Galibiyete ne kadar da açız…

Havva Koc02

Rusya’nın Dağıstan Cumhuriyet’inde dünyaya gelen boksör Khabib Nurmagomedov’un İrlandalı Cornor McGrego’a karşı çıktığı boks maçındaki galibiyeti neredeyse dünyanın bir çok yerinde bulunan Müslümanları sevinç çılgınına çevirdi. sosyal medya âdeta yıkıldı. Galibiyetin ardından, maç esnasında çekilmiş fotoğraflar servis edilir edilmez, Khabib Nurmagomedov’un üzerinde farklı capsler/kapaklar yazılıp çizilip âdeta İslam için mücadele etmiş bir “mücahid” oluşturuldu. Herkeste bir sevinç, herkeste bir övgü, herkeste bir gurur. Ne oluyoruz Müslüman, kendine gel!

 

Adamın biri para kazanma amaçlı, yumruklu, tekmeli bir dövüş sporu için ringe çıkıyor, sonra karşısındaki şahsa yumruk vurarak, tekmeleyerek alt ediyor ve tüm Müslümanlarda buna “ohhhh Elhamdülillah, iyi oldu, hak etti” diye her yerde yarı çıplak adamın videosunu, fotoğraflarını paylaşıyorlar. Neymiş efendim “adam Müslümanmış” ve karşısındaki Müslüman değilmiş.

 

Bu tip müsabakaların spor niyetine yapılmadığını aklıselim insanlar bilir. Aylar öncesi iki taraf birbirine meydan okuyor, hoş olmayan sözler, ırkçı söylemlerde bulunuyor ve böylelikle taraftar topluyorlar. Şuan son günlerde Youtub ve Vloger’lar arasında da bu dövüşme gündemde. İnsanlar dövüşecek kişiler üzerinde bahis yapıyorlar, yani bildiğiniz resmen para dönüyor. Yok seninki kazanır, yok benim ki, kim kimin üzerine ne kadar para yatırır vs…

 

Şimdi aklıselim, feraset sahibi insanlara soruyorum: Bahis, kumarın farklı versiyonu değil mi? Hepimizin “Allahu Ekber” naraları atarak paylaşım yaptığımız bu spor ne kadar caiz? İslam’da yüze vurmanın, canlılara eziyet etmenin kesin yasak olduğunu bilmiyor muyuz? Boksta vuruşmak ve rakibe eziyet etme kastı yok mu? Var. İnsana kasdi, zevkine eziyet edilebilir mi? Sporcuların ve raunt değişikliğini bildiren hanımların avret konusuna şimdilik değinmeyeceğim. Olaylara ayet ve hadis ışığında gözlüklerimizi takarak bakmadığımız takdirde işimiz yaş.

 

İslam’ın zaferi böyle olmadığı gibi insanlığın zaferi de böyle olamaz. İnsanın canını acıtarak spor mu olur?

 

Ya Rabb, bizlere gerçek galibiyetler nasip et. Nefsimizle olan savaşımızda, bencilliklerimizle olan savaşımızda, kibirliliklerimizle olan mücadelemizde, yeryüzünde putlaştırdığımız onca şeylere karşı galibiyetler nasip et!..

 

……….

 

Bu yaz Türkiye’de yaşadığım hadiseyi her gittiğim yerde mutlaka anlatıyorum, burada sizlerle de paylaşmak istiyorum… Kızımla alışveriş için çarşıya gittiğimizde, bir giyim mağazasına girdik. Kızım seçti alacaklarını ve kasada sıraya girdik. Sıra önümüzdeki kadına geldiğinde, kadın kasiyere “içeriye ne kadar borcu olduğunu?” sordu. Kasiyer, kadının borcunu söyledi. Hanımefendi ellerindeki kıyafetleri kasiyer kıza uzatarak “tamam bunları da hesabıma ekleyin” dedi. Ve ben şok, kızımla göz göze geldik. Bu tip konulara hassasiyetimi bildiğinden olacak ki, kızım işaretle “sakın karışma” der gibi kaş göz işareti yaptı. Nasıl yani, borçla kıyafet mi alıyor? Biz daha alışveriş yaptığımız mağazalarda taksit mi, peşin mi diye soru karşısında “peşin” demenin mahcubiyetini yaşarken, bir de bu olay tuz biber oldu. Bu olayı etrafımdaki arkadaşlarla paylaştığımda, “evet, bir çok insan artık böyle yapıyor” demeleri, olayı normalmiş gibi sergilemeleri beni daha da şaşırttı açıkçası. Bu konunun üzerinde ciddi bir şekilde durulmalı. İnsanlar üretmeden, tüketme çemberi içerisine girmişler. Hayır yani, biz burada acil, mecburi bir şeyden bahsetmiyoruz. Bu düpedüz keyfi, gösteriş, psikolojik bir harcama. “Kimse kimsenin harcamasına karışamaz” gibi yaftalara kulağım kapalı. Bu tip vakalarda bilinçli insanların bizatihi karışma hakkının olduğunu düşünüyorum. Toplum bilinçlendirilmeli. Bu durumda, yetkilileri insanları bilinçlendirme noktasında çalışmalar yapmaları gerektiğini haykırarak, icraata davet ediyorum. Bir insan neden borçla kıyafet alır? Borçla kıyafet almanın bir sonra ki adımı ne sizce?

 

Senin “borç yiğidin kamçısı” atasözün ile benim “ayağını yorganına göre uzat” atasözümüz kıyasıya yarışır. Kim kazanır Allahuâlem. Lakin bildiğim şu var ki, benimsediğim atasözü beni hiçbir zaman yarı yolda bırakmadı, aksine her zaman bir adım önde oldum.

 

……….

 

Rotterdam Delfshaven’da bulunan Dakpark Restoranı geçtiğimiz haftalarda kapılarını açtı. Şehrin güzel, merkeze yakın olan Dakpark Restoranda ailenizle, sevdiklerinizle birlikte gönül rahatlığıyla gidip sabah kahvaltısı, akşam yemeği ile istifade edebileceğiniz bir mekân.

İyi güzel de, bunu ben neden köşeme taşıyorum? Geçtiğimiz günlerde Dakpark ailesi çok güzel bir uygulama yapacaklarının haberini verdiler ve uygulamaya geçtiler.

Nedir bu uygulama? Sabahki kendi kendine kahvaltı servisi esnasında kahvaltısını alıp, ama tabağını bitiremeyen ve israfa neden olan müşterilerinden ceza olarak 2 euro alacaklar ve bu parayı tamamen hayır kurumuna bağışlayacaklar. Böylelikle bazen herkesin yaptığı israfın önüne geçmiş olacaklar. Tebrik ediyorum kendilerini. Ayrıca buradan tekrar hayırlı, uğurlu, bereketli olmasını temenni ediyorum.                             ◄◄

About Dogus