Geleceğe Odaklanmak: Ahmet Hamdi Akseki

Talha-Yildiz-01 yeni

Cumhuriyetin kuruluşundan sonra gerçekleşen köklü değişimler karşısında, İslam âlimlerinin farklı tavırlar takındığı bilinmektedir. Örneğin Mehmet Akif, gönüllü olarak Mısır’da bir nevi sürgün hayatı yaşamayı tercih ederken, Mustafa Sabri Efendi gurbetten yeni kurulan Cumhuriyete ağır tenkitlerde bulunmaktaydı.

Öte yandan Elmalılı Hamdi Efendi (Yazır) münzevi bir hayat yaşamayı tercih etmiş ve Bediüzzaman Said Nursi, faaliyetlerinden dolayı farklı yerlere sürülmüş ve göz hapsinde tutulmuştur. İsimlerini zikrettiğim zevattan farklı olarak, Ahmet Hamdi Akseki, İsmail Kara’nın ifadesiyle “bir şekilde uzlaşarak mücadeleye devam” fikrini benimsemiştir.

Peki Ahmet Hamdi Akseki kimdir?

Bundan 68 yıl önce, 9 Ocak 1951 tarihinde vefat eden Ahmet Hamdi Akseki, 1887 yılında Akseki’nin Sülles (Güzelsu) nahiyesinde doğmuştur. Beş altı yaşlarında iken Kur’an okumaya başlayan Akseki, genç yaşta Arapça dersi alır, akabinde on dört yaşında medrese eğitimine başlar.

1905 yılında İstanbul’a giden Ahmet Hamdi Akseki, eğitimine dönemin meşhur âlimlerinin yanında devam eder. Mehmet Akif’ten aldığı Arap edebiyatı alanındaki derslerinin yanında, Darülfünun’da felsefe, psikoloji ve İngilizce eğitimi alır. 1908 yılından sonra yazı hayatına başlayan Akseki, Sebilürreşad dergisinin Bulgaristan ve Romanya muhabirliği görevinde bulunur. Dergide yayınlandığı yazılar Beyrut ve Kahire’deki bazı dergilerde yayınlanır. Daha sonraki yıllarda çeşitli camilerde vaizlik ve eğitim kurumlarında görev yapan Akseki, Millî Mücadele yıllarında Ankara hükûmetinin yanında yer alır.

Her ne kadar Ahmet Hamdi Akseki 1925 yılında Ankara İstiklal Mahkemesi’nde idamla yargılanmış olsa da, mahkeme Akseki’nin beraatına karar verir. Ahmet Hamdi Akseki, Cumhuriyet yıllarında (1924-1951) Diyanet teşkilatı bünyesinde önce Müşavere Heyeti azası, daha sonra 1939 yılında başkan yardımcısı ve nihayet 1947-1951 yılları arasında başkanlık görevini ifa etmiştir.

 

Akseki’nin çetrefilli bir dönemdeki tavrıyla ilgili iki farklı değerlendirmeden bahsedilebilir. Bunlardan birincisi Necip Fazıl Kısakürek’e aittir. Necip Fazıl’a göre Ahmet Hamdi Akseki, her ne kadar iyi niyetli bir mümin olsa da, görev yaptığı yıllarda pasif kalmaktan öteye gidememiştir. Necip Fazıl ile Akseki arasında geçen bir konuşma, Necip Fazıl’ın Akseki’ye bakışını ortaya koymaktadır. Kendisinin Bahriye Mektebi’nde din dersi hocası olan Akseki’ye “hocam, dedim ona; günün şartlarına göre siz bu makamda oturacağınıza sırtınızda bir küfe, kanalizasyon temizleyiciliği yapsanız ve necaset taşısanız daha hafif olmaz mı?” sorusunu yöneltmiş, Akseki de “Hakkın var Necip Fazıl dedi; fakat ben bu makama, daha fazla kötülüğe mani olmak için katlanıyorum” cevabını vermiştir.

 

Necip Fazıl’dan farklı olarak, İsmail Kara, Akseki’nin Diyanet’teki görevi sürecince oldukça aktif ve geleceğe yönelik çalışmalarının olduğunu belirtir. Bu çerçevede Akseki’nin iki önemli icraatından bahsedilebilir. Birinci olarak Akseki, hiçbir dinî yayının olmadığı dönemde birçok kitap kaleme almış ve 1924-1945 yılları arasında 15 kitabın devlet bütçesiyle yayınlanmasına muvafık olmuştur.

Bu yayınlarıyla Ahmet Hamdi Akseki, gerek kendi dönemi gerekse vefatından sonraki yıllar için dinî neşriyat boşluğunu doldurmuştur.

İkinci olarak, meclisin Kur’an Meali ve Tefsiri ile Hadis külliyatının tercüme edilmesiyle ilgili kararın uygulanma sürecinde, Akseki, Kur’an mealinin Mehmet Akif, tefsirin Elmalılı Hamdi Yazır ve hadis tercümesinin Babanzade Ahmed Naim gibi hem ehil hem de rejimle problem yaşayan kişiler tarafından hazırlanmasına gayret etmiştir. Bu çerçevede Akseki, her iki tarafı idare ve ikna eden kişi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ahmet Hamdi Akseki’nin gerek kendi yazmış olduğu kitaplar gerekse Kur’an tefsiri ile Hadis tercümesinin hazırlanmasındaki çabaları, Akseki’nin geleceğe yönelik hareket ettiğini göstermektedir.

Nitekim Elmalılı Hamdi Yazır tarafından hazırlanan ‘Hak Dini Kur’an Dili’ adlı tefsir ve vefatına kadar Babanzade Ahmed Naim ve vefatından sonra Kamil Miras tarafından hazırlanan ‘Sahih-i Buhari Muhtasarı ve Tecrid-i Sarih Terceme ve Şerhi’, bugün bile aşılamamış nitelikte külliyatlar olması, Akseki’nin mühim çalışmalara vesile olduğunu ortaya koymaktadır.

Akseki’nin hayat ve mücadelesinden, geleceğe yönelik hareket etmenin önemini görmekteyiz. Kimi zaman içinde bulunduğumuz şartlar gereği kısa vadede sonuçlara ulaşmamız mümkün olmayabilir. Ne var ki bu durum bizi hayal kırıklığına uğratmamalı ve bizler, uzun vadede elde edilen sonuçlara odaklanmalıyız. Zira asıl başarı, yarın yeşerecek tohumları bugün ekebilmek ve tohumun toprağa güçlü bir şekilde kök sağlamasını sağlamaktır.

 

Yazımı, Bekir Sıtkı Sencer’in, Ahmet Hamdi Akseki’nin vefatının ardından yazdığı mısra ile tamamlamak istiyorum:

“İrciî” fermânı geldikte Diyânet Başkanı; Azm-i Ukbâ eyledi mağfûr ola mesrûr ola, Kudsiyan “cevher”le tanzîm ettiler târîhini; Aksekili Hamdi Efendi’nin durağı nûr ola.

 

◄◄

About Dogus