Kahramanlarımız var mı?

Son yazımızda, sadece Kur’ân ayetleri ve hâdisleri naklederek ilahî ve nebevî mesajın insanlığın gönlüne nakşedilmesinin güç olduğunu ve bu nedenle, bu yüce mesajın şiir, hikâye, roman, musiki, tiyatro, sinema, dizi ve başka yollarla insanlığa sunmaya gayret etmemiz gerektiğinin altını çizmiştik. Bu çerçevede Hoca Ahmed Yesevî, Mevlânâ, Yunus Emre ve İtrî’den örnekler sunmuştuk.

Bu yazımızda ise, ilk Türk romanlarından biri olarak kabul edilen Ahmet Mithat Efendi’nin “Felâtun Bey ile Râkım Efendi” adlı eseri üzerinden konumuzu detaylandırmaya çalışacağız.

Romanın yayınlandığı 1876 yılı, Osmanlı’da Batılılaşmanın son sürat ilerlediği yıllardı. O yıllarda Batılı hayat tarzı ya da o dönemde sık kullanılan tabirle alafranga hayat tarzı, sürekli güç kazanmaktaydı. Böyle bir ortamda mezkur romanı kaleme alan Ahmet Mithat Efendi, İstanbul’da yaşayan iki genç üzerinden alafranga ve alaturka kişiliğini mukayese eder ve tercihini alaturkadan yana kullanır.

Romanın alafranga kişiliğinden olan Felâtun Bey’in babası Mustafa Meraki Efendi, alafranga özentisiyle yaşamış, hatta bu yüzden Üsküdar’dan Beyoğlu yakınlarına taşınmış ve orada alafranga usullerine göre ev inşa ettirmiştir.

Zevkine çok düşkün olduğu için oğlunun terbiyesi için fazla önem vermemiş, bu görevi Fransız bir hocaya devretmiştir. Felâtun Bey de tıpkı babası gibi, alafranga kişiliğe sahiptir ve eğlence/moda düşkünüdür. Roman boyunca hırs ve arzularının esiri olduğu sıklıkla vurgulanan Felâtun Bey, babası vefat ettikten sonra büyük bir servet tevarüs eder. Ancak yaşadığı metres hayatı yüzünden Felâtun Bey servetinden olur ve büyük bir borç içine girer.

Felâtun Bey’in alaturka kişiliğe sahip olduğu için sürekli azarladığı Râkım Efendi ise, tam bir Osmanlı evladır. Râkım Efendi, yetim ve öksüz olarak büyümesine rağmen, üstün gayretiyle dinî ilimlerden doğa bilimlerine kadar farklı alanlarda tahsil görür. Bununla beraber Râkım Efendi, gece-gündüz çalışır, Avrupalı gibi dakiktir, kitap tercüme eder ve zengin bir İngiliz ailenin kızlarına Türkçe dersi verir. Zamanla zenginleşen Râkım Efendi, kişiliğinden asla taviz vermez ve çevresi tarafından çok sevilir.

Zira Râkım Efendi, dürüst, terbiyeli, mert ve iffetlidir; kısaca mükemmel bir ahlâka sahiptir. Râkım Efendi’nin bu dürüst kişiliğinden yabancılar bile etkilenir, hatta yabancılar Râkım Efendi sayesinde Türk kültürüne yakınlık duymaya başlar.

Ahmet Mithat Efendi, İbrahim Kalın’ın ifadesiyle ‘inşa’ ettiği kahraman Râkım Efendi üzerinden, dönemin alafranga hastalıklarına köklü eleştiriler getirmiştir. Bu yönüyle müellifimiz, alafranga’da her şeyin iyi ve güzel olduğunu, alaturka’da her şeyin geri ve köhne olduğuna karşı çıkmıştır. Bunun yanında müellifimizin içinde yaşadığı topluma, Râkım Efendilerin yetiştirilmesini ve örnek alınmasını öğütlediği de söylenebilir. Bir başka deyişle Râkım Efendi, toplumun ve bilhassa gençlerin ulaşması gerektiği hedeftir.

O dönemde fikrî ve kültürel alanda yaşanan kafa karışıklığına benzer bir durumu, Avrupa’da yaşayan Müslümanlar olarak da yaşadığımızı düşünüyorum. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında, yekpâre geniş bir ânın, parçalanmaz akışında” dizelerinde belirtmiş olduğu durum, bizim durumumuzla örtüşmektedir. Çünkü Avrupa’ya yaşanan göçün ardından 50 yıl geçmesine rağmen, “kim” olduğumuza henüz karar veremediğimiz görülmektedir.

Özellikle siyaset ve medya tarafından öne çıkartılan bir kesim çareyi “asimile” olmakta bulurken, bu duruma karşı çıkanların önemli bir kısmı bedenen Avrupa’da fakat ruhen Türkiye ya da başka bir ülkede yaşamakta.

Dolayısıyla “ifrat” ile “tefrit” arasında git gel yaşadığımızı söyleyebiliriz. Bu nedenle fikri, tavrı, yaşantısı ve ahlâkıyla bize yol gösterecek güncellenmiş Râkım Efendilere ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum. Bir taraftan kendi tarihi ve kültürel kökleriyle barışık olan bu kahramanlar, diğer taraftan içinde yaşadığı toplumun fikrî ve kültürel köklerine nüfuz edebilen donanıma sahiptir.

Bu çerçevede sahip oldukları birikimin sadece Müslümanların değil, bütün insanlığın yararına kullanabilen kahramanlardan söz ediyoruz. Bir başka ifadeyle, hayatı ne için ve nasıl yaşadıklarını bilen yol gösterici kahramanlardan bahsediyoruz.

İnsanların kahramanlık hikâyelerinden etkilendiği gerçeğinden hareket ederek bu kahramanlık hikâyelerini kurgulayıp, roman, tiyatro, sinema filmi, dizi, sosyal medya videoları veya akıllı telefon uygulamalarına aktarmamız gerekir. Fakat bunu başarabilmek için, kurgulamayı yapabilecek donanıma sahip Ahmet Mithat Efendilere ihtiyaç duyduğumuzu itiraf etmemiz gerekir..                                                                                                                            

About Dogus