Teknoloji ve Bayram

Son yıllarda hızla gerçekleşen teknolojik yenilikler hayatımızı derinden etkilemeye devam ediyor.  Teknoloji bir taraftan hayatımızı kolaylaştırırken, diğer taraftan bizi özümüzden uzaklaştırmaktadır. Örneğin eskiden araba ve uçak olmadığı için insanlar haftalar süren yolculuk yaparken, bugün teknoloji sayesinde aynı mesafe birkaç saate düşmüştür. Yahut daha 20-30 sene önce insanlar sık sık mektuplaşırken, artık akıllı telefonlar sayesinde insanlar mektup göndermeye ihtiyaç duymamaktadır. Her ne kadar birçoğumuz sürekli gelişen teknolojiyi merak ve heyecanla takip ediyor olsak da, bazı düşünürler, teknolojinin hayatımızı tahakküm altına aldığı iddiasından yola çıkarak teknolojinin bazı yönlerini eleştirmektedir. 20. asrın en büyük düşünürlerinden kabul edilen Martin Heidegger’i (1889-1976) bu çerçevede zikredebiliriz. 

Heidegger, hayatımızı kolaylaştırmak için ürettiğimiz araçların gün geçtikçe nasıl yaşadığımızı, nasıl davrandığımızı ve nasıl düşündüğümüzü belirlemeye başladığını öne sürer. Bundan dolayı insana hizmet etmesi gereken araçlar, insanın tabiatını, ruhunu ve aklını şekillendirme gücüne sahip olmuştur. Buna rağmen teknolojiye karşı çıkmayan Heidegger, insanın, teknolojinin hayatına girmesine izin vermesi gerektiğini belirtir. Bir başka deyişle, insan, teknolojinin hayatın hangi alanlarda kullanılabileceğini kendi belirlemelidir ve teknolojiye ancak hak ettiği değeri vermelidir. Aksi takdirde insan, teknoloji karşısında özgürlüğünü muhafaza edemez. İbrahim Kalın, Heidegger’in takındığı tavrın yabancılaşma sorunu; yani insanın kendi eliyle ürettiği şeyleri kontrol edemez hâle gelmesi ve onların tahakkümü altına girmesi olarak değerlendirmektedir.

Sorunu somutlaştırmak için, konumuza akıllı telefonlar üzerinden devam edelim. Kadını-erkeği ve genci-yaşlısının elinden düşürmediği akıllı telefonlar, teknolojinin hayatımızı nasıl tahakküm altına aldığının bariz bir örneğidir.

Birçoğumuz günlük vaktin büyük bölümünü elindeki telefonla geçiriyor. Kimimiz gece-gündüz haber takip ediyor, kimimiz sosyal medyada günlük yaşantısını paylaşıyor ve kimimiz başkalarının hayatını takip ediyor. Ailemiz ve arkadaşlarımızla birlikte olduğumuz zaman bile, telefonları elimizden düşürmüyoruz ve neredeyse konuşacak bir konu bulamıyoruz. Hâlbuki “insan” kelimesi, yakınlık kurma manasına gelen “ünsiyet” ile ortak kökene sahiptir. Dolayısıyla bugün akıllı telefonlara sahip olunduğu için insanlar başkalarıyla yakınlık kurma ihtiyacı hissetmiyorsa ya da artık nasıl yakınlık kurulacağı bilinmiyorsa, insanlığın özünden uzaklaştığı ve çok ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğumuz sonucuna varabiliriz. 

***

Bu yazı yayımlandığında, Allah’ın izniyle Ramazan Bayramı’na kavuşmuş olacağız. Başı rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden kurtuluş olan mübarek Ramazan ayı, bizi her yönüyle terbiye etme özelliğine sahiptir. İnsani ilişkilerin yapaylaştığı, ailevî bağların çözülmeye dem tuttuğu ve insanların özünden uzaklaştığı bir dönemde Ramazan ayı, bedenimizi rahatlatmayı, ruhumuzu arındırmayı ve nefsani arzularımızı terbiye edilmesini sağlamaktadır. Ramazan ayının sonunda idrak ettiğimiz bayram ise, insanların birbirinden uzaklaştığı bir zamanda, sev(me)diklerimizle kaynaşma imkânını bize sunmaktadır.

Buna rağmen akıllı telefonların varlığı, bayramlarımızın da yapaylaştırılmasına katkı sunmaktadır.

Bu çerçevede Cuma günlerinden başlayıp, kandil geceleri ve bayramlarda gönderilen toplu mesajlara kısaca değinmek gerekir. Genellikle mesajı başkası tarafından yazılmış, kişiye hitap etmeyen ve tek tuşla yüzlerce insana gönderilen bir mesaj, insanlar arasında kaynaşmayı gerçekten sağladığından ben emin değilim. Toplu mesajlar yerine şu teklifte bulunmak istiyorum: Eğer teknoloji hayatımızı kolaylaştıran bir araçsa -ki öyle olmalıdır- o takdirde bize yakışan, insanları bizzat arayarak ya da en azından kişiye özel mesaj göndererek, sevdiklerimizin bayramını tebrik etmek olmalıdır. Aksi takdirde, insani ilişkilerin yapaylaştırılmasına farkında olmadan katkı sunacağımız kanaatindeyim. 

Bayramınız mübarek olsun.

About Dogus