Vira Bismillah! Yine yeniden Doğuş…

 

Havva Koc02

Hayatı o kadar hızlı yaşıyoruz ki, bazen evden çıkarken evdekilerle vedalaşmayı bile unutabiliyoruz. Oysa ölüm her an, her saniye bizimle, biz hatırlamasak da. Düşünsenize, sağlıklı bir şekilde çıktığınız o eve geri hiç giremeyeceğinizi? Ya da tam tersi, eve geldiğinizde sevdiklerinizi artık o evde bulamayacağınızı? Geçtiğimiz hafta hepimiz Oss kentinde meydana gelen tren kazasından bir şekilde haberdar olduk. Anne ve babaları her gün olduğu gibi o günde çocuklarını okula yolluyorlar ve bir kaç saat sonra çocuklarının kaza nedeniyle ölüm haberlerini alıyorlar. Ne büyük bir acı! Bu yüzden çocuklarınıza sımsıkı sarılın, onları koklayın belki yarın çok geç olabilir…

————

Aile bireyleri varken, psikoloğa ne gerek var?

Hayata o kadar dalmışız ki, sevdiklerimize vakit ayırmayı unutur olmuşuz. Hepimiz bir yerlere koşuşturuyoruz ve buna da “dünya telaşı” diye kılıf uyduruyoruz. Boş verin tüm bunları ve kendinize, sevdiklerinize vakit ayırıp onlarla birlikte bir şeyler yapabilmek için ajandalarınıza not alın, onlara küçük sürprizler yapın. Mesela; “anne-kız, anne-oğul, baba-kız, baba-oğul, hala-yeğen, teyze-yeğen, eşler günü gibi aile günleri” organize edin. Hep birlikte gülün eğlenin, birlikte güzel vakit geçirin. Birlikteyken birbirinize sorduğunuz sorularla onları ve kendinizi keşfedip, dünyaya geliş sebebinizi hatırlayacaksınız zaten.

Bu hem size, hem onlara hem de yüreğinize iyi gelecek. Antidepresyon ilaçlarına, psikiyatristlere ihtiyacınız kalmayacak.

Geçenlerde psikolog bir arkadaşımla sohbet ederken “Müslüman hastalarının hızla arttığından” bahsetti ve konumuz yine her zaman ki gibi geldi insanoğluna dayandı. İnsanoğlu nasıl bir varlık? Kadınlar, erkekler, hayattan beklentileri vs. derken; baktık ki, herkes hayatının dört dörtlük, mükemmel, muhteşem ötesi olmasını istiyor. Bitmek tükenmek bilmeyen beklentiler. Oysa beklentilerini en aza indirip; kendilerini, “Allah’ın insanlığa çizdiği yolda nasıl ilerleyebilirim?” diye yönlendirmiş olsalar hayattan daha çok haz alacak, daha mutlu olacaklar. Kendine acındırıp, kapı kapı psikiyatrist arayışına girip yardım istemek yerine, gerçekten yardıma ihtiyacı olan bir kişiye yardım etmiş olsa vicdanen rahatlayacak. Ama yok, hırslarına yenik düşüyorlar…

Kardeş (!) “imtihan dünyasındayız” bunu unutma!. Yaşadığın olumlu, olumsuz ne varsa bu senin imtihanın. Kimi malıyla, kimi canıyla, kimi de sağlığıyla, kimi de sevdikleriyle imtihan olacak. Olaylara “imtihan” gözüyle baktığından emin olursan daha iyi hissedecek, rahatlayacaksın ve ona göre hareket edeceksin.

İslam teslimiyet değil midir? Teslimiyet muhabbete dayalı Allah (c.c.) itaat değil midir?

————-

Ve yine bir düğün iptali, hem de düğün günü!

Arkadaşlar, dostlar bu gidiş nereye?

Kız ve oğlan bir şekilde tanışıyor ve birbirlerini seviyorlar. Bir yuva kurma kararı aldıkları anda durumu ailelerine aktarıyorlar ve daha sonra da aileler tanışıyor. Buraya kadar her şey normal, şayet İslami ölçüler gözetildiyse ki siz o ölçüleri zaten biliyorsunuz. Peki sonrasında ne oluyor? Tarafların birbirlerinden ardı arkasına gerekli, gereksiz adetleri yerine getirilmesi bekleniliyor;

Herkesinkinden daha özel evlilik teklif,

Herkesinkinden daha özel kız isteme faslı,

Herkesinkinden daha özel yüzük takma merasimi,

Herkesinkinden daha özel nişan,

Herkesinkinden daha özel bohça getirip götürme olayları vs.

Yani bu “herkesinkinden daha özel” olayını daha birçok örnekle çoğaltabiliriz. Bu şekilde evlilik süreci her iki taraf için de zorlaştırılıyor ve süreç içerisinde yaşanan ufak tefek olumsuzluklar, tartışmalar, gerginlikler her ne kadar o an sineye çekilmiş gibi görünse de bir yerde artık dayanılmaz bir hâl alıyor ve ipler düğün günü kopuyor.

Bu durumu asla kınamıyorum, “kınayın” diye de yazmıyorum. Gerçekten üzülüyorum; yaşanan onca güzel duyguya, yapılan onca masrafa ve sonrasında kırılan kalplere üzülüyorum ve üzüntümü sizlerle paylaşıyorum ki birlikte bir çözüm yolu bulalım.

Birinin, birilerinin bu gidişe “dur” demesi gerekiyor. Allah aşkına ne oluyor bize? İki hafta içerisinde birçok salon sahibi, müzik grupları, aileler ile görüştüm. Herkes şaşkın ve “nereye bu gidiş?” diye soruyor ama kimse de taşın altına elini koymuyor. Belki de korkuyor, benim de çocuklarım var, benim de başıma böyle bir olay gelebilir diye. Aslında olay tam olarak bu arkadaşlar. Bizim de başımıza bu tür olaylar gelmemesi için bir şeyler yapmalıyız.

Bulunduğumuz toplumun ahlâkî çöküntüsü içerisinde, günahların tabii hâle geldiği, haramların yaygınlaştığı bir dönemde çocuklarımızı haramlardan ve günahlardan korumak ve kurtarmak biz ebeveynlerin üzerine düşen en önemli görev. Çocuklarımızın helal dairesinde yaşamalarını sağlamakla mükellefiz. Bu yüzdende evlilik gibi güzel, özel bir müesseseyi zorlaştırmak yerine kolaylaştırmamız gerekiyor. Günümüzün en önemli problemlerinden biri de; kız tarafı, erkek tarafından çeyiz, takı, nişan, düğün gibi İslam’ı yaşayan bir aileye yakışmayacak, israf ve gösterişe neden olan çok fazla istekte bulunuyor ve bu şekilde erkek tarafını bezdiriyor. Dolayısıyla kız aileleri çocuklarına iyilik yaptıklarını düşünerek aslında hayırlı bir işi zorlaştırıyorlar ya da engellemiş oluyorlar. Rabbim gençlerimize dünya ve ahiret saadetlerine vesile olacak evlilikler nasip etsin inşallah…

————

Yeni Neslin Trendleri…

“Korkutmayın, müjdeleyin. Nefret ettirmeyin, sevdirin.” Düsturundan yola çıkarsak; yapılan yanlışlıkları sosyal medya hesaplarımızdan paylaşmaktansa güzellikleri, iyilikleri paylaşarak, iyilik ve güzelliklerin çoğalmasına yardımcı olmaz mıyız? Telefonu elime alıp hangi sosyal medya hesabımı açsam o gün, ya da bir kaç gündür ne saçmalıklar yapıldıysa herkes aynı şeyi maharet gibi paylaşıyor. Hepiniz mutlaka görmüşsünüzdür, Allah (c.c.) taçlandırıp “baş tacı” ettiği kızlarımızın, “akım” bahanesiyle yere sere serpil uzanmış, kolları altın bilezik dolu, elinde paralar ve marka çanta vb. olan karelerini. Büyük bir ihtimalle fallingstar (düşen yıldız) akımı bir kekleme yöntemi. İlk yapan kişi muhtemelen gerçekten yere düştü ve karizmayı çizdirmemek için bunun bir “akım” olduğunu söyledi. Arkası da çorap söküğü gibi geldi gördüğünüz gibi. Allah için secdeye varmazsan, şeytan için “fallingstar” olur yerlerde sürünürsün. Hanım kızlarımızı yerlerde sürükleyen fallingstar akımını protesto ederken, yoz ve nihilist nesillerden Allah’a (c.c.) sığınıyorum.

Sonra aklıma yüz üstü kıyıya vuran kırmızı tişörtlü Suriyeli Ayla geldi. Hani şu savaş nedeniyle ülkesini terk etmek zorunda bırakılan masum Ayla. Siz moda, trend, akım popülarite peşinde verdiğiniz o pozları, insanlar yaşamak uğruna çıktıkları yolda verdiler…

Bebeklerin bile savaşla, terörle, intikamla katledildiği bu dünyada, yüz üstü sürünerek rol yapanlar neyi anladı ki senin masumiyetini anlasın Ayla?!

Ve siz bu yazımı okurken bir günü daha bitirmiş oluyorsunuz, hadi o zaman hesaba çekelim kendimizi…

Havva Koç

23-09-2018

About Dogus