Kurallara Uymak veya Uymamak

Ibrahim-Turgut02

“Mü’minler ancak Allah’a ve peygamberine inanan, onunla beraber toplumu ilgilendiren bir iş üzerindeyken ondan izin almadan çekip gitmeyen kimselerdir. O hâlde bazı işlerini görmek için senden izin isterlerse, içlerinden dilediğine izin ver ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Nur: 62,D.M )

Bu ayeti kerimede kurallara kesin uymanın emredildiğini ve “izne” tabi hareket edilmesi “hükme” bağlanmaktadır.

 

Sosyal bir hadiseyi görüşmek üzere devlet düzeyinde veya cemaat bazında istişare edilmek üzere yapılan toplantıyı terk etmek, var olan hadisenin hikmetine binaen “izne tabi” terkedilebileceğini ayet ortaya koymaktadır. “Ben istediğim gibi hareket ederim, kurallara uymam” demenin bir müeyyidesinin bulunduğunu bu ayetten anlaşılmaktadır.

 

Devlet, kurallara bağlı bir organizedir. Hatta her hareket ve fikriyat “kurallar” içeren ve bu minval üzere faaliyet gösteren ve gelişen bir sisteme bağlı olarak canlı kalabilir. Aksi hâlde devletten ve düzenden bahsetmek boşuna bir uğraştır.

 

İnsanların birbirleriyle ilişkiler bağlamında “sınırsız davranma hürriyeti”nin varlığını savunmak, olsa olsa cehaletin ve dünyada adapte olunan maslahatların etkisinin kişi üzerindeki hâkimiyetinin göstergesidir.

 

Bugün 7 milyar dünya nüfusunun kaçta kaçı bu savın arkasındadır? Belki bir elin parmaklarını geçmez bir orandadır. Bu şu anlama gelmez, “bu kadar azınlıkta olan bu güruhu konu etmek doğru değildir!”

 

Her dikkat çekici şey, insanlar üzerinde önemli tesirler bırakarak, taraftar bulma şansının daha fazla olduğu gerçeği; tartışılmaz bir hayal olmadığını bilim adamlarının şehadetiyle benimsenmiş, ilmin ortaya koyduğu hakikattir.

 

Bu tür akımlar sosyal medya üzerinden kendilerini tanıtma fırsatını bularak, özellikle gençlerin enerjilerini istismar ederek ağına düşürmektedir. Çünkü “nefis” denilen şey, bu tür yaklaşımlara teşne ve yatkındır.

 

Sınırsız hürriyeti ve “kural” tanımamayı savunanlar, aslında savundukları fikrin yanlışlığının farkındadırlar. “Kural tanımamak” aslında varlığıyla tenakuza düşmekten ibaret olduğunun farkında olamamaktır. Bu insanların için en azından hayatın “kuralsız” yaşanamayacağını bilmemeleri düşünülemez.

 

Bugün içinde yaşadığımız dünyada, farklı düşüncelerin ve farklı yaşam tarzlarının ortaya çıkması, yaşamın doğal süreci olarak görülmelidir. Aksi hâlde olsaydı, “imtihanın” bir anlamı olmazdı.

 

Her şeyin geliştiği ve kendi varlığında eskiye oranla zirve yaptığı bir gerçektir. Hâlâ bu gelişmenin devam ettiği ve ne zaman gelişimini tamamlayacağı bilinmemektedir. Belki kıyametin kopuşuna kadar devam edecek bir süreci ifade etmektedir! Biz inanan müminler, bu “gelişim sürecine”  “sünnetullah” diyoruz.

 

Allah Teala ayet-i kerimesinde mevzuyla alakalı, hem kâinatın işleyişinde ve hem de bütün mahlûkâtın kendisi için yaratılan insan için koyduğu kurallara (Hukuk) la ilgili şöyle buyurmaktadır.

Allah’ın koyduğu kurallar ve yasaların değişmezliği ve kalıcılığını ortaya koyan ayet-i kerimede şöyle buyurur: “Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimiz hakkındaki kanun böyledir. Bizim kanunlarımızda hiçbir değişme bulamasın.” (İsra:77)

 

Bu tür olumsuz esintilerin menşeini bilmesek, bir çözüm üretmemiz mümkün değildir. Bu konuda kafa yoracak ve insanımızı aydınlatacak ilim adamlarına ihtiyacımız vardır. Geç kalındığında, bu akımların daha fazla yaygınlaşacağı kaçınılmaz hakikattir.

 

Kuralsız, hukuksuz ve sınırsız hürriyet düşünülemez! İsteyen istediği gibi davrandığı bir dünya düşünün, böyle bir dünyada kaos hâkim olur. Düzen olmaz, ölçü olmaz, saygı olmaz, edep olmaz, sevgi olma, merhamet olmaz, sosyal hayat yürümez felç olur.

 

Kuralsız bir dünyada, “sadistlik” hâkim olur. Herkes birbirine acı vermekten haksızlık etmekten, hırsızlık etmekten, adam öldürmekten, zulüm etmekten, başkasının namusuna saldırmaktan zevk alan bir toplum başarılı olması, sağlıklı düşünmesi veya hedefine ulaşması mümkün müdür?

 

Hz. Adem’den itibaren gelen bütün peygamberler, ya kitapla veya kendilerinden önce gelen peygamberlerin şeriatıyla âmel etmiş ve kendi ümmetlerine uygulamıştır. Mevzu bağlamında ayetler ve hadisler ortadadır.

“O, ümmîlere, içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir. Hâlbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (Cuma:2)

Kainatta her şey bir düzene bağlı olarak çalışır. Başıboş hiç bir şey yoktur.

“İlkesizlik, uygar olmayan ve gelişmeyen toplumlarda var olması” demek, “onların ilkeleri veya kuralları yoktur” anlamına gelmez!..

Bu mevzu toplumsal bir konu olmaktan ziyade, “bireysel anlamda” bir mana taşıdığını ve taraftar bulduğu anlaşılmaktadır.

About Dogus