Son Cuma…

                                                                                                       

Yer: Yeni Zelanda

Mekan: Al Noor Camii

Zaman: Cuma namazı öncesi

Sıradan bir cuma günü, her zamanki gibi abdestlerini alıp camiye gitmişlerdi. Kimi arkadaşıyla, kimi eşi ve çocuklarıyla camide Rabb’lerinin huzurunda namaza duracaklardı. Fakat bilmiyorlardı son cumalarının olduğunu, az sayıda nefeslerinin kaldığını…

  Burası Yeni Zelanda’da bir cami, Allah’ın evlerinden biri. Müslümanların cem olup toplandıkları yer. Her milletten Müslümanlar bu camideydi o cuma günü.  İçlerinde Türk bir genç de vardı.

Adı Mustafa. Hutbe dinlerken birden patlayan silah sesleri ile şaşırdı. Çevresine bakındı, herkes şaşkın vaziyette birbirlerine bakınıyorlardı ki ters giden bir şey olduğunu anladılar ve caminin köşesine doğru toplandılar. İçeriye elinde silah ile bir ‘Cani-terörist’ girmişti. Önüne gelene ateş saçıyordu. Korku ve endişe ile kaçışmaya başlamışlardı. Silahtan gelen bir kurşunla çoğu yere yıkıldı. Mustafa’nın da bacağına kurşun gelmişti. Canı yanıyordu. Kurşuna hedef olan diğer cemaatten de sesler geliyordu, belli ki onlarda vurulmuştu. Eli silahlı terörist silahını doldurmak için dışarı çıkmıştı. Mustafa etrafa bakındı hemen yanında cam vardı. Camı kırdı ve kendini dışarı attı. Tam dışarı çıktığı anda terörist içeri girmiş ve onun olduğu tarafa rastgele kurşunları savurmuştu. İki- üç saniye ile katliama kurban gitmekten kurtuldu Mustafa.

Pek çoğunun ise kaderinde o gün ‘Ölüm’ vardı. ‘Şehit’ olmak yazılmıştı alınlarının yazısına. Onlar için son cumaydı o gün..

Yer: Hollanda

Mekan: Otobüs durağı

Zaman: Cuma namazı öncesi

Sıradan bir Cuma günü okula gitmek için hazırlık yapıyordu Mustafa. Kitapları çantasına koydu ve otobüse yetişmek için koşmaya başladı. Her zaman geç kalıyordu, bu huyundan bir türlü vazgeçememişti. Ve işte, otobüs gözünün önünden geçti. İki saniye ile otobüsü kaçırmıştı. Kendi kendine kızdı. Durağa gitti ve oturdu. Tam yirmi dakika diğer otobüsü bekleyecekti. Derse geç kalacaktı, çok üzüldü.

Eline telefonu aldı ve oyun oynamaya başladı. Başka türlü zaman geçmezdi yoksa. Silahı doğrulttu ve düşmanlara ateş etmeye başladı. Bu şekilde adam öldürerek puan kazanıyor, ne kadar çok adamı vurursa birinci olma ihtimali artıyordu.

Sonra birden WhatsApp’ta aile grubuna bir mesaj geldi. ‘Mutlaka izleyin, bu nasıl vahşet!’ diye yazmıştı kuzeni. Gelen videoyu açtı. Az önce oynadığı oyunun aynısı gibi; adamın biri elinde silahla camiye giriyor ve önüne gelene ateş saçıyor. Çocuk, yaşlı, genç, kadın fark etmeden terör estiriyordu.

Bu gerçek olamaz dedi ilkten; beyni gerçekliği algılayamadı. Çünkü bir açıdan aşina olduğu görüntülerdi bunlar. Sonra haberi doğrulayan bir kaç siteye baktı ve kalbi hızla atmaya başladı. Sadece Müslüman oldukları için öldürülen masum insanları düşününce, ister istemez empati yaptı.

Bende bir kaç saat sonra Cuma namazına gideceğim. Babam, kuzenlerim, arkadaşlarım hepimiz orda olacağız. Teröristin biri içeri girip bizi de böyle savunmasızca vursa! Bunu yapan ‘İnsan olamaz’ diye düşündü. âdeta kanı donmuştu Mustafa’nın. Gözleri doldu ve camiye doğru yürümeye başladı. Ya onun için de son Cuma olsaydı bugün?

Peki siz neresindesiniz bu ‘GERÇEK’ hikâyenin?

Geçtiğimiz günlerde tarihi bir olaya şahit olduk. Müslümanların başına gelen bu olay, bir video ile evlerimize, iş yerlerimize cep telefonlarımıza geldi. Videoyu açıp izledik.

Çoğumuz oradaki Müslüman kardeşlerimizin yerlerine kendimizi koyduk. Hepsine atılan kurşunlar sanki bizlerin de yüreğini delip geçti o gün.

Bu saldırıda özellikle caminin hedef alınması ve masum Müslümanların vahşice katledilmesi;  maalesef bunun birde canlı yayın ile sosyal medya üzerinden verilmesi, İslam’ a olan düşmanlığın ve Haçlı zihniyetinin nasıl da vahşi ve uç noktalarda olduğunu gösteriyor.

Biz Müslümanlar olarak yaşanılan bu vahşi olaydan sonra hâlâ ‘BİRLİK’ olamıyorsak, hâlâ ders çıkaramıyorsak ve hala umarsızca yaşıyorsak, hesap gününde çok işimiz var demektir.

About Dogus