Cinsiyet Eşitliğinde Geldiğimiz Son Nokta

elif-bayraktar-02-300x75

 

Kadınların kadın gibi, erkeklerin erkek gibi yaşadığı yerde cinsiyet eşitliğinden söz edebilir miyiz? Yoksa cinsiyet eşitliğinden anladığımız, erkeklerin “kadın” gibi, kadınların da “erkek” gibi olmaları mıdır?

Konuyla ilgili biraz araştırma yaptım ve şunu gördüm: Cinsiyet eşitliğini savunanların çoğu, kadınlar. Toplum içinde kadına yapılan ayrıcalıklardan rahatsız olan ve feminizim etkisinde olan kişiler.

Aile içinde cinsiyet eşitliğinin sağlanması için, çocuklara renk ayrımı yapılmaması gerektiğini, kızların mavi, erkeklerin pembe renkleriyle imgelenmeleri yerine iki cinse de uygun yeşil, gri gibi tek renk tercih edilmesinin uygun olacağını savunuyorlar.

‘Ev içinde yemek yapmak, bulaşık-çamaşır  yıkamak görevlerini erkekler de üzerine almalı. Dışarda çalışıp eve para getirme işini kadınların yaptığı gibi, kadınlar da tamir işlerinde eşlerine yardımcı olabilirler. Küçük yaşta bunların öğretilmesi adına çocuklara cinsiyet ayrımı yapan oyuncaklar alınmamalı. Erkek çocukları da kızlar gibi bebeklerle oynayabilir ve kızlar da arabalarla oynayabilir’ diyorlar.

Bana göre cinsiyet eşitliği insanlara yapılacak en büyük kötülüklerden biridir. Bir erkeğin kadın gibi davranmasını beklemek onun fıtratına aykırıdır ve zulümdür. Aynı şekilde kadının erkek gibi davranmasını beklemek de kadın fıtratını zorlayan bir şeydir. Hem cinsiyet eşitliğini savunup hem otobüste bir erkeğin bir kadına yer vermesini beklemek çok anlamsız değil mi!

İki farklı cinsten evlat sahibi olanlar iki fıtrat arasındaki farkı çocuklarında çok güzel gözlemleyebilirler. Kız çocuklarının duygusal, sevecen ve narin yapıları doğdukları andan itibaren Rabbimiz tarafından bilgisayara yüklenen kodlar gibi yüklenmiştir. Erkek çocuklarının fıtratları da koşmaya, boğuşmaya ve güçlü olmaya meyillidir.

Doğuştan fıtratlarımıza yerleştirilen erkek-kadın vasıflarını inkâr edip tek bir cinsiyet türünde insan tipi oluşturma niyetindeler.

Günümüzde kadınlar erkek gibi, erkekler de kadın gibi yaşamaya başladı. Kaş aldırıp, manikür yaptırıp, fit görünmek için diyete giren erkekler türedi. En son Türkiye’ye gittiğimde dikkatimi çeken şeylerden biriydi bu. Özellikle bayan kuaförlerinde ve bayan giyim mağazalarında çalışan bu tipten erkekler (?) o kadar çoğalmış ki, şaşırmamak mümkün değil.

Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v) ‘Erkeklere benzeyen kadınlara ve kadınlara benzeyen erkeklere Allah lanet etsin.’ diye buyuruyor. Bu sözün üstüne düşünüp kendimize çeki düzen vermemiz gerekir.

Hatırlıyorum ben küçükken kadınların pantolon giyme modası! yeni yeni çıkmıştı. Çoğu dindar kadınlar tepki gösteriyordu çevremde. Erkeğe benzememek için pantolon giymek istemiyorlardı. Sonra sıradanlaştı ve şuan pantolondan ziyade ortalıkta giyinik çıplaklar türünden kadınlar ve erkekler geziniyorlar. Tehlike günden güne büyüyor. Ve uyanık olmazsak eğer hepimizi, ailelerimizi, çocuklarımızı kuşatıyor.

Elbette önce kadınların fıtratları bozuldu. Kıyafetlerle başlayıp, kadınların kapitalizm kurbanı olarak çalışma zorunluluğunun ardından dişiliği bırakıp, diş göstermesi istendi. “Ben kendi ayaklarım üzerinde dururum” deyip erkeklerden beklentileri farklılaştı.

Normal bir aile düzeninde kadın evde çocuklarına ve eşine hizmet etmesi gerektiği bilinciyle yaşardı. Eşinden beklentisi eve hayırlı, helal kazanç getirmesi, koruyup, sahip çıkması ve haklarını gözetmesiydi. Son sözü erkek söyler ve evden asıl sorumlu kişi erkektir, bu böyle bilinirdi.

Değişen düzenle birlikte şimdi, çoğu kadınlar kendilerini çalışmak zorunda hissediyor ve eğer çalışmıyorsa bunu eksiklik olarak görüyor. Fakat hem iş hem ev olunca fıtratına ters gelen iş yükünden dolayı, eşinden de aynı şekilde ev işlerinde yardımcı olmasını bekliyor. Böylece evde iş yapan erkeklerin sayısı arttı ve bir şekilde eşitlik sağlanması gerektiği fikri insanlara empoze edildi. Ve maalesef günümüz insanı için bu durum artık tamamen benimsendi.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi belli ki bizler için düzenlenen büyük bir oyun.  Cinsiyetler benzerleştikçe kadın erkek arasındaki çekicilik azalıyor dolayısıyla evliliklerin sayısı düşüyor. Ayrıca eşcinselliği özendirip “sapkın” bir topluluk ortaya çıkıyor. Bir çok ülkede kabul edilen bu proje Türkiye’de de uygulamaya konuldu.  Bunu savunanlar daha çok ‘şiddet’ gören kadınların haklarından yola çıksalar da projenin niyetinin sanılandan daha kötü olduğunu düşünüyorum.

Kendimizi ve ailemizi bu tür sinsi oyunlardan koruyup, Yaratıcımızın fıtratımıza koyduğu özelliklerle yaşamaya niyet edelim. Lanetlenen topluluktan olmamak için ide dua edelim.

 

 

Elif BAYRAKTAR

 

 

 

 

 

 

 

 

About Dogus