Zaman…

elif bayraktar 02

Sakin, huzurlu bir yer düşünün; bu yerde insanlar uzun uzun sohbetler ediyorlar, yemeklerini yavaş yavaş şükür ve minnet içinde aileleriyle birlikte aynı sofrada yiyorlar. Sabahları ezanla birlikte herkes gözlerini açıyor ve işlerinin yolunu tutuyorlar. Çocuklar anneleriyle bolca vakit geçiriyor, kızlar anneleriyle birlikte hamur yoğurup ekmek pişiriyor, bazen çamaşır yıkamaya dere kenarına gidiyorlar, bazen de bahçede kazanlarla kışlık için salça hazırlıyorlar. Erkek çocukları ise babalarının peşinde tarlaya gidiyor, ekiyorlar, ekinleri topluyorlar, satıyorlar. Para kazanıyorlar. Kimse zamansızlıktan şikâyet etmiyor bu yerde.

 

Sonra birileri geliyor ve onların zamanlarını kendilerine satmalarını istiyor. Zaman hırsızları çetesinden bu kişiler. İnsanların zamanlarını toplayarak kendileri için biriktiriyorlar. Çünkü zamanın ne kadar değerli olduğunu biliyorlar.

Zaman hırsızları bu yere geldiğinde insanları kandırmaları çok da zor olmuyor. Kadınlara çamaşır makineleri getiriyorlar ki, zamanları boş yere uzun uzun çamaşır yıkama ile geçmesin. Bulaşık makineleri geliyor sonra. Hepsi zaman kazandırmak için, hayatı kolaylaştırmak için sözde. Tabi hâl böyle olunca tüketmek zorunda kalıyor kadın.

Daha çok çamaşır, daha çok bulaşık. Kıyafetlerin sayısı da tabakların sayısı da artıyor. Bir yandan zamandan tasarruf ettiğini düşünürken kendini AVM’lerde veya marketlerde buluyor.

Zamanı buralarda geçiyor böylece. Tüketmek için paraya ihtiyacı olduğundan bir yerde çalışmak zorunda kalıyor. Daha çok şeye sahip olup daha fazla alışveriş yapmak için. Ve zamansızlıktan şikâyet etmeye başlıyor sonra. Ailemle zaman geçiremiyorum, çocuklarıma vakit ayıramıyorum, ibadet etmeye bile zamanım yok diye yakınıyor.

 

“Telefon, bilgisayar, internet hepsi iş yükümüzü azaltmak için” diye seviniyor adamlar. Makineler ve sanayi geldiğinden beri iş yükü hafifleyen insanların çoğu kendini işsiz bir vaziyette buluyor sonra. İnsanlar çok, fakat insanların yapabileceği çoğu işi de makineler yapıyor.

Bilgisayar ise hayatının her yerinde. Zaman tasarrufu yapacağını düşünen insan sonra kendini bilgisayar başında veya TV karşısında boş boş zaman tüketirken buluyor. Ve kimileri daha iyi bilgisayar, TV, Telefon alabilmek için durmadan çalışıyor. Daha iyisine sahip olma duygusu ve hırsı zamanının çoğunu bu uğurda harcamasına sebep oluyor.

 

Çocuklarda bu çarkın içinde kendi hâllerinde yapayalnız bir şekilde büyüyorlar. Anne-babalarının bağlı/bağımlı oldukları telefondan onlarında ellerine bir tane tutuşturuluyor. Kendi dünyalarında korku filmini aratmayacak tarzda çizgi filmlerden tutun da içerisinde her türlü ahlâksız mesajların olduğu oyunlara bağımlı hâle geliyorlar sonra. Anne babaları ile sohbet etmeye dahi zamanları yok. “Okul, spor, aktiviteler, TV ve yatma zamanı” derken günler bitiyor. Robotlaşmış şekilde zamanı tüketiyorlar.

 

Zaman hırsızları çetesi çok iyi çalışıyor ve bir şekilde herkesi çok güzel kandırıyor.

 

Kum saati misali ömür bitiyor.

“Ömrünü nerde tükettin?” Sorusunu daha önce kimse sormamıştı insana. Kendi kendine de sormamıştı hiç bir zaman. Bu soruyu sormaya ve düşünmeye dahi zamanı yoktu ki bu çağ insanının.

Ve anlıyor ki insan; bu zaman hırsızları denen çete ŞEYTAN’ın ta kendisiymiş!

 

Sonra aklıma bir ayet geliyor;

‘Onlar, boş ve faydasız şeylerden yüz çevirirler.’ (Müminun-3) ‘

 

Sahi ömürlerimiz nerede ve nasıl tükeniyor?

 

Bu yazıyı geçtiğimiz günlerde okuduğum ‘MOMO’ adlı kitaptan esinlenerek yazdım. Kitap sitelerinin çok okunan kitapları arasında. “Zaman kavramı” üzerine yazılmış, herkesi dikkatle dinleyen bir kız çocuğunun öyküsü. Bir gün zaman hırsızları o şehre gelir ve her şey alt üst olur. Artık dinleyecek kimseyi bulamaz. Tüm arkadaşları o kadar yoğundur ki, onun yanına gelmeye vakit bile bulamazlar.

Kitabı okumanızı tavsiye ederim.

About Dogus