Özgür müyüz?

Bir adamın yolu bir gün tımarhaneye düşer, “Gidip bir gezip göreyim, delilerin hâlini anlayayım” diyerek kapıyı çalar. İçeri girdiğinde elleri ayakları bağlanmış olduğu hâlde bir delinin çok mutlu olduğunu, sevinç naraları attığını, keyiften dört köşe olmuş bir şekilde yayıldığını görünce, “Be hey adam! elin ayağın bağlı olduğu halde bu kadar keyifli olmanın  sebebi nedir? Bağlı olduğunun farkında değil misin? Sen bir tutsaksın” der.

Deli, adama döner ve herkesin kulağına küpe olacak şu sözleri söyler: “Evet. Elim ayağım bağlı. Fakat bir yer var ki, o kimsenin tutsağı değil, yani özgür. Orası yüreğimdir.” der.

Hikâyede anlatıldığı gibi, insan zahirde tutsak görülebilir. Fakat manada özgür olmadığını söyleyemeyiz. Karakterini, fikirlerini ve hayal dünyasını başkalarına satanlar, görünüşte dünyalığa sahip ve güçlü olabilirler. Fakat gerçek anlamda özgürlüğü olmayan insanladır. Başkalarının yönlendirmesi ile hayatı yaşamaya çalışırlar, birilerinin müsaade ettiği kadar düşünebilir ve konuşabilirler. Kendi istedikleri gibi hayatı yaşayamadıklarından dolayı, gelecek adına hayalleri yoktur. Üretken ve paylaşımcı olamazlar. Çünkü onları yönlendiren ve  yularlarını tutanlar vardır. Böyle yaşamaya özgürlük denebilir mi?

Kahire İstinaf Cezaevi’nde idam edilen 9 gencin haberini hepimiz okuduk. İçimiz kan ağladı.

İdam edilme kararını okuyan Mısırlı yargıcın sözüne Kur’an’dan bir ayet ile başlayarak, öldürülen savcı Hişam Bereket’i şehit olarak değerlendirmesi öyle lanse etmesine mukabil, karşısında bulunan gençlerin “biz bir şey yapmadık” demelerine rağmen suçlu olarak yargılaması çok manidardı. Çünkü, gençlerin elinde de Kur’an vardı. Çok acı bir tabloydu bu.

Haklı olanın kendisini Kur’an ile savunması kabul edilebilir. Fakat kesin hüküm veremediğimiz ve emin olamadığımız bir konuda kendimizi haklı çıkarabilmek için Kur’an’dan ayetler okuyarak insanları çaresiz bırakmaya çalışmak ne kadar doğrudur? Yusuf peygamber gibi haksız yere zindana atılan bu gençlerin, Ashab-ı Kehf olup zalimlere karşı korkusuzca hakkı söylemeleri, gönüllerinin kimsenin elinde tutsak olmadığını gösteriyor.

Ahmed Taha’da bu dokuz gençten biriydi malumunuz. Kızına yazdığı mektup hepimizi derinden yaralamıştı. Kızına: “Seni veda ve ayrılıkların olmadığı cennetin kapısında bekleyeceğim. Kıymetlim benim, seni seviyorum.” diyen bir babanın, tutsak olduğundan bahsetmek doğru olabilir mi? Eğer tutsak olsaydı, yapmadığı şeyi kabul eder ve yavrusuyla uzaktan hasret gidermek durumunda kalmazdı.  Gerçek özgürlüğü ebedi aleme erteleyen bir babanın tutsak olduğu söylenebilir mi?

Kısa bir süre sonra İslam dünyası yine kötü bir haberle güne başladı ve çok üzüldük. Yeni Zelanda’da cuma namazı vaktinde iki camiye yapılan saldırının neticesinde 49 Müslüman şehit oldu ve bir o kadar da yaralımız var. “Dünyanın çivisi çıktı” deyimini bize yeniden hatırlattı bu ırkçı eylem. Sözde bu olayın kabul edilemeyeceğini ifade eden bazı ülkeler olsa da herkes bu olaya “ırkçı terörist bir eylem”dir diyemedi maalesef. Adamın psikopat olduğunu söylemekle yetinenlerde oldu.

Fakat bir şey vardı ki, gerçekten takdire şayandı. 

Yeni Zelanda Başbakanı Ardern’in bu olay sonrası duruşu ve bütünleştirici yaklaşımı, farklılıkların beraber yaşanılabilir bir dünya için ayrıştırıcı bir unsur olmadığını, aksine farklılıklarla birbirimizden öğrenebileceğimiz güzelliklerinde olabileceğini gösterdi. Bu duruşunun herkese örnek olmasını temenni ediyoruz.

 Bu eylemi yapana kadar, insanların arasında bu caninin gezdiğini düşünmek bile ürkütücü. Belki de bir restoranda insanların yanında yemek yedi.

Her an böyle ruh yapısında olan insanlar var. Peki ne yapmalıyız? İlk başta yapmamız gereken şey; merhametli ve insancıl çocuklar yetiştirmeliyiz. Karıncaya bile zarar vermenin doğru olmadığını çocuklarımıza öğretmeliyiz. Bir sıkıntıyla karşılaştığımızda, çözüm yolu olarak şiddete baş vurmamamız gerektiğini yavrularımıza öğretmeliyiz. Okula giden çocuğuma: “Eğer arkadaşın sana vurursa, sende ağzının ortasına bir yumruk indir ve ağzını kan doldur” dememeliyiz. Bu sözlerle doğru olmamakla birlikte çocuğunuzu koruduğunuzu düşünüyor olabilirsiniz. Fakat şiddete meyilli bir çocuk yetiştirdiğinizin farkında olmalısınız. Şiddete başvurmadan da çözüm üretebileceğimizi anlatmalıyız. Bizim gibi düşünmeyen insanlara karşıda anlayışlı olmamız gerektiğini öğretmeliyiz. Din, dil ve ırkı ne olursa olsun, insana insan olduğu için kıymet vermenin gerektiğini anlatmalı ve ebeveynler olarak bu konuda çocuklara örnek olmalıyız. Bunlar yapıldığında bu acı tabloları seyretmek durumunda kalmayız ve özgür ruhu olan çocuklar yetiştirmiş oluruz.

Bu eylemleri yapabilme cesaretinde bulunanlar, kendi olamamış  ve sevgisiz yetişmiş insanlardır.

About Dogus