Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler…

Merhaba değerli dostlar!..

Yine bir facia, bir acıyla irkildik. Yeni Zelanda’ da kırk dokuz masum canımızı tohum olarak toprağa koyduk.

“Tohum” olarak dedim, çünkü, bire yüz, bire bin verecek -bir ölüp, bin dirileceğiz- inşallah.

Bu düşmanlık, bu zulüm, ne ilk, ne de son olacak. Bu insanlığın varoluşu ile süre gelen bir serüven. Henüz (İnsanın) tanıtım sürecinde bile meleklerin:

“ … Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?… (Bakara 30.)- diye hikmetini bilmeden tepki göstermeleri, zahirde olacak bu kötülüklerin ardında, bin bir türlü sır ve imtihanın da olduğunu fısıldamaktadır.

“… Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlı olur. Olur ki sevip arzu ettiğiniz bir şey sizin için şerli olur. Gerçeği Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara 216.)

“Hak şerleri hayr eyler

Zan etme ki ğayr eyler

Ârif ânı seyr eyler

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler…”

(Erzurumlu İbrahim Hazretleri.)

Avrupa’da yükselen İslamofobya, Efendimiz (sav.) ile ilgili yapılan karikatürler vs.. her zaman onların planladığı gibi olmayacak, bizim lehimize dönecektir inşallah.

Onların küfürde atası olan müşrikler ve Ebû Leheb’de, Efendimizi (sav.) sürekli “mecnun, büyücü, aman uzak durun” diye kötü göstermeye çalışırken insanların aklına düşürmüş. Onlarda “gelmişken şu ‘sihirbazı’ bir görelim” demişler.

Bakmışlar ki… aman Allah’ım!…

Yusuf’tan da güzel, bakarken sûretine vurulduğum/

Derin mi derin!.. kaybolup deryasında boğulduğum/

Hayat iksiri!.. canlanıp mânâsında dirildiğim/

Serin mi serin!.. kar beyazında durulduğum/

Sımsıcak!.. O rûhumda tüten, siyah gözlerine beni de al,

Beni de götür, beni de ey yâr…

Allah cc. dîni/davasını kafirlerle dahi üstün kılar. Fakat, bize düşen ciddi görevler var. Bu olup bitenler bizi yıldırmayacak ama, bu ülkelerde kurumsallaşmaya da ihtiyacımız var.

Çocuklarımızı yeteneklerine göre iyi yetiştirip, özellikle siyasette çok güçlü ve etkili olmalıyız. Kaderimizi, geleceğimizi bunların vicdanına bırakamayız. Bugün burada halkın yarısını, diğer yarısına bekçi/polis yapsalar, Allah korusun bu cinayetleri yine önleyemezler. Ancak doğru, hikmetli bir devlet politikasıyla halklar adalet ve huzur bulur.

“Yanından ayrıldığında/işbaşına geçtiğinde yeryüzünde fesat çıkarmak, ekini ve nesli yok etmek için işe koyulur. Oysaki Allah, fesadı sevmez.” (Bakara 205.)

İslam ülkeleri dâhil, iş başına geçmiş adaletsiz ve Allah korkusu da olmayan adamların (!), oy kazanma veya başka menfaatleri ve hırsı uğruna, milyonlarca canları kurban edecek kadar tehlikeli olduklarını sanırım anlatamadık.

Devlet politikasının ve medya gücünün ne kadar etkili olduğunu bir önceki yazımızda da anlatmıştık.

Mesela, “Diriliş” dizisinde ki kahramanımız, filmde faizin haramlığından dolayı oğlunu evlatlıktan reddederken, reklamlarda faizli kazancı teşvik ediyor. İşte bu millet hep böyle uyuşturuluyor.

TV’ler dâhil hocalara onlarca faiz, içki, evlenme- boşanma, zekat vs.. gibi dini hükümlerle ilgili sorulan soruların cevabına bakıyorum; işte şu haram, şunu yapmasan dahi iyi olur diyorlar, demesine de.. Bunların çoğu dinin, müftülerin yetkisinde değil ki.

Taşları bağlayıp köpekleri salıyorlar.

Halkı, devletin emri ile dinin yasakları arasında eziyorlar.

İş buradan çözülür. Fakat kimse bu kötülükleri reklam ile teşvik eden, kanun ile mecbur kılan, hükmederek mahkum eden, yarı tanrılık verilmiş devleti eleştirmiyor. Ve değiştirmek gibi farz üstü farz olan bu görevi  ciddiye bile almıyor.

Sonrada, “Ne yapalım kanun böyle, burası laik ülke.” diyor.

İşte onun için, İslam’dı, adaletti, hukuktu, faiz, fuhuş, küfür, hak vs.. bütün bunların hepsi sadece soyut kavramlar olarak (uygulanmadıkça) Kaf Dağı’nda bizi bekliyor. Bunları nasıl somuta, pratiğe dökeceğimizi, merhum Erbakan Hoca’mız her meselede dile getirmişti.

İşte onun yetiştirdiği erlerden birinin de, bu konuları, ete kemiğe nasıl dönüştürdüğü/somutlaştırdığı bir yazısını paylaşalım:

“Öncelikle bilmemiz gereken kaide, bir farzın yerine gelmesi için gerekenlerde farzdır, kaidesidir. Namaz farz; iftitah tekbiri de farz, kıyam da farz, abdestte farz gibi. Örnekler çoğaltılabilir.

Aynı bu şekilde zekatı vermek farz, toplamakta farz… İslam’da zekatı devlet toplar. Farz olan zekatı toplayacak memuru atayacak devleti kurmakta böylece farz olur.

Faizi kaldırmak farz; faizi kaldıracak devleti kurmakta farz olur.                                                                     

About Dogus