Fuat Sezgin’den arda kalanlar

Talha-Yildiz-01 yeni

 

30 Haziran 2018 tarihinde vefat eden dünyaca ünlü İslam bilimler tarihçisi Fuat Sezgin, ömrünü İslam bilim tarihinin ortaya konulması ve doğru anlaşılmasına adamıştır.

 

Müslüman âlimlerin tıp, matematik, coğrafya, astronomi gibi farklı ilim dallarına ilişkin icatları, eserleri ve katkılarını konu edinen ciltlerle dolu eseri olan Fuat Sezgin, 27 dil bilmekteydi ve kendi ifadesiyle uzun yıllar boyunca günde 17 saat, 70 yaşından sonra da günde 13-14 saat ilimle meşgul olmuştur. Fakat ne hazindir ki, Fuat Sezgin İslam bilimler tarihini konu edinen çalışmaları Türkiye ya da başka bir İslam ülkesinde değil, 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra yerleşmek zorunda kaldığı Almanya’da kaleme almıştır.

 

Türkiye’de ancak hayatının son yıllarında tanınmaya başlanan Fuat Sezgin, Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde İslam bilimler tarihine ilişkin konferanslar vermiş ve bununla birlikte İstanbul’daki İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’nin kurulmasında önemli katkıları olmuştur.

 

Türkiye’de vermiş olduğu konferansların metinleri, yakın zamanda “İslam Bilimler Tarihi Üzerine Konferanslar” adlı kitapta yayınlanmıştır. Farklı konular hakkında birbirinden özel bilgileri ihtiva eden bu kitapta, özellikle İslam dünyasındaki bilimsel çalışmaların serüveni hakkında kıymetli bilgiler yer almaktadır.

 

Kitapta ilk dikkatimi çeken özellik, Fuat Hoca’nın tevazu sahibi olmasıdır.

Ömrünün yetmişi aşkın yılını İslam bilimler tarihine adamış olmasına rağmen, Fuat Sezgin hayatı boyunca İslam kültür dünyasının bilimler tarihindeki yerini araştırdığını ve gayesinin, mezkur kültür dünyasını anlamaya çalışmak olduğunu belirtmektedir.

 

Fuat Hoca bir bilim adamına yakışırcasına tezlerini delillendirmeye gayret ediyor ve buna rağmen kendi çalışmalarının güvenilirliği hakkında ihtiyatlı cümleler kuruyor. İnsanların pervasızca her konuya vakıf olduğunu iddia ettiği ve bilginin kibre yol açtığı bir çağda, Fuat Hoca’nın ilim ahlakından çok şey öğrenebileceğimizi düşünüyorum.

 

Fuat Sezgin, Müslümanların kendi tarihinden habersiz olduğunu ve Müslümanların Batı’nın üstünlüğü karşısında aşağılık duygusuna sahip olduklarını belirtiyor.

 

Bilindiği üzere, Müslümanlar tarih sahnesine çıkışından 20 yıl sonra, Suriye ve Mısır’daki kültür merkezlerini ele geçirmişlerdir.

Burada karşılaştıkları çeşitli bilimleri öğrenebilmek için, erken dönemlerden itibaren Süryaniceden, Yunancadan ve Farsçadan tercümeler yapılmıştır. Bundan sonraki yüzyıllarda Müslüman âlimler, astronomi, kimya, coğrafya ve matematik gibi farklı ilim dallarının geliştirilmesine büyük katkı sağlamışlardır.

 

İslam dünyasındaki ilmî duraklamanın, İslam dinînin ortaya çıkışından 300 yıl sonra meydana geldiği veyahut İmam Gazzâlî ile birlikte ilmin sona erdiğine dair oryantalist ve modern İslam düşüncesi iddiasının aksine, Fuat Hoca İslam dünyasındaki ilmî duraklamanın ancak 16. yüzyılın ikinci yarısında kendini göstermeye başladığını belirtir. Zira son 50 yıl içerisinde yapılan çalışmalar, 13. ve 14. yüzyıllarda İslam dünyasındaki ilmî çalışmalarının hızını kaybetmediğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla İslam dünyasında “büyük” ve “yaratıcı” diye vasıflandırılabilecek ilmî çalışmalar 800 yıl kadar sürmüştür.

Öte yandan Avrupa’da bilimin 13., 14. ve 15. yüzyıllarda gelişmeye başladığını söyleyen Fuat Sezgin, Batı’da 16. yüzyılda özgün dönemin başladığını ve 17. yüzyıldan itibaren Batı’nın İslam dünyasını geçmeye başladığının altını çizmektedir.

Fakat Batı’daki ilmî gelişmelerin kendiliğinden olmadığını, aksine 500 yıllık bir süre zarfında İslam dünyasındaki bilim ve teknolojinin Endülüs, İtalya ve Tebriz-Erzurum-Trabzon-İstanbul üzerinden Batı dünyasına aktarıldığını kaydeder Fuat Hoca. Bu sebeple, Batı’nın her daim en yüksek uygarlığa sahip olduğunu ve bugünkü seviyesine ulaşmasında dış etkinin olmadığını düşünmek yanıltıcı olur.

 

Peki İslam medeniyeti bu ihtişamlı mazisine rağmen neden geri kalmıştır?

Fuat Sezgin bu soruyu şu şekilde cevaplıyor:  “Bütün geçmiş büyük uygarlıklarda olduğu gibi İslam uygarlığı da politik, jeopolitik ve iktisadî koşullarla 16. yüzyıldan itibaren bir yıpranma çağına girdi. Uygarlık bayrağını taşıyacak ardılı (halefi) kendisi geliştirmişti: Şimdi o uygarlığın bugünkü ve yarınki kuşakları bu ardılın başarısı önünde aşağılık ve yabancılık duygusuna düşmeden ondan süratle öğrenmek, ona ulaşmak gerçeği ile karşı karşıyadır.”

 

Fuat Sezgin’in çalışmalarından, “din bizi geri bıraktı”, “dinden ayrıldığımız için başımıza bunlar geldi”, “Gazzâlî felsefeye karşı çıkmasaydı bu duruma gelmezdik”, “hilafetin kaldırılmasıyla İslam dünyası dağıldı”, “din reformuyla İslam dünyasını kalkınacaktır” gibi söylemlerin, gerçeklikten uzak ve kolaycılığa kaçma olduğunu anlıyorum.

Bunun yerine, İslam dünyasının bugünkü durumunun bir anda oluşmadığını ve eski şanına kavuşmasının da bir anda olmayacağını, dahası bunun yüzyıllar sürebileceğinin bilincinde olmak daha gerçekçi olacaktır.

 

Son olarak, İstanbul Gülhane Parkı’ndaki “İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi”nin mutlaka ziyaret edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Müzenin tam karşısında bulunan Fuat Hoca’nın kabri, hüzünlü olması kadar, yeni nesillere ilham vermektedir.

Allah rahmet eylesin.              ◄◄

About Dogus