İslam’da İşçi İşveren İlişkisine Bir Bakış

Ibrahim Turgut02

İnsanların iş bölümü yaparak sistemleştirdiği ve adına ekonomi (iktisad) denilen yapı, toplumların var olma veya yok olma garantisi hâline getirilmiştir.

 

Hâlbuki insan, eşrefi mahlukat olarak yaratılmış olduğunu, Allah ilmi olan vahyin kendisinden öğrenmektedir.

Bugün dünyaya bakılacak olursa, insanoğlunun dünyevî istekleri uhrevî isteklere karşı ağır basmaktadır. Ne yazıktır ki insani ilişkilerde temel ölçü, “menfaat” olmaktadır. Hâlbuki aynı dünya gemisinde yer olan yolcular mesabesinde olan insanlar, birbirine karşı “merhamet” duygusuyla dolu olmaları gerekmez mi?

 

Ekonomik üstünlük, gerek bireyler arasında ve gerekse devletler arasında sosyal ilişkilerde baskı aracı olarak kullanılmamalı ve kaybolan insani özelliklerin tekrar merkeze alınarak yeni bir dünyanın inşa edilmesi gerekmektedir.

 

Ölümle mukayyet olan bu dünyanın kimseye kalmayacağına herkesin inandığı bir gerçek olmasına rağmen, hâlâ birbirleri ne diye üstünlük psikolojisiyle yaklaşmaktadır?

 

Şu hakikat iyi bilinmelidir ki, toplumların inançları ve düşünce yapıları, hayatlarını ve istikametlerini belirler. Ekonomik yapılarını bunun üzerine inşa etmektedir.

Her iktisadî faaliyette, iş bölüşümü kaçınılmazdır. Burada alt üst ilişkisi olmakla birlikte, işgücü ve sermaye ortaklığı bulunmaktadır.

 

İslam’ın getirdiği hizmet ortaklığı, işçi işveren ilişkisi bir takım kurallara bağlanarak emeğe önem verilmiş ve karşılıklı yapılan akitler ibadet makamında bir anlam ifade ettiğini, ana kaynak olan Kur’an ve Sünnet haber vermektedir.

 

Bundan dolayıdır ki işçi işveren arasında güçlü bir inanç bağının, yapılan ve imzalanan işbirliğine tesiri büyük olacağı inkâr edilemeyecek kadar açıktır. Emeğin sömürülmesine izin vermeyen bu ilişki biçimine, “hak üzere ittifak etmek” denir. Aksi hâlde, batıl bir anlaşmayı temelde ifade edeceğinden, haksızlığa ve bozulmaya kapı aralaması mukadder olacaktır.

 

Bu dünyaya gelişin bir imtihan olduğunu bilen işçi ve işveren, yaptıkları her işte Allah’ın rızasının gözetilmesi, onların sadakatinin bir nişanesi olarak sosyal hayatta da kendini gösterecektir. Bu özellikleri taşıyanlar güvenilir insanalardır. Kuracakları ortaklıklarda, başarı trendleri yüksek olacaktır.

 

Fıkıh kitaplarımızda, “işçi, emeğini kiraya veren, işveren ise, emeği kiraya alan” olarak tanımlanarak yer almaktadır. Yukarda da ifade edildiği gibi, karşılıklı güvenin var olması, bazı şartlara bağlı olacaktır:

“Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.” (Kasas:77)

İşte, Ayet-i Kerime’den çıkarılan hükümler:

İnanç boyutunda yapılan akde sadık kalınmadığı zaman, (bunun hesabı dünyada görülmediğinde) ahiret yurdunda sorulacağına inanmak.

Dünyada kendisine takdir edilen rızkını aramanın ve sünnetullaha uygun davranmanın farz olduğuna inanmak.

Bu tür akitlerde Allah’ın kendisine verdiği iyilikler karşısında, iyiliğin varlığına (Kur’an’da amel-i salih olarak yer almaktadır) inanması ve bu doğrultuda gayret sarf etmesi.

Kurulan ve var olan sistemi bozmamak ve yeryüzünde bozgunculuk yapmamak.

Neticede Allah’ın bozguncuları sevmediğini bilmek…

Seküler bir mantıkla hayatı dizayn etmek isteyenler, her şeyin bu dünyadan ibaret olduğuna inanırlar. Burada hesabını vermedikleri haksızlıklarından kurtulacaklarına inanmaktadır.

Ancak âhiret inancı olan insanlar ise, bu dünyada yaptıklarının iki tarafta da bir hesabı olacağına inanarak, yaşamlarını, ilişkilerini, ticaretlerini, sosyal ilişkilerini bu itikat üzere inşa edeceklerdir.

 

“Kim âhiret kazancını isterse, onun kazancını artırırız. Kim de dünya kazancını isterse, ona da istediğinden veririz, fakat onun âhirette hiçbir payı yoktur.” (Şura:20)

 

Emeğinden istifade edilen işçinin işvereniyle yaptığı hukuksal akidlerde yer alan (işçi işveren sözleşmesi) gereği, ortaya koyduğu hizmet (ecrini) karşılığını alacaktır. Çalıştığı işin durumuna göre emeği derecelendirilerek ve gösterdiği başarılar göz önünde bulundurularak alın teri karşılığı verilecektir.

Yapılan iş sözleşmesi, emek ve mal birlikteliğini ifade etmektedir. Özellikle İslam’ın ikinci kaynağı olan Hadislerde, işçinin haksızlığa uğramaması için işveren uyarılmaktadır. Mal sahibinin genelde kendini işçiye nisbetle daha güçlü görmesi ihtimaline karşı, işverene dikkat çekilerek, emeğin karşılığının ödenmesi ilgili Allah Resulü (s.a) şöyle buyurmuştur:

Abdullah b. Ömer’den nakledildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Çalışana ücretini, teri kurumadan verin.” (İbn Mâce, Rühûn, 4)

 

Başka bir Hadis-i Şerif’te ise, iş gücünün önemine dikkat çekilerek, işçinin güzel muamele görmesi istenmektedir.

Her hizmet alanını kapsayan bir ifadeyle; Ebû Hureyre’den nakledildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Herhangi birinizin hizmetçisi yemeğini hazırlayıp da getirdiği zaman -ki o hizmetçi, yemeğin sıcağına, dumanına katlanmıştır- onu kendisi ile beraber oturtsun. O da yesin. Şayet yemek az olursa, eline ondan bir iki lokma koyuversin!” (Müslim, Eymân, 42)

 

Allah (c.c) Kur’an-ı Kadiminde “Müminleri kardeş” ilan etmiştir. Bu kardeşliğin gereği olarak sosyal hayatın her alanında aynı duyarlılığı göstermek, her Müslümanın görevleri arasındadır. Özelde kardeşleri arasında ilişkilerinde samimiyetini inanç bağlamında gösterecek, genelde ise bütün insanlarla, insani bağlamda ilişkilerini sürdürecek ve dünyanın barışına katkı sağlamak inancıyla sevinmeyi ve mutlu olmayı hak edecektir.

Mevzu çok geniş olması dolayısıyla, bu makalede enine boyuna ele alınması çok zor, konuyla ilgili ilmî ve uzun bir makalenin yazılması gerekirken, burada özetle mevzuya dikkat çekilmiştir. Bütün detayları fıkıh kitaplarından okuyarak daha geniş bilgi sahibi olmak mümkündür. Bu mevzuda oldukça bol malzeme vardır.

 

Nihayet söylenecek söz şudur: Her insan kendini düşündüğü kadar başkalarına değer veriyorsa, istikameti doğru olan ve başkaları için yaşayan kişidir. Böyle bir insanın sözü de, özü de temizdir. Bununla yapılacak her iş ve ortaklık meşru, insani ve İslami’dir.

 

Günümüzde hastalık hâline gelen ve önü alınamayan sahtekârlığın temelinde, bilgisizlik ve inanç zaafı yatmaktadır. İnsanların inançlarını istismar ederek ve kullanarak para kazanan insanlar az değildir. Yalandan yemin ederek kâr payını yükselterek zengin olanlar ve işçilerin haklarını teslim etmeyenler, bu dünyada belki kurtulabilirler ama, bunun asıl büyük hesabı âhirette görülecektir. Kul hakkı diğer haklara benzemez!

 

İşte konunun özeti şu mübarek Hadis-i Kudsi’de verilmiştir:

Ebû Hureyre’den (ra) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah şöyle buyurur: ‘Kıyamet gününde karşısına bir hasım olarak dikileceğim üç çeşit insan vardır: Benim ismimi kullanarak söz verip sözünde durmayan kimse, hür bir insanı köle diye satıp parasını yiyen kimse ve bir işçiyi istihdam edip işini yaptırdığı hâlde ücretini vermeyen kimse.’ (Buhârî, İcâre, 10)

◄◄

About Dogus