Taş Medrese ve Yûsufîler…

Murat-Altun-02

Dünyada haksız yere hapsedilmiş ne kadar masum insan varsa, Allah’dan (c.c) sabır ve kurtuluş dileyerek sözlerime başlamak isterim.

Değerli okuyucu, “hapis, zindan” kelimeleri bize mahrumiyeti hatırlatır elbette. Aile, dost, vs… özgürlük ve rahatlığın bittiği yerdir değil mi?..

Yusuf’un (as) tanımına göre zindan, “diri diri kabre girmekmiş” meğer…

“Burası zindan, diriler kabri,

düşmanları sevindiren, dostlar imtihânı.”

 

Hiç hapse girmemiş biri olarak ne kadar hemhâl olur (anlayabiliriz) bilmiyorum ama, bırakın çeşitli fizikî ve psikolojik sıkıntıları, sadece ‘yalnızlık’ duygusu ve saatin akrebinin ısırması yelkovanın kırılması, (zamanın geçmemesi) bile düşününce içimize ürperti veriyor.

 

“Burada çiçekler açmıyor

Kuşlar süzülüp uçmuyor

Yıldızlar ışık saçmıyor

Geçmiyor günler geçmiyor

 

Dışarıda mevsim baharmış

Gezip dolaşanlar varmış

Günler su gibi akarmış

Geçmiyor günler geçmiyor.”

(Sabahattin Ali)

 

Tabii bu mahrumiyetlerin getirdiği yüce değerler de var mapus damında. “Yalnızlık” dedik ya, insanın dış hayattan mahrum kalması, iç âlemde derinleşmesine, ışıktan mahrum kalan kafa gözüne mukabil kalp gözünün aydınlanıp açılmasına ve tabiatta, sokakta, lükste bulamadığı hakikati zindanda bulabilmesine vesile olmuştur.

Bu karanlık zindandan aydınlanmış, nefsi terbiye edilmiş, binlerce kitaba denk bir ilim ve tecrübeyle dışarı çıkan nice kâmil insanları da görmüş olduk.

 

Gerek şarkı/türkü ve şiir türünden olsun: “Aldırma Gönül, Şafak Türküsü, Zindandan Mehmed’e Mektup…” gibi.

Gerek ilim ve fikir kitapları olsun, bir çok kıymetli eserler de hapiste yazılmıştır.

İşte bunun için cezaevine ‘taş medrese’ denilmiş Hz. Yusuf’tan bu yana.

 

Tarih boyunca âdi suçlardan yargılanıp hapsi boylayanlar olduğu gibi, haksızlık, zulüm ve günaha razı olmadığı için “Zindan bana onların istediği şeyden daha hayırlıdır.”(Yusuf 33) diyerek zillete boyun eğmeyen Yûsufîler; İmamı Âzam, Seyyid Kutup, Aliye İzzet ve yakın tarihin mütefekkir, siyasi ve dîni mensupları da olagelmiş bu taş medresede.

 

Bu manada, dikta rejimlerle barışık geçinen, hiç tenkit etmediği için, tenkit ve hapis de görmemiş ruhunu/ şahsiyetini zillet mahzenine hapsetmiş saray âlimleri/adamları da, böylece kısa hayatlarında(!) rahat etmişlerdir. Etmişlerde nolmuş peki?… Nasıl şahsiyetleri silik ise, isimleri de tarihten silinip gitmiş. “Herkes ölür fakat, herkes yaşamaz.”

 

İnsanı hayvandan ayıran özelliklerden biri de, itiraz edebilmesidir. “Ancak rûhu olan varlık isyan eder.”

Durum böyle olunca hapis ve tutsaklık, biraz görecelik arz ediyor.

Yâni kiminin bedeni tutsak (içeride) ama rûhu – düşünceleri ve inancı- özgür. “Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla!..” deyiminde olduğu gibi. Kimi de dışarıda, bedeni özgür(?) ama rûhu -inancı, aklı- tutsak, farkında olmasa da.

 

Bugün İsrail’in Filistinli gençleri, Sisi yönetiminin İhvân-ı Müslimin’i, Çinlilerin Türkleri ve dünyada muhalefet ve “tehdit” oluşturan birçok kişi, isyanlarının, imanlarının bedelini işkencelerle ödemektedirler.

Türkiye’de ise bugün FETÖ davasında, siyasi ayağına hâlâ hiç dokunmadan kuruyla-yaşın karıştırılıp yakıldığı şu zamanı da müşahede etmekteyiz.

 

Hollanda’ya gelecek olursak, burada da birçok suçtan içeri düşen kardeşlerimiz var. Ancak ciddiyetle bunları ahlâkî ve îmânî konuda irşad eden hocalarımızda var. Nasıl ki zindan arkadaşları Yusuf’a (as), rüya tabirini sorduklarında O, onlara tevhid inancını anlattıktan sonra rüyalarını tabir etmişse; bizde içerde-dışarda itikat sorunu olan herkese tevhid inancını birinci sıraya koyup anlattıktan sonra diğer soru(n)larını çözelim inşallah.

 

About Dogus