AKRABA İLİŞKİSİNİ KESMEK VE CENNETE GİREMEMEK

Zaman zemin ve şartlara bağlı olarak insanoğlunun olaylara bakışının ve algılayışının değişmesi ve meydana gelen gelişmelerin, sosyal hayata yansımaması mümkün değildir. “Her gelişme yeniliği celbeder” kaidesi, bazı gerçekleri anlamada ve kavramada yardımcı olması, aklın ve ilmin kabul ettiği hakikat olması bakımından, ilim adamlarının ihtilafı söz konusu değildir.

Ancak, her gelişme dinimizin sabiteleri (i’tikadi ve âmeli) olan hakikatları tebdil etmesini gerektirmez. Bunu iddia edenler, tarihselci anlayışın bir hezeyanı ve kendi fikirlerini başkalarına dikte etmekten ibaret, günümüzde ortaya çıkmış ve aslı rotasından ayrılmış hasta ruh hâlinden başka bir şey değildir. Bu hâl gaflet değilse ihanetin girdabına düşmüşlüğün bir ifadesi veya bilmişliğin (?) tezahürü değil de ya nedir?

İslam’ın Merkezinde “tevhid inancı” yer almaktadır. Hayat ve ibadetler buna göre tanzim edilmiştir. Her Müslümanın buna göre hayatını inşa ve idame etmesi, yeniliklere kapalı anlamına gelmemektedir.

Yenilik (Teceddüt), insanlığın faydasına olan ve hayatı kolaylaştıran teknolojik gelişmelerden ve buna bağlı insanların düşünce hayatlarında yansıyan eğilimlerden ibarettir.

Bütün yeryüzündeki insan topluluklarının ürettiği teknoloji, zaten insanlığın mirası ve değeri olduğu kadar da, kaderi sayılmakla beraber ortak müktesebatıdır.

Asıl mevzuya gelecek olursak Sıla-i Rahim, fıkhen hükmü vacib ve terki haram olan en önemli bağlardan sayılmasına rağmen, bugün eskiye nazaran zayıflamış ve yerine menfaat eksenli bir anlayışın hakim olmaya başladığını maalesef üzülerek görüyor ve yaşıyoruz.

Sıla-i Rahim kavramına istilahı olarak (Dinen) yüklenen manalara bakılacak olursa, uzakta olan birinin yakınlarıyla ilişkilerini kesmemesi ve zaman zaman onları ziyaret etmesi anlamlarına gelmektedir. Özelde akraba ve genelde bütün insanları içine alacak manada kullanımını Kur’an’dan şu ayetle göstermemiz mümkündür: “Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez”. (Nisa:36)

Sıla: Varmak, yetişmek ve bütünleşmek anlamlarına gelmektedir. Rahm ise: Ana rahmi (döl yatağını) ifade etmektedir. Mecazen insanlar arasındaki akraba ve yakınlığı en güzel ifade eden kavram olması bakımından tam yerine oturmuştur. Nasıl ki cenin (Embriyo), gelişim süresinde ana rahminden ayrılması mümkün değilse, akraba ilişkilerini koparmak da o kadar kolay olmamalıdır. Çünkü bu ilişkiler, ibadet anlamı taşıyan ve sosyal hayatın vazgeçilmez gerçekleridir. Müslümanın bu ahkama uymak zorunluluğu vardır.

Mevzuyla ilgili gerek Kur’an’da ve gerekse Sünnetten bir çok delil istinbat etmek mümkündür. Ancak, sorun, bizim bu delilleri bilmemiz ve gerçek hayatta uygulamamızdır. Eğer, “inandığımız Kitap ve Sünnet bize neyi emrediyor” sualini kendimize sormaz ve gereğini yapmazsak, “bu iki temel kaynakta geçen ahkamın hayatımızda karşılığı ne olacaktır?” sualini kendimize sorarak cevabını bulmamız gerekmektedir.

Her zaman ifade ettiğimiz gibi, “dünya sevdası hayatımızın her alanına hâkim durumdadır”. Başımızı kaldırıp da üzerimizde büyük bir vebalin yükünü taşıdığımızın farkına varamayışımızın en büyük tefsiri gafletten başkası değildir! Sürekli uyku hâlinde hayatımızı idame etmekten, Allah’ın “Oku” emrine dönüşümüz zorlaşmakta ve bu illetten kurtulmamız gecikmektedir. Bu gafleti atar kendimize gelerek, kaybettiğimiz vakitleri telafi etmeye çalışırsak, bunun mümkün olduğuna karar verdiğimiz gün, gerçek fıtratımıza iltisak etmiş olacağımızı unutmamalıyız.

O kadar okumaktan uzaklaştık ki, önümüzdeki Kitabı, Gazeteyi, Mecmuayı veya her hangi bir yazıyı merak edip de “acaba bunda ne yazıyor” diye elimizi uzatıp dokunmuyoruz bile!.. Öyleyse, okumadan mü’mince yaşamak nasıl olacaktır?

Peygamber Efendimiz (a.s) in Sıla-i Rahimle ilgili Hadisleri çoktur. Biz onlardan bir iki tanesini vererek, bundan sonra aynı hataya düşmemeğe gayret edelim:

Abdurrahman b. Avf’ın işittiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah şöyle buyurur: ‘Ben Rahmân’ım, o (akrabalık bağlarının adı) da rahimdir. Ona kendi ismimden türeyen bir isim verdim. Onunla ilişkiyi sürdürenle ben de ilişkimi sürdürür, onunla ilişkiyi kesenle ben de ilişkimi keserim.” ( Ebû Dâvûd, Zekât, 45; İbn Hanbel, I, 195)

Muhammed b. Cübeyr b. Mut’im’in, babasından naklettiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Akraba ilişkisini kesen, cennete giremez.” (Müslim, Birr, 19; Buhârî, Edeb, 11)

Bundan otuz sene önce yakın tarihte insanlar birbirlerine daha yakındı.

Geçen zaman içinde bu ilişkilerin zayıflamasının nedenlerini burada sırlamak elbette zordur. Ancak işareten olsa da bunlara dokunmadan geçmek doğru olmaz:

“Okuma oranımızın düşmesi”

“Yeni neslin buna paralel yetiştirilmesi”

“Yaşam standartlarının yükselmesiyle, insanların birbirlerine ihtiyaç duymaması ve dünyevi hazların inancın önüne geçmesi”

“Teknolojik gelişmeyle birlikte, bu nimetin yanlış kullanılması”

“Sosyal medyayı (akıllı telefon vs.) hikmete ve ihtiyaca binaen kullanılmaması ve zamanın israf edilmesi…”

Sırladığımız sebepler bundan ibaret değildir. Daha bir çok neden olmakla birlikte, önemli olan bizim bundan sonraki hayatımızı değerlerimize ve dünya gerçeklerine uygun nasıl ikame edeceğimizdir. Buna kafa yormak ve istikbale yönelik yaşam anlayışımızı yeniden dizayn etmektir.

Hayat, hazların girdabından kurtarılmadığı müddetçe sancıların dinmesini beklemek, hayatın anlamından uzak hayalin gölgesinde, ecelinin ardından koşmakta olduğun unutmaktır!..   

                                            ◄◄                                              

About Dogus