Beslenme Psikolojisi

                                                                                                             

Geçtiğimiz günlerde Prof. Dr. Sefa Saygılı’nın kaleme aldığı “Beslenme Psikolojisi” adlı eseri geçti elime.

Yediklerimiz ve içtiklerimizin bedenimize olan etkisi bir yana, ruh dünyamıza olan etkilerinden de bahsediliyor kitapta.

Obezitenin günden güne arttığı toplumlarda psikolojik olarak kendimizi beslenme konusunda eğitmemiz gerekiyor.

Maalesef toplumumuzda çok yeme ve yedirme alışkanlığı mevcut. Çocukların ağzına zorla tıkınan yiyecekler, sofralarımızda su gibi tüketilen asitli içecekler, akşam oturmalarında yenilen abur-cuburlar hepsi obeziteyi tetikliyor ve bedenimize zarar veriyor. 

Çocuklarımıza sağlıklı beslenme alışkanlığını küçük yaştan kazandırmakta fayda var.

Bunun için; mutlaka kahvaltı yaparak güne başlamalarını sağlamalıyız.

Anne sütüyle beslemeliyiz. Amerika’daki Yale Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre anne sütü obeziteye karşı uzun süreli koruma sağlıyor.

Çocuklarımızı beslerken büyük porsiyonlar değil, küçük porsiyonlarla yemek yedirmeliyiz. Onların bizler kadar yemesi mümkün değil.

Okula gönderirken yanlarına beslenme çantası hazırlamalıyız. Meyvelerin veya kendi elimizle hazırladığımız yiyeceklerin dışarda satılanlardan çok çok daha sağlıklı olduğu kaçınılmaz.

Akşam yemeklerini ailece yemeye özen göstermeliyiz. Evde pişen yemekler restoranda pişen yemeklere oranla daha az yağlı ve tuzsuz oluyor.

İçecekleri kısıtlamalıyız. Çocukların eline tutuşturulan meyve suları veya gazlı içeceklerin çoğu fazla miktarda şeker ve kalori barındırıyor. Bu da çocuklarda obeziteyi tetikliyor.

TV karşısında yemek yedirmemeliyiz. Yemek yerken besmele çekip ne yediğinin farkına vararak yemek yedirmeye alıştırmalıyız çocuklarımızı. Ayrıca TV karşısında hareketsiz kalan çocukların da obezite olma riskleri artıyor. Tabi bir de sağlıksız yiyeceklerin reklamları çekici hâle gelince, şeker-cips-çikolata yemeyi kısıtlamak daha zor oluyor.

Bu sebeplerden çocuklarımızı da en başından sağlıklı yiyeceklerle tanıştırıp, sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmak zorundayız. Önce bizlerin iyi örnek olması şart tabi ki.

Öyleyse şunu soralım kendimize; Bir Müslüman nasıl beslenmelidir?

Bunun için bize en güzel örnek Sevgili Peygamberimiz Hz Muhammed’dir (s.a.v). Peygamberimiz günde iki kere yemek yerdi. Az yemeyi tavsiye ederdi. Haram olan yiyecek ve içecekler hâriç, diğer yiyecekleri yerdi. Sadece et veya sadece sebze yemek gibi tek yönlü beslenmezdi. Bazı yemekleri daha çok sevse de, hiçbir yemek için “sevmiyorum” ifadesini kullanmazdı.

Yemek davetlerine katılırdı. Yemeğe başlamadan önce ve yemekten sonra ellerini yıkardı. Besmele ile başlar, uygun ve kısa bir dua ile bitirirdi. Sağ eliyle yerdi. Sol eliyle yiyenleri ikaz ederdi. Ortaya konulmuş yemeğin, kendi önüne gelen kısmından yerdi. Yemek yerken sağa, sola dayanmaz, yaslanarak yenilmemesini tavsiye ederdi.

Efendimiz ümmeti hakkında korktuğu şeylerden en korkuncunu çok yemek, göbek bağlamak ve bunlardan dolayı iman zayıflığına sahip olmaları olduğunu söylemiştir.

“Ümmetim hakkında korktuğum şeylerin en korkuncu (tehlikelisi) şunlardır: Karın büyüklüğü (göbek bağlamak), çok uyku, (maddî ve manevî) tembellik ve yakîn (iman) zayıflığıdır.”

(Suyuti, Fethu’l-Kebir, 1/58)

Peygamberimiz haftada iki gün Pazartesi- Perşembe oruç tutardı. Bazen oruçlarını sadece hurma ve su ile açar, tekrar oruca niyet ederdi. ‘Oruç tutun, sıhhat bulun.’ diye buyururdu.

Yaklaşan Ramazan ayı ile birlikte bedenlerimizi ve ruhlarımızı temizlemek amacıyla ‘Oruç’ ibadetine sıkı sıkı sarılalım. Hakkıyla yerine getirelim inşallah. Senai Demirci’nin dediği gibi ‘Tut beni Ey Oruç’ diyelim.

Tut beni ey oruç; oruçlu olduğum hâlde gıybet etmekten, harama bakmaktan, yalan konuşmaktan, hak yemekten, haksızlık etmekten.

azan ile beraber ahlâkımızı da güzelleştirmeye gayret edelim. Rabbim mübarek Ramazan ayında günahlarından arınan ve temizlenen kullarından eylesin hepimizi.

About Dogus