bu yollar tükenmedi” diyen şair gibi.

Hayat devam ettiği sürece yolculuk da devam ediyor. İnsanın ihtiyacı olduğu sürece yolculuklar da sürüyor. İnsan aktif olduğu sürece, yolculuk bu aktifliğin bir gerçeği. Kimisi iş için, kimisi ziyaret için, kimisi toplantı için, kimisi tahsil için, kimisi sevdiklerine kavuşmak için… Kimisi sevincinden, kimisi üzüntüsünden, kimisi kahrından, kimisi keyfinden, kimisi avâre olduğundan, kimisi de gezme tutkusundan yollara düşüyor.

“Yol Türküsü

Göğsümüz kuvvetli, gönlümüz temiz /Tükenmez yolları tüketiriz biz /Ne saray, ne hamam, ne han isteriz /Nerde gün batarsa orda yatarız

Hey anam hey! Yolcu yolunda gerek…” (N. Hikmet)

Aslında insan doğumdan ölüme doğru yol alan bir yolcudur. Ârif bir şairin dediği gibi.

“UZUN İNCE BİR YOLDAYIM

Uzun ince bir yoldayım /Gidiyorum gündüz gece /Bilmiyorum ne haldayım /Gidiyorum gündüz gece

Dünyaya geldiğim anda /Yürüdüm aynı zamanda /İki kapılı bir handa /Gidiyorum gündüz gece

…..

Şaşar Veysel işbu hâle/Gâh ağlaya gâhi güle/Yetişmek için menzile/Gidiyorum gündüz gece…”

(A. Veysel)

Kim ne derse desin, kim nasıl anlarsa anlasın hayat bir yolculuktur. Bu yolculuk kimisi için uzun, kimisi için kısa sürer. Sonunda yolculuk biter ve insan varacağı menzile varır.

Gideceği, ya da gitmesi mukadder yere mutlaka gider. İnsanın eninde sonunda varacağa yere gitmesi, yani ölmesi de bir çeşit yolculuk değil midir? Nitekim ölüm için “âhirete yolculuk” denir.

Dilimizde ölüm için “irtihal”, ya da “âhirete irtihal” kelimesi de kullanılır. Yani yolculuk, ya da âhirete yolculuk. Bunun asıl “rıhl” kelimesidir ki bu da yol demektir. Bu kökten gelen “rıhle” dünya yolculukları hakkında, irtihal ise âhirete giden yolculuk hakkında kullanılır.

“Yolculuk, her zaman düşündüm onu;/İçimde bu azgın davet ne demek?/Oraya, nemdeyse güneşin sonu,/Uçmak, kayıp gitmek, kaçıp dönmemek” (N. Fazıl)

Şair şiirinde acaba gurbete doğru bir yolculuğu mu kasdediyor? Acaba irtihal etmeyi anlatıyor? Acaba kaçınılmaz olan son yolculuğu söz konusu ediyor?

Öyle hayatta her ne kadar yolların sonu olmasa da nihayet herkes için günün birinde yolun sonu var.

“Geçtim dünya üzerinden/Ömür bir nefes derinden/Bak feleğin çemberinden/Yolun sonu görünüyor…

Azrail’in gelir kendi/Ne ağa der ne efendi/Sayılı günler tükendi/Yolun sonu görünüyor”

(D. A. Akınet)

Bir de yol ve yolculuk üzerine söylenenleri hatırlamalı. Herkes kendi penceresinden, kendi dünyasından, kendi bakışı açısından bakıyor; yolu ve yolculuğu değerlendiriyor.

Âşık Seyrânî; “Yolcular yanılır, yollar yanılmaz” demiş.

C. Rîmî ise insanın içine doğru bir yolculuğu tavsiye ediyor: “Yolcu, kalbe yürü, orayı seyret, orada gez dolaş.” Bunu R. M. Rilke şu sözüyle tamamlıyor: “Tek gerçek yolculuk, insanın kendi içine yaptığıdır.”

Yolun eğrisi var düzü var, güvenli olanı var, tehlikeli olanı var. İnsanı hedefe götüreni varan, insana hedef şaşırtanı var. İblisin yolu, hakkın yolu var. Kişiyi gül dağına götüreni var, ateş çuruna vardıranı var. Kişiyi vuslata erdireni var, perişan ve pişman ettireni var. İnsanı yâr’a kavuşturanı var, insanı en sevgili yâr’dan ayıranı var.

Kişinin bir hedefe, bir amaca, odaklanması, bir şeye kavuşmak istemesi vuslattır. Bazı yollar kişiyi vuslat gibi bir mutluluğa taşır. Bazı yollar da kişiyi hicran acısına ulaştırır.

Yol varsa yol haritası ve kılavuzu da olmalı. Yol haritası düzgün değil, kılavuz da karga ise, kişinin yolculukla amacına ulaşması, doğru yolu bulması zordur.

O yüzden Y. Emre;  “Yol odur ki doğru vara. Göz odur ki, hakkı göre” demiş.

Bir de yol kesenler var. Bunlara yol eşkıyası diyebilirsiniz. Onlar ya yola yatarlar, ya yanlış yol gösterirler, ya da yol keserler. Yola çıkmadan “doğru yolu gösteren Kitabı hesaba katmak gerekir.”

M. İkbal diyor ki: Bir zamanlar “Yol kesenler, Kur’an-ı okuyup öğrenince (ve yaşayınca), yol gösterici oldular” 

Yolculuk zordur, meşakkatlidir, yorucudur. Ama güzel ve faydalı bir amaca yönelikse yorulmalı. Nitekim anavatana doğru, sıla-i rahim yolculukları bu açıdan değerlidir. Amaç güzel olunca yola çıkmak, yolcu olmak, yolda düş görmek de güzeldir. E. Temelkuran; “Yolculuk, bir düşmek ve kalkmak meselesidir. Eve yaralarla dönülmüyorsa hiç gidilmemiştir…” diyor. https://www.guzelcumleler.com/yolculuk-ile-ilgili-sozler

Demek ki yolculuk da bedel ister. Her sevilen nimetin, her güzel sonucun, her hayırlı kazancın, her arzu edilen başarının bedel, emek, gayret istediği gibi. Sonunda vuslat, sevdiklerimize kavuşmak varsa, hayra ve güzelliğe, tecrübe ve görgüye kavuşmak söz konusu ise, yorulmaya değer, yola çıkmaya değer.

“Erişir menzil-i maksûda âheste giden”                                    ◄◄

About Dogus