Şeytanlığın dişi versiyonu: “FEMİNİZM…”

Murat-Altun-02

Merhaba değerli dostlar!..

Zaman zaman tartışılan konulardan ve birkaç gün önce de Habertürk kanalında izlediğim ‘İslam’da kadının yeri’ ile ilgili konuyu anlatmaya çalışacağız inşallah.

Güzel yorumlarla devam eden bu programdaki bazı sözler beni kaygılandırdı doğrusu. Çünkü savunulan onca hakların ardından oradaki tefsirci beyin, Kur’an’ın bazı emir ve yasaklarının yerel ve tarihsel olduğu ve “huysuzluk yapan kadının söz dinlememe durumunda -en son- “dövülerek” ıslah edilmesi” ayetinin (Nisa 34.) ilâhiyatçı hanımlar tarafından ‘içlerine sinmediğini’ dile getirmeleri hayli düşündürücü geldi…

“Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab 36.)

 

İlginçtir, Allah cc. kullarını sadece kendine itaat ve kulluk üzerinden değil; (çünkü O’nu kimse kıskanmaz ve rakip de olmaz), kendi cinsleri veya farklı türler üzerinden bir sınava tâbi tutmuş ki samimi olanlar ile âsi ve kibirliler ayrılsın diye.

İşte bunun için genel mânâda insan, cins olarak da erkek olan Adem, tâ o zamandan bu zamana şeytanın ve feministlerin boyun eğmekten imtina ettiği bir rakip/düşman olagelmiştir.

 

Erkekle kadının her konuda eşit olması, yaratılış olarak mümkün olmadığı gibi aynı zamanda zulümdür.

 

Teoride “eşitlik” diye bağırıp çağıranların, pratikte kendilerini nasıl bir onulmaza soktuğunu, İngiltere’de askerlik yapan kadınların erkekler ile (eşit) aynı ağır şartlarda görev yapmalarını, adaletsizlik diye şikâyet etmelerinden biliyoruz.

İşte bunun için İslam’da meseleler “eşitlik” üzerinden değil “adalet” üzerinden ele alınır.

 

Bir çocuğa, babasının pantolonu giydirmek onu büyütmediği gibi maskaraya çevirir.

Erkeğin rolünü (elinin hamuruyla) almaya çalışan her kadın, erkek olamayacağı gibi nezaketin, zarafetin, estetiğin tüm özelliklerini toplayan Allah’ın en güzel kıvamda yarattığı kadın olma vasfını da kaybeder/ kaybediyor.

 

Peki adalet nedir?..

Her şeyi olması gereken yere koymaktır. Sürekli kadın üzerinden İslam’a saldıran veya kendisini aşağılanmış gören kadınlar; (bazı İslamcı yazar kadınlar dâhil) “Cennet annelerin ayağı altındadır.” hadisi veya “kime hürmet edeyim?..” diyen kişiye efendimizin, üç kere “annene” dedikten sonra, en son babasının zikredilmesi neden Müslüman erkeklerde bir kompleks oluşturmamıştır?.. Bu eşit olmayan taksimat bu kadınların içine sinmiş midir?..

 

Efendim, “Türkiye dâhil, diğer Müslüman ülkelerde kadınlar, her türlü kötülüğe maruz kalıyor; törelerin, tabuların kurbanı, şiddet görüyor ve gün geçmiyor ki kardeşi veya kocası tarafından öldürülmüş olmasınlar” denilirse haklı olarak ve üzülerek kabul ederiz. Fakat bu kötülüklerin sebebi kadın-erkek farklılığı veya üstünlüğünden kaynaklanmıyor sadece.

Çünkü böyle bir toplumda yaşlılara da hürmet edilmiyor. Çocuklara da şefkat ve merhamet edilmiyor. Fakir fukara, zayıf olanlar da horlanıyor. O hâlde buradaki sorunu “erkeklik” imtiyazı üzerinden değil, “insanlık”, “adalet “ve “merhamet” zaafı üzerinden ele almalıyız.

İllâ erkeği kadına rakip gösterme, veya eşitleme anlayışı çok sığ, anlamsız ve feminist bir tutumdur. Mesela bir baba, erkek olarak, kızının kocası tarafından dövülüp sövülmesine, bacısının eniştesi tarafından zulmedilmesine, kendisini doğuran anasına babası da olsa kahredilmesine, “aman canım kadın değil mi…” diyebilir mi?..

 

Üstünlüğe gelince, Allah cc. erkek- kadın, Arap- acem, siyah- beyaz ayırmadan: “…Haberiniz olsun ki, Allah katında en şerefliniz, en takvalınızdır…” (Hucurat 13.) buyurmuş.

Fakat bununla birlikte erkekler kadınlar üzerine “kayyum” yönetici ve koruyucudurlar. İlahiyatçı yazar hanımların ve o düşüncede olanların içlerine sinmese de, bu böyledir.

Bu imtiyaz, erkeğe sadece bir “övünç” ve kadına “baskı” için değil, onu “koruma kollama, nafakayı temin etme” bakımından aslında bir yük, büyük bir sorumluluk ve Allah’ın emanetidir.

 

Bugün evliliklerin bir kısmı maalesef âdeta şirket evliliğine döndü. Daha düğün gecesi altın inci para paylaşımındaki görgüsüzlük ve otorite boşluğu tez zamanda boşanmalara sebep oluyor.

Çünkü temeli takvaya -Allah rızasına- dayanmıyor. Riyakârlık, hırs, rekabet, doyumsuzluk vs…

“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun ayetlerindendir.” ayetinin yerini sanki: “Kendileri ile huzursuz olasınız diye (….) aranızda bir kin ve düşmanlık var etmesi…” almıştır.

İşte bundan dolayı evliliklerin bir ömür boyu sürebilmesi için, tek başına adalet bile yeterli olamaz.

 

Evlilik sevgi, hürmet, güven, fedakârlık ve sabır ister.

 

İslam anlayışında erkek ile kadın birbirini tamamlayan bir elmanın iki yarısıdır.

Bir çift ayakkabı gibi biri sağda biri solda ama birbirinin aynısıdır.

 

Allah cc. kadını ayrı bir şeyden değil, Adem’in özünden, kendi iliğinden kemiğinden yaratmış, neden?.. “Ünsiyet etsin, yakın bilsin, canından olduğu için candan sevsin” diye herhâlde?..

 

Aynı zamanda biz eşimiz ile dinde kardeşiz. “Rakip” değil, “öteki” değil, “DOST” ve “sırdaşız”.

 

“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar.” (Tevbe 71.)

 

“Bir adada olsanız yanınıza alacağınız üç şey nedir?..” diyorlar ya. İşte buna benzer bir sözü efendimiz dünya adası/ gezegeni için söylemiş: “Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: güzel koku, KADIN ve gözüm nuru olan namaz.”

 

Eğer bir erkeğin gözü ile kadına bakılacaksa, işte o erkek Hz. Muhammed (sav.) olmalı.

◄◄

About Dogus