Gençlerle iletişim ve usulüne göre davranmak…

Deniz Catikkas02

 

Geçenlerde yaşamış olduğum bir hadiseyi sizlerle paylaşmak istiyorum…

7 çocuklu bir ailenin kızı olan M’nin anne ve babası, henüz M. 4 yaşındayken ayrılmışlar. Diğer 6 kardeşiyle birlikte annesinin yanında kalan M. 16 yaşından itibaren okula gitmemeye başlamış. M’nin arkadaş çevresini tanımayan anne ve babanın, dışarıda yapılan aktivelerden de haberleri yoktur. Anne 7 çocuğa bakmakla sorumlu olduğundan dolayı, bu çocuğu

ile yeteri kadar ilgilenememiş ve çocuğu kendi hâline bırakmıştır. Okulunu bırakan M. bununla da yetinmeyip, geceleri eve geç saatlerde gelmeye başlamış, hatta bazen hiç gelmediği zamanlar olmuş. Eve, annenin tanımadığı kişiler tarafından hediyeler gelmeye başlamıştır. Durumdan şüphelenip endişe duyan, çocuğunun can güvenliğinden korkan anne, Gençlik Dairesi’ne başvurarak yardım talebinde bulunmuştur.

Annenin isteği doğrultusunda çocuk gözetim altına alınmıştır.

 

Birkaç ay yardım ve destek sonrası ortaya çıkan tablo şudur:

Ailede gerekli, ilgi, alaka, sıcak ortam ve düzeni bulamayan çocuk kendini riziko dolu olan bir arkadaş çevresinin yanında bulmuştur.

 

Arkadaş çevresinden bahsederken geçenlerde, arkadaşına (bir dedikodu yüzünden Whatsapp da) “sen yakında kurşunun tadını alırsın” diyen kızın, hâkim karşında duruşu, inanın gözümün önüne geliyor.

 

“Arkadaş” deyince değinmeden geçemeyeceğim: Acaba size sorsalar “sizin için arkadaş ne demektir?” diye.

Eminim herkesin vereceği cevap çok farklı olurdu. Benim cevabım şöyle olurdu: Bence en iyi arkadaş, sizinle gülen, sizinle ağlayandır; daha doğrusu, derdinizle dertlenen, sevincinizi paylaşandır. Ne demişler, “üzüntüler paylaştıkça azalır, sevinçler paylaştıkça çoğalır…”

 

Anne zamanında yardım talep etmemiş olsaydı, tecrübelerime dayanarak söylüyorum, büyük bir olasılıkla yukarıdaki bahsettiğim olaydaki kız çocuğu, şimdi nerde ve kimlerle olurdu. Ailesinin yanında olmayacağını garanti edebilirim.

 

Çocuklarla, hele hele gençlerle iletişimin önemine vurgu yapmak isterim.

Keşke bizler, ebeveynler olarak çocuklarımızla her hâlükârda, ne olursa olsun, iletişimi kesmesek ve devamlı onlarla komünikasyon içerisinde olabilsek. Nefsimize, duygularımıza hâkim olarak, aklıselim davranabilsek.

 

Çocuklarımıza “evladım sen büyüdüğün zaman, nasıl bir anne, nasıl bir baba olmak istiyorsun?” diye sorulduğunda. Onlar da ilk olarak, annesinin sevgisinden, babasının şefkatinden ve merhametinden bahsetse, evde olan huzur dolu ortamdan bahsetse.

 

Bu bağlamda Mevlânâ’nın şu manidar sözleriyle sizlere hoşça kalın demek isterim…

“Kiminin vicdanına atılan bir taş, kiminin fakir gönlüne katılan bir aş…

Kiminin de gözünden çıkan bir yaş…”

Gözlerinizden acı yaşın çıkmaması temennisiyle…

About Dogus