Anadolu Kıtasında Bir Şehsüvar

Vefatının 8. yıl dönümünde Erbakan Hocamız’a rahmet

ve özlemle ithaf…

İtibarlı bir hayatın vücud bulması, bizim neye itibar ettiğimizle alakalıdır. İnsan olarak önem sıralamamız, öncelik sıralamamız bizi bir yola iletiyor. Bir yol, sonunda hesabını vereceğimiz bir yol. Önceliklerimizin kabulü, zaman içinde/yol boyunca değişikliklere uğraması hafıza kaybıyla alakalıdır. (Tabi burada genel geçer alışkanlıklarımızı kastetmiyoruz). Hafızamız, ait olduğumuz kültür/toplum tarafından inşa edilir. İnşa edilir ve bu bugünden bir anda olmaz. Tedricen ilerler. Düşe kalka, imtihanlardan geçerek, eksilerek ve çoğalarak, elenerek ve eklenerek. Bu süreçte bizim için yol gösteren, yol açan şehsüvar, örnek insanlar meydan yerine çıkarlar. İşaret taşları gibi. Tarihin işaret taşları peygamberlerdir ve sonrasında peygamberleri takip eden ulu büyüklerimizdir.

“Oturanlar yürüyenlere borçludurlar” diye bir söz var. Öncülük etmek, öne düşmek, zorlukları en önde göğüslemek herkesin harcı değil, er kişinin harcıdır. Bu insanlar azdır. Gariptirler. Toplumun cevelanı bu öncüleri anlamakla ve itibar etmekle at başı gider. Toplumla bu öncü kişilerin buluşmasına mani olmak gayretinde olan insanlar/ anlayışlar/ düzenler her zaman olmuştur. Kendi hedeflerine göre, çeşitli araçlarla bu buluşmayı engellemek için çalışmışlardır. Ebu Cehil bir figür değil, aynı zamanda bir tavrı, bir kavrayışı, bir dünya görüşünü temsil eder. Kullandığı yol kendincedir, inancının rengini taşır. Bu hep böyle olagelmiştir.

Sarahatten uzak bir çağda yaşadığımız inkâr edilemez. Zihnimiz ve hayatımız her türlü saldırıya açık hâlde. Evden çıkıp işe gidene kadar, gözlerimizden, kulaklarımızdan yol bularak zihnimize yerleşen binlerce görüntü ve ses. Birde sosyal medya denilen vakıa. Kendi ellerimizle kendimize ettiklerimiz. Bu hengameden yol bularak mutlak fikre ve bizi hakka davet eden büyüklerimize icabet etmek mümkün olamıyor. Mustafa Kutlu Bey bir yerde “Bize iktidar değil, fikir lazım” demişti. Güce ram olmak, köşe başlarını hedeflemek, amir olmayı öne almak ve bunun yanında fikri, ahlâkı geriye atmak bizi en hafifinden yoldan çıkarır. Yoldan çıkmak, yörüngemizi kaybetmek, merkezimizi kaybetmek, savrulmamız anlamına gelir. Savrulmak, nereye kadar efendim. Hesap gününde divana kadar.

Bu savrulmaları uzun zamandan beri yaşıyoruz. Pek çok defa yalancı baharlara aldanıp, meydan yerinde avazımız çıktığı kadar “işte şimdi oldu” demişliğimiz vardır. Lakin bir cemiyetin yörüngesini bulması pek kolay olan işlerden değildir. Üzerimize vazife olan bir işi mutlaka bizim hitama erdirmemiz gibi bir mecburiyetimiz yoktur. Vazifemizi yapmış olmak tek başına yeterlidir. Şimdi ve burada.

Evet şimdi ve burada vazifesini yapmış, milletimizin yörüngesini bulması için büyük gayret göstermiş büyüklerimizden birisi de rahmetli Erbakan Hocadır. Tarihin içinden akıp gelen hak yolun Türkiye’de meydan yerine çıkmasını temin etti. Ümmet ailesinin büyük vatanının yangınına söndürmek için su taşıdı. Yol gösterdi, yolda yürüdü. Ömür boyu mücadele diyerek geri adım atmadı. Biz yangından mal kaçırma sevdasına düştük. İşler sarpa sarınca, suçu O’nun üzerine attık. Kolaydı bu yol kendimizi temize çıkarmak için. “Önce Ahlâk ve Maneviyat” derken bunun ağza sakız olmadığını, dünyaya boğazımıza kadar saplandığımız bu günlerde anlıyoruz. Anlıyoruz amma ‘müdürüm efendim, memurum efendim, bu ikbali kaybedemem’ sesleri vicdanımızdaki sesi bastırıyor.

O Müslüman olarak kendi donanımın ve imkânının elverdiği ölçüde en iyisini yapmak için gayret gösterdi. Biz imkânlarımızı pastadan pay almaya teksif ettik. Çok bağıranlara, tiyatral edayla akılları ve vicdanları iğfal edenlere, vergi vermemek için gemisine yabancı ülke bayrağı çekmekten imtina etmeyen patronların gazetelerinin şahitliğine itibar ettik. Bizi çağırdığı meydana, er meydanına gelmemek için. Kaçmak için. Kaçmayı başardık. Ama nereye kadar. Vicdanımızdan, tarihten, hesaptan nasıl kaçacağız.

Her yıldönümünde, afili cümleler arz-ı endam edecektir her yerde. Sonra yine düzenimize döneceğiz. Düşmanlık edenlerin düşmanlıkları başlarına, takdir edenlerinin ise övmekten, körelten yüceltmelerden vs. uzak durup anlamaya, yorumlamaya ve iş yapmaya yönelmeleri gerekir. Aşkla, ümitle anlamak ve tatbik sahasına çıkarmak. Popüler dilin, sosyal medya kolaycılığının, kuralsızlığın çürütücü hamlelerinden kendimizi koruyarak, okumakla, araştırmakla, ahlâka, irfana rağbet ederek Hocamızın dediklerini anlamaya çalışmalıyız. Burada bırakmamalıyız işi, yeniden yorumlayarak bir adım ilerisine taşımalıyız.

“Yaklaşıyor, yaklaşmakta olan” diyor şairimiz. Yaklaşan bizim için yaklaşıyor. Saate bakmanıza gerek yok. Saatlerimiz sayılı.

Ne iş ettiğimize ve nasıl ettiğimize bakmalıyız. Zira “Allah nurunu tamamlayacaktır” demişti bir kongrede, bütün hücreleriyle.

Allah nurunu tamamlayacaktır, amenna.

Ama sen ben neredeyiz, hangi değirmene su taşıyoruz ona bakmalıyız. Bu kadar…

About Dogus