BAYRAMIN ESKİSİ YENİSİ OLUR MU?

                                                                                             

Ramazan bayramına Arapça’da ‘ıydu’l-fıtr/fıtratın-yaratılışın bayramı’ denir. Bu bayramın asıl adı da budur. Buna neden ‘ıydu’l-fıtr’ denilmiş?

Pek çok sebebi olabilir. Bu sebeplerde –bize göre- iki tanesi öne çıkıyor. Birincisi; insan fıtratı üzere yaratılmanın bayramı. İslâm’a göre Allah (cc) insanları fıtrat üzere yarattı.

“(Resûlüm!) Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah’ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum 30/30)

Peygamber (sav) de bu gerçeği şöyle haber veriyor:

“Her doğan ancak fıtrat üzere doğar. Sonra anne-baba onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar. Nitekim bir hayvan yavrusu  da derli toplu, organları yerinde doğar. Siz o yavruda bir organ noksanlığı görebilir misiniz? Sonra da Ebu Hureyre Rum 30. ayeti okuyun dedi.” (Buhârî, Cenâiz/79 no: 1358-1359, Cenâiz/92 no: 1385. Müslim, Kader/2658. Ebu Dâvud, Sünnet/18 no: 4714. Ahmed b. Hanbel, no: 7199)

Fıtrat sözlükte, yaratılış, belli yeteneklere ve yatkınlığa sahip oluş, karakter, mizaç, doğal eğilim anlamına gelir.

İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 11/197. el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 575.

Fıtrat, genel anlamıyla insanın ve canlıların doğuştan sahip olduğu bütün özelliklerini ifade eden bir terimdir. Kâinattaki bütün varlıklar yaratıldıkları ‘fıtrat’ üzerindedirler. el-Fâtır olan, yani fıtratı yaratan Allah her şeye kendi fıtratını vermiştir. Her varlık kendisi nasıl yaratılmışsa öyledir. Buna insan da dahildir.

Tohum veya çekirdek, kendinden çıkacak olan canlının özü ve özetidir. O türe ait bütün özellikleri kendi bünyesinde barındırmaktadır. Bir şeyin ilk defa yokluktan ortaya çıkışı veya bir maddeden (tohumdan) meydana gelişi bir ‘fatr’ olayıdır. Bunun ortaya çıkış biçimi veya taşıdığı özellikler de ‘fıtrat’tır.

Her yaratığın ‘fıtrat’ üzere kazandığı özelliklere de onun ‘tabiatı’ denir.

Filin öyle olması, karıncanın şekli ve yaşama biçimi, balığın suda yaşaması ve kendine ait özellikler taşıması, ipek böceğinin koza yapması, kuşun uçması, bazı hayvanların yumurtadan dünyaya gelmesi, aslanın yırtıcı olması, kedinin evlerde yaşaması, akrebin zehirli  olması, maymunun becerikli olması,… vb. hepsi fıtrattır. Hiç bir canlı kendisine tayin edilen fıtratın, yani doğal yapının dışına çıkamaz.

Fıtrat üzere yaratılan insan aynı zamanda en güzel bir biçimde, dengeli, her bir parçası birbirine uyumlu, her organı hayatını sürdürecek şekilde dizayn edildi. Onun bu hâline ‘insanın temiz fıtratı” denir. Bu insan için elbette büyük bir şeref, üstün bir makamdır.

İnsanda olan kabiliyetler yani fıtrat hiç bir varlıkta yoktur. İnsan öyle yaratıldı ki aklediyor, düşünüyor, icat ediyor, yapıyor, onarıyor, ortaya maddi manevi sayısız ürünler koyabiliyor. İnsandaki akıl ve irade, olağanüstü bir yetenek ve özgürlüktür. Bu yetenek ve özgürlük ona verildi ki dünya hayatını iyi yaşasın, dünyayı imar etsin, sorumluluklarını yerine getirsin, yeryüzünün efendisi/halifesi olsun.

İşte Ramazan Bayramı yani ıydu’l-fıtr, bu fıtratı hatırlama ve şükür zamanıdır. İnsana bu harika fıtratı Veren’i yeniden ve daha çok anma vaktidir.  

Hatırlanacağı gibi Ramazan Bayramı namazından önce verilmesi gereken sadakanın adı da ‘zekâtü’l-fıtr’dır. Bu, Türkçe’de ‘fitre’ diye bilinir. İşte bu da fıtrat üzere ve insan olarak yaratılan insan, bunun şükrü olarak sahip olduklarından belli bir miktarı ihtiyaç sahiplerine verir. Fitre vermek aynı zamanda Müslümanın fıtratı yaratanı tanımasıdır. Ya da “bu sıfatı, bu biçimi, bu kabiliyetleri, bu fıtratı veren el-Fâtır olan Allah’tır. O’na şükürler olsun” demesidir.

Ramazan Bayramı, yani ‘ıydu’l-fıtr’ ile fitre, yani ‘zekâtu’l fıtr’ birbirini tamamlar. Birisi fıtratın şükrü, diğeri fıtrata sevinmenin âlametidir. Biri, fıtratın karşılığının asla ödenmez olduğunu itiraf, diğeri bu temiz fıtrata sevinmenin, bunu Ramazanın akabinde yapmanın fırsatıdır.

Bu bayrama ‘fıtır bayramı-ıydu’l-fıtr’ denmesinin ikinci sebebi; Ramazan’ın oruçla, dualarla, ibadetler, ikramlarla, infaklarla değerlendirilmiş olmasıdır. Müslüman; “Rabbime şükürler olsun, bu sene de Ramazan’ı sağlık ve afiyetle yaşama imkânı verdi. Hamdolsun ki ömrümde bir Kadir Gecesi daha yaşadım” der ve sevinir.

Bayram işte bu niyettir, bu anlayıştır, bu sevinçtir. Bu asla “oh oruçtan kurtulduk, artık gündüzleri rahatlıkla yiyip içebiliriz” şeklinde saçma bir sevinci değil, Ramazan’daki kazançların, hikmetin ve faydanın elde edilmesinin bir sevincidir.

Onun için Ramazan bayramı sadece Müslümanlara tahsis edilmiştir.

Belki ‘tatlı yiyelim tatlı konuşalım’ deyimini sembolize ettiği, bol tatlı ikram edildiği, ya da küçüklere tatlı şeyler çok verildiği için ‘şeker bayramı-suiker feest’ denilse de, o asla şeker bayramı değil, Ramazan bayramıdır, ıydu’l-fıtr’dır.

Bu bayram her ne kadar farklı Müslüman toplumlarda kültürel özellikler kazansa da, bir toplumun kültürü de değildir. İslâm’ın Müslümanlara bir ikramı, bir hediyesi, bir ödülüdür.

Bayram Ramazan bereketini tekrar cemaat hâlinde, ümmet olarak yaşamanın, birlikte şükretmenin, birbirine hayırlar/iyilikler dilemenin vaktidir. Bayramları cemaat olarak, eş-dost ve akraba ile, canlı bir şekilde, ikramlarla, ziyaretlerle, muhabbetle kutlamak güzeldir.

Ancak bu imkânlar olmasa da, bayram ıydu’l-fıtr’dır. İnanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek Ramazanı dolu dolu yaşayan, sağına soluna bakınmadan, bu ilâhî hediyeyi alır, öper, başına koyar. Kimse olmasa da kendi içinde, kendi çevresinde bu sevinci, bu eşsiz ikramı yaşar, bayram eder.

Böylece “nerde o eski bayramlar” diye boşu boşuna hayıflanmaz. Zira bilir ki bu hayıflanma hiç bir işe yaramaz.

Iydu’l-fıtr’ı bu şuurla yaşayanlara selâm olsun.                              ◄◄

About Dogus