BU ZAMANDA “GENÇ” OLMAK…


BU ZAMANDA “GENÇ” OLMAK…

Ergenlik ve genç erişkinlik zamanını kapsayan hayat dilimi “gençlik dönemi” olarak adlandırılır.  Yirmili yaşlara kadar uzayabilen bu dönem, günümüzdeki yaşam standartları dikkate alındığında, yaş sınırının yukarıya çekilmesi gerektiği kanaatindeyim. Büyüklerimizin bize anlattığı gençlik anılarını dinlerken, erken yaşta çetin hayat şartları ile karşı karşıya gelen ve ekmeğini küçük yaşlarda kazanmak durumunda kalan insanlar olduğunu öğreniyoruz.

Günümüzde ise eğitimin uzaması ile birlikte ailelerine bağımlı kalmak durumunda olan bir gençlik var. Böyle olmakla birlikte hem okuyup hem de çalışarak ailelerinin yükünü hafifletmeye çabalayan gençlerimiz de mevcuttur. 

Gençlik dönemi, insan yaşamının en bereketli, zihinsel ve bedensel faaliyetlerin en verimli olduğu zaman dilimidir. Gençlik yılları tatlı bir bahar, yaşlılık dönemi de kış mevsimine benzetilebilir. Bahar hoş kokulu çiçekleri ile doğayı seyre dalan insanoğluna görsel bir şölen sunar. Yaşlılarımız, gençlerin baharda açan çiçekler misali farklılıklarını ve güzellikleri gördükçe, kendi gençlik dönemlerini hatırlayarak kaybettiklerine ve yapamadıklarına hayıflanırlar. O nedenle bu dönemin kıymeti iyi bilinmelidir.

Gençlik heyecan demektir. Gençler yeniliklere açıktır. Belli bir yaş üstünde olan büyüklerimiz, alışkanlıklarından çabuk vazgeçemedikleri için yeniliklere pek açık değillerdir. Hepimiz bunun örneklerini yakın çevremizde müşahede etmişizdir. O nedenle yeniliklere açık olan gençlik, hızlı üretip tüketmeyi hedefleyen popüler kültürün ana hedefidir.  Çevremizdeki gençlere baktığımızda birbirinin kopyası olan gençler görüyoruz.

Aynı giyinen, aynı hareketleri yapan, instagram’da bile poz verirken aynı bakışı atan, aynı bilgisayar oyunlarını oynayan, bugün giymediğini yarın moda oldu diye güzel görüp giyinen, konuşurken bile aynı sözcüklerle konuşan bir gençlik var günümüzde. Popüler kültür gençliği şekillendirmek istiyor. “Benim istediğim gibi giyinmeli ve düşünmelisin” mantığını gençliğe zerk etmeye çalışıyor ve bu konuda maalesef muvaffak oluyor. Popüler kültür, özgür olduğunuzu hissettirirken, aslında sizi çağdaş bir köle hâline getiriyor. Malum çok iyi bilinen bir kurbağa deneyi vardır. Kurbağayı kaynar suya atarlar. Kurbağa can havliyle sudan atlayarak kurtulmaya çalışır. Aynı kurbağayı ılık bir suyun içine koyarlar. Her şeyden habersiz olan kurbağa suyun üzerinde dururken, azar azar sıcak su ilave edilir. Isı ilk deneydeki sıcaklığa ulaştığı hâlde kurbağa hâlâ su yüzeyinde durmaya devam eder.  Popüler kültür, gençliği yavaş yavaş değerlerinden, kültüründen ve İslami kimliğinden uzaklaştırmaya çalışıyor. Kurbağa deneyinde olduğu gibi insanlar hayatlarındaki ani değişimlere tepki verebiliyorlar. Fakat belli bir sürece yayılmış değişimleri öngörmekte zorlanabiliyorlar.

Konu başlığımızla bağlantılı olarak, genç jenerasyondan bazı gençlerle yapmış olduğum söyleşiden önemli bulduğum cümlelere kısaca yer vermek istiyorum. Gençlerimiz, bu zamanda var olabilmeyi şu şekilde özetliyorlar: “Bizler Hollanda’da doğup büyüyen gençler olarak, sosyal hayat içerisinde dini kimliğimizden dolayı çok zorluklar çektik. Fakat her şeye teslim olmadık. Bizden sonra gelecek olan neslin kimlik sorunu yaşayacağından çok endişeliyim. Çünkü kendi kimliklerini muhafaza etmek yerine başka kültürlerin etkisi altında kaldıklarına şahit oluyorum ve bu çok endişe verici. Sosyal medyanın çok etkisi var. Fakat tamamen karamsar olmakta istemiyorum. Aslında iki kültür arasında kalmaları mücadele vermek için önemli bir etken. Çünkü arayış içinde oluyorlar. Bu durum onların araştırmalarına ve hakikate ulaşmalarına sebebiyet veriyor.”

“Mahremiyetin hiçe sayıldığını ve sosyal medyada dinen kıymet verilmiş olan annelik makamının bile moda aracı olarak kullanılmasından çok rahatsız oluyorum.”

 “Teknolojiden uzak, saf ve temiz duyguların var olduğu zamana yolculuk yapmayı çok isterdim. Yani annemin yaşamış olduğu zamana. Onlar bizim sahip olduğumuz her şeye sahip değillerdi. Fakat bizim bu zamanda sahip olamadığımız değerlere sahiplerdi. O da mutluluk ve huzur.”

“Bizler ergenlik döneminden gençliğe geçiş sürecinde çok farklıydık. Biz akranlarımızla oturup muhabbet ederdik. Şimdi, bu yaş grubunda olanlar yan yana otururken bile cep telefonundan mesaj yollayarak iletişim kuruyorlar veya iletişim kurdukları sanıyorlar. Duygularımızı emojilere hapsettik maalesef. Bizim yaşımız genç olmakla birlikte, bundan birkaç sene öncesine kadar mektuplaşma kültürümüz vardı. Şimdi kokulu zarfların yerini bir tuşla yok eden yazılar aldı. “Söz uçar yazı kalır” kültüründen çok uzaktayız artık. Bu zamanda genç olmak benim için bir savaş içinde olup oradan sağ çıkma mücadelesi vermek gibi. Sapkınlığın çoğaldığı, teknolojinin, sosyal medyanın çok ilerde olduğu bir zamanda kimliğimi kaybetmemek ve bu kadar keşmekeş içerisinde boğulmamak için çabalıyorum.”

Genç kardeşlerimizin söyleşideki ifadelerinden anlaşılıyor ki, popüler kültürün gençlik üzerinde etkisi çok derin ve yaralayıcıdır.

Zor bir dönemde yaşıyoruz. İyi ile kötünün yer değiştirdiği, her şeyin görselliğe indirgenip insana değer verilmediği bir zamandayız. Böyle bir dönemde Hz. Meryem gibi temiz kalmak zor olsa da imkânsız olduğunu düşünenlerden değilim. Zorluk olmadan, gayret gösterilmeden, fedakârlık yapılmadan kim neyi kazanabilmiş ki? Fedakârlık denilince aklıma her zaman Peygamber-i zişan ve genç sahabeler geliyor. İslam tarihini okurken büyük olaylar karşısında kahramanlık gösteren sahabelerin belli bir yaş üstünde olduklarını her zaman düşünmüşüzdür. Zira büyük sorumlulukları ancak kemale ermiş kişilerin taşıyabileceği fikri bizlerde hâkimdir. Fakat büyük kahramanlık gösteren kişilerin genç sahabeler olduklarını duyduğumuzda hayranlığımız ve gelecek adına ümidimiz artıyor.

Hz. Peygamber her zaman gençlere önem vermiş ve onları önemli görevlere getirmiştir. Yani Hz. Peygamber gençlere her şeyden önce inanmış ve onların gençlik heyecanını doğru yöne kanalize ederek verimli çağlarını İslam’ın geleceği için seferber ettirmiştir. Bu bağlamda risaletin ilk döneminin çetin imtihanını ve büyük fedakârlıkları gençler omuzlamışlardır. Aslında Hz. Peygamber (s.a.v)’in gençlere karşı olan müşfik yaklaşımını günümüz büyüklerinin tutumlarıyla karşılaştırdığımızda, efendimizin yaklaşımından uzak olduğumuzu görebiliriz.

Gençlerin yaşadıkları çağı takip edemeyen ve onları kendi yaşadıkları gençlik zamanındaki gibi görmeyi arzu eden yetişkinler var. Bu karşılaştırma doğru değildir. Bu yaklaşım gençleri yetişkinlerden uzaklaştırır ve erişkinler, kuzuyu kurda teslim etmiş olurlar. İyi bir geleceğin inşası gençlerin doğru şekilde anlaşılması ve onların problemlerinin çözülmesine yönelik bir gayretin olmasıyla mümkündür. Problemlerin tespit edilmesi kadar, o problemlerin çözümüne yönelik adım atmakta bir o kadar elzemdir. Gençler doğru anlaşıldıklarında kalplerini herkese açacak kadar yüreklidirler.

Ahlaki değerlerin zayıfladığı modern çağda, Müslüman gençlerin duygularını kontrol altında tutabilmeleri ancak İslami duyarlılıkla mümkün olabilir. Dini duyarlılık, iyi arkadaş çevresi edinmekle, hazır bilgi yerine okuyup araştırmakla, büyüklerin yoldaşlığında nasihat dinlemekle (gençlik döneminde nasihat dinlemek çok ağır gelse de), sosyal medyayı doğru kullanmakla ve iyi rol modeller seçerek kazanılabilir.

Gençler, Hz. peygamber ve O’nun yolunu takip eden ulu büyüklerimizin hayatlarını öğrendikçe ve buna ebeveynlerin olumlu örnekliği de eklendiğinde, gençlerimiz hayat yolunda başarılı olacaklardır. Bu dönemde nefsini kontrol altında tutabilen Müslüman bir genç, kıyamet gününde Allah’ın gölgesi altında gölgelenecek 7 sınıftan biri olma nimetine erecektir.

Bu zamanda genç olmak, Hz. İbrahim (a.s) misali ateşe atıldığında bile, ümidin sadece Allah olduğunu bilecek bir şuura sahip olmak demektir.

Bu zamanda genç olmak, Firavunların yeryüzünde kin ve düşmanlığı yayma çabalarına karşılık, “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir” ayetini âleme haykırmaktır. 

Bu zamanda genç olmak, etrafını sarmış olan bin bir fuhşiyata karşı direnç göstermek ve Yusuf olup iffet gömleğini yırttırmamaktır.

Bu zamanda genç olmak, İslam müktesebatının korunmasına yönelik faaliyetlerde “bende varım” sözünü söyleyebilmektir.

Bu zamanda genç olmak, Üstad Necip Fazıl’ın “Bir gençlik…Bir gençlik…Zaman bendedir ve mekân bana emanettir! şuurunda bir gençlik…” hayalini gerçeğe dönüştürmektir.

İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek dediği o neslin şuurunu yeniden kazanmaktır.

Ey genç, çileni doldurduğun kozadan çıkmalı ve senin kanatlarını bin bir renkle süsleyen rabbinin mesajını insanlığa ulaştırmalısın. Sakın kelebeklerin ömrü kısa olur diyerek tembellik etme. Dünya da üç günlük değil mi?

Kaynakça

-Alisinanoğlu, F.

Gençlik Dönemi Özellikleri ve Genç Anne- Baba iletişimi. Eğitim ve Bilim, 2002, Cilt 27, Sayı

 123 (62- 63).

-Görsel, N.

Gençlerde Giyim Modası ve Kimlik İlişkisi. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi

 Dergisi, s. 69.

-Şahan, R.

İslam’ın Kardeşlik Anlayışı: Bir Vücudun Organları. Yakın Doğu Üniversitesi İslam Tetkikleri

 Merkezi Dergisi, Yıl 1, Cilt 1, Sayı 1, Bahar 2015.

-Turhan, M., Karabatak, S., Polat, M.,

 Okullarda Örgütsel Öğrenme Engellerinin Vignette Tekniği ile İncelenmesi. Mersin Üniversitesi

 Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 10, Sayı 1, Nisan 2014, s. 69.

 -https://kuran.diyanet.gov.tr/mushaf/kuran-meal-2/enam-suresi-6/ayet-158/diyanet-isleri

 baskanligi-meali-1                   ◄◄                                              

About Dogus