Atı Alan Üsküdar’ı Geçmeden

Mehmet-sukru-Oflaz-02-300x75

Galiba sıkıntımız, her defasında hatırlattığımız ilkelerin hayata tatbikinin nasıl olacağıdır. “Arkadaşlar, bu iş böyle olmalı” dediğimizde, bunu hayata nasıl aktaracağımızı bilmemiz gerekiyor. Olması gerekeni bilmek yetmiyor, nasıl sorusuna da cevabımız olmalıdır. “Nasıl”a dair bir cevabımız yoksa bu, inancımızla aramızda bir irtibatı kuramadığımıza hamledilebilir. İrtibatı kurabilmek beraberinde tefrik edebilmeyi, tefrik edebilmek hayatı yaşanılır kılabilmeyi bize verecektir. Rabıtasını dikey olarak kurabilmek bir cehdi gerektireceği inkâr olunamaz. Cehd insanın derunundan başlayarak dışa doğru akar. İçimizle dışımız arasında ki çizgiyi muhkem kılmaya “takva” diyebiliriz. Bir bütünlük elzem. Parçaladıkça, parçalandıkça bütüne dair, yola dair, ufka dair, hayata dair kabullerimiz hep eksik kalabilir.

 

Elimizden çıkan her işin bir zihniyete, her zihniyetin bir zihne dayandığı bilinen bir gerçek. Mesela evimizi inşa ederken kendimizi uymaya mecbur hissettiğimiz ilkeler, ne olduğumuzu ele verir. “Ev” derken bunun bizde ki karşılığı nerede durduğumuza işarettir. Çoğaltabiliriz. Evet bunlar birer tespit. İnancımızda ve onun şekillendirdiği hayatımızda falan zamanlarda işler şöyle oluyordu dediğimizde, bunun bize burada ve şimdi bize ne gibi faydası olabilir. Bu ülkede yaşıyoruz. Bu ülkede bir işleyiş var. Bu işleyişin içinde, inancımızı hayatımızda görünür hâle nasıl getireceğiz?

 

Burada Murat Altun Bey’in bir paylaşımını almalıyım, zira ufuk açıcı; “Aliya İzzet Begoviç; “Bu kitaba olan teslimiyet bitmiyordu ancak, aktif karakterini kaybetmiş (Kur’an), kanun otoritesini kaybedip, buna karşın eşyaların kutsandığı (tılsımlı mistik) bir kitap hâlini aldı.”

 

Bilge kralın dediği gibi, “bu din maalesef, (kutsanarak) ayakları yerden kesilip, yüceltilerek(!) hayattan kovuldu. Kur’an, zaten ‘yaşansın’ diye göklerden aşağı tenzil eyledi. Biz ise tekrar onu kutsayarak -yaşamamak için- duvarlara asıyor, yukarı doğru kaldıra kaldıra bulutların üzerine çıkarıp, erişilmez tılsımlı bir mucize olmasını istiyoruz.

Mekke müşrikleri ve helak olan topluluklar da aynı böyle kutsadıklarından dolayı, kimisi yemeyen-içmeyen melek bir peygamber istedi, kimisi de Allah’ı çok yücelerde (uzaklarda) bildiğinden dolayı, yeryüzüne müdahil olmasını istemediler. O yüzden Kur’an’da ayetlerin çoğu bu algıyı düzeltmek için; “Allah, göklerin (ilâhı), Rab’bi olduğu gibi, yeryüzünün de ilâhı (Aşk ile sevilen, korku ve (haşyetle) saygı duyulan, hükûmlerine gönülden boyun eğilen) Rab’bidir (terbiye edici, rızık verici, yaratan ve yasa koyanıdır.)” buyurmuş”

 

Kızılderili kendisini sürüklercesine götüren bir medeniyet! “Yavaş yürü, ruhum arkada kaldı” diyerek tepki göstermiş bir yerlerde. Ruhum arkada kaldı. Bu cümlenin bizde karşılığı “sekinet”. Sekinet; insanın kendisinin, çevresinin her yönüyle farkına varmasıdır. Sekinet olmadığında, aralardan batıl adına ne varsa sızabilmektedir. Hatta bu çoğu defa yeşil boyaya boyanarak hayatımızda arz-ı endam etmektedir. Bizim bu ülkede Müslümanca yaşama iddiamızın önündeki en büyük engellerden biri bu. Zihin olarak, gönül olarak sakin olmadığımız için Rab’bimizle, Kur’an ile ve örneğimiz Efendimiz (AS) ile irtibat kuramıyoruz. Bu irtibatsızlık zamanla boşluğa, savrulmaya sebep oluyor.

 

Özellikle burada “sekinet” kavramını vurgulamama sebep ise, bu kavramın aynı zamanda Efendimizin (AS) hayatını işaret ediyor olmasıdır. Yukarıda sorduğum soru, bu ülkede söylediklerimizi nasıl yaşayacağımızın cevabını burada aramalıyız diye düşünüyorum. Efendimizin (AS) örnek hayatını hayatımıza aktarabilmek. Fakat bu öz/ü ıskalayarak olmamalıdır. Yani kutsayarak önem atfetmek değil, yaşayarak önem atfetmek. “Yaşayan Kur’an” terkibi çok önemli kanaatimce. Bu konuda halisane bir niyet, doğru bilgi ve devamlılık arz eden bir mücadele ile bunun başarılabileceğini düşünüyorum.

 

11 Ocak günü Doğuş gazetemizin tertip ettiği panelin konusu mesela bir örnek. “Düğünlerimiz” konusu işlendi. (Emeği geçenleri içten tebrik ederim). Düğünlerimiz mesela en güncel örnek olabilir hâlimizi görmek için. Düğünlerimizin hâli bizi ele veriyor zira. Yukarıda ifade etmeye çalıştığım düşüncelerimle bir kez daha nazar ettiğimde düğünlerimize, (ve diğer hususlara) elimizi çabuk tutmanın elzem olduğunu görüyorum.

 

Atı alan Üsküdar’ı geçmeden.

Üsküdar İstanbul’a çok mu uzaktı

About Dogus