To Believe or not To Believe, That is The Question!

 “İnanmak ya da İnanmamak, İşte Bütün Mesele Bu!’

“Hayat ve hayatın anlamıyla ilgili neler söylersiniz?’ diye soru sorulsa, zannediyorum döner dolaşır ve bu sorunun cevabını ‘inanma’ meselesinde arardım. O yüzden başlığı, ‘İnanmak ya da İnanmamak, İşte Bütün Mesele Bu!’ şeklinde attım.

Herkes bu sorunun cevabını hep aynı yerde aramıyor. Teorik olarak değil pratik olarak gördüklerimden yola çıkarak bu sonuca varıyorum. Meslek olarak uzun yıllardır psiko-sosyal danışman olarak çalışıyorum. Hollandaca ‘client’, Türkçe ise ‘danışan’ olarak çevirebileceğim birisine bir kaç aydır yardımcı olmaya çalışıyorum. Ağır bir depresyon içerisinde ve ne kendisi iyileşebiliyor ne de ben ona depresyonunu yenmesinde yardımcı olabiliyorum. En son intihar denemesinden sonra kendisini haftada iki kez ziyaret etmeye başladım ve ancak bir kez dışarıda beraber yürümeye ikna edebildim. Her kapı ziline basışımda ‘acaba kapıyı açacak mı?’ endişesini taşıyorum.

İster istemez konuşmalarımızda konu inanmaya geliyor; ölümün kendisi için bir kurtuluş olacağını ve şu anki çektiği depresyondan kurtulacağını düşünüyor. İlahî dinlerin ölüm sonrası inancı üzerinde konuşuyoruz ama bir türlü ‘kalbe’ giriş yapamıyorum. İş hayatında çok çok gerekli görürsem, ‘son bir çare olarak’ denediğim bir yöntem, ilahî dinlerin ahiret tasavvuruna yönelmek. Şu ana kadar doğuştan, pratik olarak inananların ahiret inancının var olduğuna, inanmayanların ise hiç gündemlerinde olmadığına defalarca şahit oldum. ‘Ik zie het wel!’ diyorlar. ‘Ölümden sonra hayat var ise göreceğiz o zaman’ diye düşünüyorlar. Bu durumlarda ise benim beyinden kalbe doğru geçiş yapmam imkânsız hâle geliyor ve zaten bu alanlarda insanların pek de hükmünün, etkisinin olabileceğini düşünmüyorum.

Ahiret inancı konusunda ise örneğin Hollandalı Hristiyanların Müslümanlardan farklı düşündüğü sanılmasın. Onlar da bir hesabın görüleceğini, cennet ve cehennemin olduğunu biliyorlar. Müslümanlar kendilerini nasıl cennette görüyorlarsa onlar da kendilerini cennette görüyorlar. Geçen ay da bahsettiğim gibi, herkes önce kendisinin cennete girip giremeyeceğinin endişesini taşısın, bunun için Kur’an’ın getirdiği ahlâk ilkelerine uysun. Ondan sonra da kimin cennete girip girmeyeceğini Allah’a havale etsin.

Tekrar ana konuya dönecek olursak, bazıları, ‘eğer bir insan sağlam inançlı ise o kişide psikolojik şikâyetler olmaz’ gibi bende hiç bir karşılığı olmayan cümleler kurabiliyorlar. Oysa gerçek hayat hiç de öyle değil. Çünkü, psikolojik-psikiyatrik rahatsızlıkların sebeplerinden bir tanesi genetik nedenler olabiliyor. Demem o ki, hayatı anlamlandıramamanın temel nedeni kişide Allah ve ahiret inancının olmayışından kaynaklanamayabiliyor.

1960-1970 (özgürlük, eşitlik ve hippi hareketleri) yıllarından sonra başlayan, Batılıların sıklıkla söylediği ‘bir Şey’e’ inandıklarını söylemek, aslında, evrenin sistematik ve ritmik düzenini görenlerin vardığı doğal bir sonuçtan başka bir şey değil. Fakat inanılan, herkesin kendi hakikati (Allah ya da Şey), insanın kendi bilgi ve algı seviyesine doğru orantılı olarak cevaplar sunar ve bu her zaman yeterli olamayabiliyor. O yüzden Kur’an’da Allah düzenli olarak, düşünmeye, gözlemlemeye ve akletmeye işaret ediyor. Ama herkes kendi kişiliği, algı gücü ve bilgisi oranında akledebiliyor. Bu da benim açıkçası çok hoşuma gidiyor.

Hayatı anlamlandırmak açıkçası hiç de kolay değil. Müslümanlar için Kur’an’da, O’na sonsuz şükürler olsun ki, öyle enteresan ayetler var ki, bizim ruh dünyamıza doğrudan hitap ederek, bazen ayaklarımızı yerden kesebiliyor, bazen ‘ben bu ayete neden önceden dikkat etmedim’ diyerek sanki ilk defa okuyormuş etkisi bırakabiliyor. ‘Kur’an bu kadar önemli, şu kadar değerli’ diye klasik cümleler kurup, sadece ‘yüzünden’ okuyarak onun ruhuna temas etmemek, Kur’an’a yapılan, dolayısıyla, insanın kendine yaptığı bir kötülük olarak algıladım hep.

Ramazan ayı geldi ve bu ayda güzel bir âdet olan hatimler indirilecek. Dileğim o ki, bu okumalar, Kur’an’ı anlama, algılama, nefsi terbiye etme ve kendimizi düzeltmede, hayatımızı anlamlandırmamızda ve manevî açlığı doldurmada bize yardımcı olsun.

To believe of not to believe? To believe!

İnanmamak için mi inanmak için mi? İnanmak!

About Dogus