Bir Ramazan Klasiği: “Nerede O Eski Ramazanlar!”

“Nerede o eski Ramazanlar!” diyor bir adam, peşine diğeri bir iç geçirmeyle katılıyor. Diğer arkadaş eski günlerden örneklerle sohbetin konusunu teyit ediyor. Bu durum, her Ramazan aynı insanlarla aynı şekilde devam ediyor. Ay Allah’ın ayı, gün Allah’ın günü ve biz Allah’ın kulları, buna bir son vermeyi düşünmüyoruz. “Nerede o eski Ramazanlar!” sözünü her duyduğumda –ki kendimi bildim bileli duyarım- aklıma gelen şu; eskiler adam da biz adam değil miyiz? Bu eskileri yad etme hâli, kanaatimce işten kaçmak için başvurduğumuz bir yol.

İhsan Fazlıoğlu’nun dinîn üç idrak biçiminden “Psikolojik” olan kısmına denk geliyor. “Dinîn ikinci idrak biçimi, psikolojiktir. Şu anda Türkiye’de yaygın olan, dindar dinsizliğin kaynağı bu psikolojik dindir… Türkiye’de çok dindar dinsizler var; dindar ama dinsiz…

Psikolojik din ahlâksızlığın kaynağıdır. Yıllarca dini, vicdana hapsetmeye çalışmalarının nedeni de budur. Hâlbuki din, inadına kamusaldır, inadına toplumsaldır, inadına politiktir. Hayatıma anlam vermeyen, veremeyen bir inancı taşıyamam, bir yük olarak… Bir sürü ilkeye inanıyorum ama hayatımın anlamında hiçbir karşılığı yok. Öyle din mi olur? Niye domuz eti yemeyelim? Gayet lezzetli olabilir; ya da, belki içki iyi bir şeydir… Tüm emir ve nehiyleri yerine getireceğim ama o inandığım inanç dizgesinin, benim hayatımın anlamında, kamusal yaşamımda, politik idrakimde, ekonomik tasarruflarımda hiçbir yeri olmayacak. Deli miyim ben? Böyle bir inancı niye taşıyacağım o zaman? Böyle bir şey olabilir mi? Psikolojik din, ahlâksızlığın kaynağıdır. Çünkü insanları rehabilite eder, rahatlatır ve daha kolay ahlâksızlık yapmalarını sağlar. Kanaatimce bugün çoğunlukla olan budur.”

Şimdi her Ramazan ayında bu ülkede, hayatımızı idame ettiğimiz bu ülkede, yurt tuttuğumuz bu ülkede, hayatın neresinde ve nasıl bir pozisyonumuz var? Müslüman olarak kendi aramızda hukukî müeyyidelerin muhatabı olacak işler zuhur ettiğinde, hiç kimse “İslam buna –yani fıkıh- ne diyor?” diye bir soru, bir tercih aklımıza gelmiyor. Yük olarak görüyoruz. Onun için bu muhataplığı, dolayısıyla sorumluluğumuzu bilerek –veya bilmeyerek! – gözden ırak tutuyoruz. Bu arada oluşan boşluğu ise psikolojik din algısıyla geçiştirmeye çalışıyoruz. “Psikolojik din, ahlâksızlığın kaynağıdır.” sözü burada çok önemli. Buna dikkat kesilmeliyiz…

Şimdi bu illeri yurt tuttuk. Amentümüzle yurt tutuk. Elli yılı aşkın birikimimiz/hafızamız var. Tam burada biz – sahi biz kimiz- mensup olduğumuzu söylediğimiz inancımızla nasıl bir varlık gösterdik? Zaman içinde tevarüs ettiklerimizle, nasıl bir yol açtık/ nasıl bir istikamet ortaya koyduk bunu düşünmeliyiz. İnancın, siyasetin, kültürün, sanatın, medeniyet tasavvurunun vs. magazin kısmıyla iş tutmaya, söz söylemeye çalışıyoruz. Efendim İslam’da mevlid var mı, sakız orucu bozar mı, bütün Müslümanlar niye oruca beraber başlamıyor, Müslümanlar kardeştir, ağaçlara çaput bağlamak bid’attir, türbeler İslam’da yoktur vb. bir sürü magazin konularını büyük müktesebatımızın içinden seçip buralara taşıyor ve tartışıyoruz. Bir çok kurum ve kuruluşumuz var, herkes bir diğerinden kaçırdığı magazin konularıyla gün geçiriyor. Büyük milletin bir mensubu olarak, ‘benim yanım dünyada en güvenilir yerdir’ mesuliyetini gerçekleştirecek çabanın, mücadelenin tarafı olamıyoruz. Yani amentüsünün bedelini ödemeye yanaşmayanın söylediklerinin hepsi laf salatası, yaptıklarının hepsi ise yok hükmündedir.

Efendim, geçen seçimlerde ‘bizlerden on kişiden altısı sandığa gitmemiş’ diye bir eleştiri okudum. On kişi var, altısı kendilerine maliyeti yarım saat olacak bir çabadan imtina ederek sandığa gitmedi. Akşamında istenmeyen sonuçlar ortaya çıktığında, içimizde yer ediveren endişeleri tarihî dizilerle veya memleketteki politik amigoluk ile sosyal medya üzerinden gidermeye çalıştık ve her defasında bu şekilde davranıyoruz.

Yine merkeze dönelim. Ramazan ayı öncesi ve sonrası ile bilinçli ön hazırlıklarıyla karşılamamız gereken bir mübarek ay. Yemekle içmekle alakası olmayan bir ay. İftardan önceki hâlimiz, fıtrata  en yakın olan hâldir. O hâli biriktirmek için gayret gösterilen bir ay. Boğazımıza kadar battığımız bu dünyadan, ahretimizi inşa etme fırsatının elimize geçirdiğimiz tarla hükmündeki dünyaya dönmek için bir imkândı bu ay. Her şey gözümüzün önünde oluyor. Kötülerin kötülüklerini icra ettikleri alan, iyilerin geri çekilirken bıraktıkları alandır. Dolayısıyla bu dünyada olan biten her kötülükte bizim de bir payımız var. İnşaallah yeniden, yenilenerek döneriz. “Yaklaşıyor yaklaşmakta olan”.

“Nerede o eski Ramazanlar!” sözünü duyduğumda, buna Ramazan ayının mukabelesi nasıl olur diye düşündüm. Galiba bu sözü söyleyen ve inadına bu sözün uyuşturan havasını pompalayanlara karşı, Ramazan ayının mukabelesi şu şekilde olacaktır: “Nerede o eski Müslümanlar”!!!….

About Dogus