İSLAM’DA DÜĞÜN VE SERENCAMI

Ibrahim Turgut02

Düğün, sosyal hayatta yer alan etkinliklerden biridir. Bu etkinliğin şekli ve usulüyle ilgili, toplumların, inanç, örf, âdet ve kültürel farklılıklarına göre şekillenmiş, bazı toplumlar bu geleneklerini güncelleyerek âdet veya ibadet uygulamasıyla günümüze kadar getirmiştir.

 

Yani burada kastedilen, toplumlarda düğün etkinlikleri zamanın şartlarına ve imkânlarına göre sürekli değişime maruz kalmış olmasıdır. Bu arada düğün, aslını kaybetmiş veya bir kısmı muhafaza edilmiş ve günümüze kadar gelmiş, insanları mutlu ve neşeli kılan mahiyetiyle güncelliğini korumaya ve değerini taşımaya devam etmektedir.

 

Kadim geleneklerde merasimler ve eğlence türünden yapılmış olan düğünler, bu günlerle kıyaslanmayacak kadar ilkel kalmıştır.

  1. asırda sosyo-ekonomik şartlar ve imkânlar ölçüsünde gelişen hayat anlayışıyla, bir çok şeyin değiştiği bir vakıa olmakla beraber, pozitif ilimlerin ivme kazanması, yeni düşüncelerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

 

Tarih boyu toplumlarda, tüketim bağlamında ifrada varan ve ailede iktisadî problemlerin yaşanmasına yol açan düğünleri, ölçüsüz harcamayla taçlandırarak doyuma ulaşacağına inanmıştır. Hâlbuki düğünler, evliliğin hukuksal boyutunu duyurmaktır.

Her işte iki şey önemlidir: Muvazeneyi (ölçüyü) esas almak, istikamette orta yolu tutmak…

Haddi aşanların örneği şuna benzer: Aynı bulvarda yürümekten bıkan ve daha tali yolları tercih ederek varmak istediği yere, zamanlamayı yanlış yaparak geç kalması, elindeki fırsatı kaçırmış olan gibidir.

 

Tarihî tecrübeleri kıstas olarak almayan ferd ve toplumlar, sosyal hayatta gelişme kaydedemez ve başaklarına muhtaç olmaktan kurtulamazlar. Başka toplumların üretkenliğine boyun eğmek, bir milletin kendi tembelliklerinin tezahürüdür. Buna paralel olarak psikolojik ezikliğin ve algının hâkimiyet alanı bulması, başkalarının yaşam tarzlarını ve anlayışlarını kendi dünyalarına taşımayı mecbur saymalarına yol açmaktadır.

 

İçinde yaşadığımız asırda, evlenmek ve eğlenmek kavramlarının nasıl algılandığı ve içinin nasıl doldurulduğu, yaşanan içtimaî olaylar göstermektedir. Bu mevzuların günümüz insanı tarafından anlaşıldığını iddia etmek, ayrıca sosyolojik algının nasıl tahrip edildiğini anlamaya çalışmak, “felaket tellallığı” anlamına gelmemektedir. Bizatihi olayı tahlil masasına yatırmayı istemek, doğruya ulaşmaya yardımcı olmaktır.

 

Evlilik, karşılıklı rızaya dayalı iki ayrı cinsin hukukî istek ve ortak irade beyanıdır. Baskı ve şiddet kullanarak yapılacak evlilikte hayır aramak, bilincini yitirmekle eş değerdir. Günümüzde (bu tür olayların haddi hesabı yok) denecek kadar, bütün dünyada örnekleri çoktur. İslam dini, bu evlilikleri yasaklamış ve bir takım hukukî kurallara bağlamıştır. Bu kurallar, İslam fıkhında geniş yer tutmaktadır.

 

Kur’an-ı Kerim’de: “Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir. Açık bir hayâsızlık yapmış olmaları dışında, kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur” buyurulmaktadır. (Nisa:19)

 

Evlilikte zorlama olmaksızın, iki tarafın hür iradesi esastır. Evlilik, Allah’ın kitabında ve Resulüllah’ın (s.a) sünnetinde sınırlarının açıklanıp haber verildiği ölçülere dayanmalıdır. Bu iradeye ve kıstaslara uygun hareket etmek, her Müslümanın imanının gereğidir.

Evliliği ilan etmenin ve haber vermenin en önemli yollarından biri de, insanları davet ederek düğün yapmaktır. Davete icabet etmek son derece önemli ve sosyolojik hikmetlerle dolu anlamaları vardır. Bu davete bulunanın kişinin (inancına, hayat anlayışına, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın akrabaya ve uzak akrabaya) göre, farklılık arz ettiğini söylemeden geçmek olmaz. Hediyelerde buna göre yapılmaktadır.

Ebû Musa’dan nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Esiri özgürlüğüne kavuşturun, davet edene icabet edin, hastayı ziyaret edin.’ (Buhârî, Nikâh, 7)

Bu düğünün nasıl yapılacağını, Allah Resulü (s.a) in hadislerinde haber vermiştir. Mevzuyla bağlantılı malzeme yeterlidir. Bu tür merasimleri, tek bir kalıba sokmakta doğru değildir. Burada önemli olan uygunluk meselesidir.

Birileri çözümü başka yerlerde aradıkları için bir türlü, düğünün keyfiyetini tespit edememiş ve kendi fetvalarını vermeyi yeğlemişlerdir. İşte bundan sonra sorunlar başlamıştır.

 

Zamanın şartlarını göz önünde bulundurularak, İslami düğün yapmak mümkündür. Bazı yeniliklerin kullanılması, İslami ölçülere aykırı olmadığı takdirde, düğünün daha neşeli geçmesine sebep olmaktadır. Bu ise, aleni ve meşru bir düğün yapıldığını göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Zira, gizli yapılan evliliklerin caiz olmadığını hem hadislerde ve hem de fıkıh kaynaklarında geçmektedir.

Muhammed b. Hâtıb el-Cumahî’nin naklettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Haram olan (ilişki) ile helâl olan (nikâh) arasındaki ayırıcı özellik, def çalmak ve şarkı söylemek suretiyle duyurmaktır.” (Tirmizî, Nikâh, 6)

Dikkat edilirse, yukarda da geçtiği üzere evliliğin ilan edilmesi, iki ayrı araca bağlanmıştır. Bunlardan biri çalgı aleti olan def ve bir diğeri İslam’a uygun şarkı (şiir, mersiye ve kahramanlık) sözleridir. Dolayısıyla gizliliği (haramı) red, (helal) uygulamayı ilan etmek, toplumdan şüpheyi böylelikle kaldırmak emredilmiştir.

Diğer müzik enstrümanlarını def aletine kıyas ederek düğünde kullanmanın caizliği mevzuunda, farklı görüşlerin bulunduğu unutulmamalıdır. Yaşadıkları asrın şartlarına ve insanların ifrata varan çılgınlıklarına ve israflarına bakarak, âlimler farklı yorumlar ortaya koymaları garipsenecek bir tarafı yoktur. Genel kaide: İşlenen fiilin İslam’a ters düşmemesidir.

Evliliğin ve ilanı olan düğüne mani hallerin bulunmaması için, bütün şartların önceden yerine getirilmesi gerekmektedir. Bu şartlardan birisi, erkeğin verdiği mihirdir. Mihir kadının hakkıdır. Kadın, va’dedilen mihir verilmediği takdirde, evliliği ve dolayısıyla düğünü iptal edebilir.

Ukbe b. Âmir’in naklettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz, şartların yerine getirilmeye en lâyık olanı, kadınları kendinize helâl kıldığınız (mehir) şartıdır.” (Müslim, Nikâh, 63)

 

Düğünlerde yapılan takı merasimleri, dinimize ne kadar uymaktadır?

‘İslam’a uyan tarafı yoktur’ denilse, doğru cevap verilmiş olur. Takı merasiminde gelin adayına takılan takılar, erkek ve kız tarafının kararlaştırdığı mihri müecceldir. Bunun insanlara teşiri, caiz değildir. Bunların dışında herkes hediyesini alenen olmasa bile taraflara verebilir. Gösteriye dönüştürülmesi caiz değildir. Çünkü burada yapılan bu takı merasiminde, kadın erkek ilişkilerinde uyulması gereken İslami prensipler göz ardı edilmektedir. Zaten düğün salonu İslam’ın hassasiyetlerine göre dizayn edilmemiş, insanların çokluğu paranın bolluğuna göre düğün organizasyonu yapılmaktadır.

 

Kadın erkek ilişkilerinde evlilik dışı ilişkiler, İslam dininde caiz değildir. Fıtraten birbirine meyilli olan bu iki ayrı cins varlık, bir araya gelmeleri ve birleşmeleri evlilik (nikâh) yoluyla olması, varlığın hikmetine en uygun çözümdür.

İbn Abbâs’ın naklettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Birbirini seven (çiftlerin birleşmesi) için nikâhtan daha iyi bir çözüm yoktur.” (İbn Mâce, Nikâh, 1)

 

Düğün nerde yapılmalıdır?

Bugün özel salonlarda düğünler ve eğlenceler yapılmaktadır. Büyük meblağlar ödenerek ve evlenen çiftlerin daha sonra ayrılmalarına sebep olacak israflar, harama kadar gitmektedir. Zira İslam, israfı haram kılmıştır!

 

Bu israfların önüne geçmek için, şehevi isteklerden uzak Camilerde de düğünün yapılması, insanların toplandığı mekanlar olması bakımından son derece önemlidir. Buna göre düğün organizasyonu yapmak ve içeriğini buna gören doldurmak mümkündür.

Hz. Âişe’nin naklettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Bu nikâhı ilân edin, onu (topluma açık olan) mescitlerde yapın ve onda def çalın.” (Tirmizî, Nikâh, 6)

 

Düğünlerde yemek vermek ve davetlileri doyurmak, düğünün içeriği bakımından eğlenceden önce gelmektedir.

Abdurrahman b. Avf’tan (ra) nakledildiğine göre, (evlendiğini öğrendiği zaman) Hz. Peygamber (sav) kendisine şöyle buyurmuştur: “Bir koyun keserek de olsa düğün yemeği ver!” (Buhârî, Büyû, 1)

 

Bu yemeğe “velime” denilmektedir. Velime yemeği, sadece düğünlerde verilen yemek değil, diğer merasimlerde verilen yemekleri de kapsamaktadır.

Düğünün kaç gün olacağı mevzuunda farklı rivayetler vardır. Bir gün ile bir hafta arasında yapılageldiği kaynaklarda geçmektedir. İslam’a ve orta yol olan sünnete gösterişten uzak en uygun olanı, şu hadiste açıklamaktadır: Ebû Hüreyre’nin naklettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “İlk gün velîme (düğün yemeği) vermek yerinde ve olması gereken bir iştir. İkinci gün (vermek) âdettendir. Üçüncü gün (vermek ise) riya ve gösteriştir.” (İbn Mâce, Nikâh, 25)

 

Nihayet olarak söylenecek söz şudur: Düğüne davet edilen kişinin önemli mazereti yoksa iştirak etmesi, farz, vacib ve sünnet olduğu fıkıh kaynaklarında yazılıdır. Fakat davet edinilen düğünün veya merasimin İslam’a uygunluğu araştırılmalıdır. Buna göre pozisyon almak, Müslüman kişinin mü’mince duruşunu gösterir… Vesselam…

 

 

◄◄

About Dogus