Yollardaki Çile Kervanımız…

Adnan02

 

Değerli okurlarımız, uzun bir ayrılıktan sonra yeniden beraberiz hamdolsun. Hepinizi selamların en güzeli ile selamlıyorum, Esselamunaleyküm. Öyle sanıyorum ki, Türkiye’ye gidenlerin yüzde 95’i dönmüş olacak. Yüzde 5’i ise, uzun kalan yaşlılarımız olarak tahmin ediyorum.

 

Ülkemizde temiz hava ve güneşten bol bol istifade etmenin yanında asıl gayemiz olan sıla-i rahim bölümünü de yerine getirerek tekrar sağ salim evlerimize döndük elhamdülillah.

Tatil sonrası tekrar camilerde, cemiyetlerde, kafelerde ve benzeri buluşma yerlerimizde bir araya gelerek birbirilerimize heyecan dolu hikâyelerimizi anlatmaya başladık. Hiç şüphesiz herkesin dağarcığında anlatacağı keyifle ya da üzülerek paylaşacağı birçok şeyi birikmiş vaziyette bir araya geldik. Fırsat buldukça, sırası geldikçe bu yaşadığımız olumlu ya da olumsuz anılarımızı en ayrıntılı bir şekilde birbirimize anlatmaya çalışmaktayız. Gerçek o ki, o yaşadığımız anılar öyle birkaç günde anlatılıp bitirilecek cinsten değil. Aylarca devam edeceğiz. Yollarda, otellerde yaşananlar, gümrük kapılarında bekleşmeler ve memleketin trafiği içinde çekilen çileler…

Bunlar anlatılanların en başında ve ilk etapta anlatılanlardır. Daha sonra tatil beldelerindeki güzellikler. Dağlar, yaylalar, şelaleler, kanyonlar, mağaralar vesaire… ve peşinden harcanan paralar. Alınan evler, arsalar, yazlıklar… Bunların hepsi tatlı bir anı olarak mazide yerini almaya devam edecek.

Ancak 35 derece sıcak altında tam 25 saat beklemek tatlı bir anı değil de unutulmaz bir “çile” olarak bunu yaşayanların hafızalarında yerini koruyacak. Evet şahsen bu uzun bekleme rekorunu şuan elimde bulundurduğumu sanıyorum. Daha çok bekleyen varsa bildirsin derhal madalyayı teslim edeyim. 10 saat kapıkule, 5 saat Bulgar-Sırp ve yine yaklaşık 10 saat Sırp-Macar kapısında bekledim.

Harika zamanlama!

“Zamanlaman harikaydı” derler ya hani, benimki öyle bir şey oldu. Kurban Bayramı’na 4 gün var. Ve ben sesli düşünüyorum: “Ya insanlar ta uzak diyarlardan memlekete gelip de ana-baba ve eşi dostuyla bayramı kutlamadan, şuracıkta birkaç gün kala yola çıkmazlar herhâlde. Ben bir ayrıcalık yapıp eğer yola çıkarsam, yollar ‘kesin’ bomboş olur ve biz bir gecede Allah’ın izniyle Hollanda’ya ineriz. Nasıl olsa çift şoförüz. Ben biraz nezle oldum galiba ama ziyanı yok. Nasıl olsa bir günlük yolumuz var. Nezle fazla ilerlemeden evimize varır ve orada iyileşirim Allah’ın izniyle.” Düşünce buydu ve bu düşünceyle; “Ya Allah bismillah” deyip İstanbul Pendik’ten gece 03.00 gibi yola koyulduk. Kapıkuleye beş on kilometre kala bir yerde sabah namazını alelacele eda edip hiç vakit kaybetmeden tekrar yola koyulduk. Ve Kapıkule’ye yaklaşık 2 km kala “zınk” diye durduk. Uzatmıyorum bu duruş ve yeniden yola koyuluş arasında geçen zaman yaklaşık 10 saati buldu.

Ben bu esnada canlı yayın filan da yaptım birkaç kez. O yüzden herkes beni görünce çektiğimiz çileyi bir kez daha hatırlatıyor sağ olsun. “Abi o ne kadar bekleyişti öyle ya. Çok üzüldük.” Filan diyenler oluyor. Toplam 25 saat süren beklemeler esnasında düşünüp mırıldandıklarım. “Kuyruktan dönüş yok! Dönmek istesen ya da durmak istesen de duramazsın!”

“Tek şoförsen hâlin duman. Tuvalet ihtiyacını gidermen bile sorun olur. Aracın kısa kısa da olsa sürekli ilerlemesi gerekiyor.” “Küçük çocukları, bebekleri olanların, özürlü çocukları ve hasta yolcuları olanlara Rabbim yardım etsin” “Umarım herkesin yanında yeterince su ve yiyecek vardır.”

Kendimden başka kimseyi suçlayamadım

Bu bekleyişlerin ardından en çok kendimi suçladım. Bunun birkaç özel nedeni var elbette. Yani daha geç bir tarihte çıkabilirdim. Ya da daha sakin bir güzergâh tercih edebilirdim. Ben de başkaları gibi TIR’ların kullandığı şeridi kullanarak diğer arkadaşlara birkaç saatli fark atabilirdim filan. En azından bunları yapmadım. Peki başka kim suçlu? Herkes suçlu! Aynı tarihi ve aynı yolu tercih ettiği için herkes biraz suçlu. Evet nüfusumuz hızla yükselmektedir. Her yıl yolcu sayımız bir kat daha artmaktadır. İşimiz gücümüz yerinde, altımızda son model arabalarımız, tamam yerimizde duramıyoruz, tamam. Ama ne olur aynı gün aynı yola çıkmayalım da! Nasıl olacağı konusunda bir önerim var aşağıda açıklayacağım…

Başka kim suçlu elbette Bulgar suçlu. Adamlar resmen ağırdan alıyorlar. İpe un seriyorlar. Yeteri kadar peron açmıyorlar, Türkiye’den gıcık kapıyorlar falan filan, say da say…

Peki bizim hükûmet de suçlu mu?

Tam değil ama onların payına düşen de var tabii ki. Şöyle bakıyorum; yeteri kadar peron var, memur var. İşlemler oldukça hızlı yapılıyor. Vatandaşı incitmemek adına; girişte ve çıkışta oldukça nazik davranıyorlar. O vakit suçları ne? Organize edemiyorlar…

Nasıl yani? Şöyle ki, herkes doğal olarak kafasına göre kalkıp geliyor. Aynı anda binlerce araç kapıkuleye yığılıyor ve kocaman çile yumağına dönüşüyor.

Peki ne olacak yani, kimin ne zaman geleceğini hükûmet mi belirleyecek? Evet!

Bu nasıl olacak?

Şöyle olabilir. Memlekete giriş yapan her kardeşimiz, ne zaman geri döneceğini yüzde 95’e yakın bilmektedir. O vakit girişte insanlara; “hangi tarihte tekrar kapıkulede olacağı” sorulsa ve bu bir veri olarak sisteme yüklense ve isteyenin online olarak takip edebilmeleri sağlansa hangi gün ne kadar yoğunluk olabileceği kolayca görülebilir. Eğer bana gümrükten giriş yaptığım an böyle bir soru yöneltilseydi memnuniyetle bir tarih verir ve o tarihte orada olmaya da çaba sarf ederdim. Ha, durumunda değişiklik olanlar, ya da gideceği gün ve kapı konusunda yeni bir tercih yapmak isteyenler araçlarının plakalarını ya da T.C. Kimlik numaralarını girerek online olarak durumlarını güncelleyebilmeliler. Yani kullanışlı bir App, çok işe yarar. Milyarlarca verinin şimşek hızıyla hesaplandığı bir dönemde bunun mümkün olabileceğini samimiyetle düşünüyorum. Eğer böyle bir sistem geliştirilebilirse yüksek sezonda çok rahatlatıcı olur. En azından insanlar nasıl bir yoğunlukla karşılaşabileceklerini, az çok bilirler. Ortaya attığım ve acizane bana ait olan bu “online veri” oluşturma konusunu birazda siz düşünüp geliştirin. Zira damdan düşen sizlersiniz. Siz bu işten anlarsınız.

 

Türkiye’den beklentiler…

Bir de bizim yetkililerin özellikle ülkemiz sınırları içerisinde oluşan kuyruklarda biçare kalan insanlarımızın yardımına koşmalarını istirham ediyorum. Mülteciler için yapay bir kent oluşturma kabiliyeti ve insani duyarlılığı olanların, bizim insanımız için de tuvalet kabinleri, su, yemek ve diğer ihtiyaçlarını karşılayabilecek özel bir hizmet alanı kurulabilir.  Ve bu sorunun da üzerine gidilerek acilen çözülmesi gerekiyor. Umarım yetkililer bu çağrılarımızı dikkate alır, değerlendirir de, önümüzdeki yıllarda bu tür çile ve sorunlar yaşanmaz.

Neyse konuyu uzattığımın farkındayım ancak hepimizin ortak meselesi olduğu için anlayışla karşılayacağınızı umuyorum. Tatil izlenimlerini sizin de katkılarınızla gelecek sayımızda yine paylaşmaya devam ederiz inşallah.

Birkaç cümleyle de Hollanda’dan bahsetmek istiyorum. Öne çıkan iki konuyu hatırlatmak istiyorum. Birincisi biz buralarda yokken, buralarda da çok güneşli günler yaşanmış. Bayağı bir kurutmuş. Su kullanımı sınırlandırılmış falan.

Bir diğeri Hollanda’nın şımarık ve İslam düşmanı siyasetçi Geert Wilders’ın peygamberimizi hedef göstererek düzenlemeyi planladığı karikatür yarışmasını; gösterilen yoğun tepkiler sonunda iptal etmesi. Buna çok sevinemiyoruz zira o densiz herifin yarın daha başka bir kılıkla saldırıya geçeceğinden hiç şüphemiz yoktur zira.

Allaha emanet olunuz.

About Dogus