Senin Emojin Hangisi?

elif bayraktar 02

 

Bildiğiniz gibi günümüzde en sık kullanılan sosyal medya araçlarından biri WhatsApp. Aileler, çekirdek aile olmanın gereği bir grup kurarlar. Lise arkadaşları ayrı grup kurar, üniversite arkadaşları, iş arkadaşları, gün arkadaşları, sohbet arkadaşları… Liste bu şekilde uzayıp gider. Çoğumuzun en az bu şekilde üç grubu vardır cep telefonunda. Sevinçler paylaştıkça çoğalır, üzüntüler paylaştıkça azalır demişler. Başımıza mutlu veya acı bir olay geldi mi gruplarımızdan paylaşırız duygularımızı.

 

– Dün gece bebeğimiz dünyaya geldi.  (Gülen surat)

– Kanka yine çok komiksin.. (Gülerken ağlayan surat)

– Seni çok özledim. (Gözleri kalpli surat)

– Çok acıktım anne.   (Dili dışarı çıkmış iştahlı surat

– Maalesef yarın yanınızda olamayacağım, kusura bakmayın hocam.  (Utanmış surat)

– Çok sıkıldımmm ya..    (Tersten gülen surat.)

– Merve nerde kaldın saat kaç oldu yoksun?     (Kızgın surat),

– Dedemi kaybettik.   ( Ağlayan surat)

– Gazze’de yine bombalar patlamış, bir sürü yaralı varmış, dua edelim.   (Üzgün surat)

 

Günümüzde bunlar bizim duygularımızı ifade ediş biçimimiz. Eskilerin duygularını uzun uzun yazdığı, anlattığı o mektupların yerini, üç beş kelimelik cümleler ve bu emojiler aldı.

Konu gençlerin günümüzde duygu yoksunu olmasıyla ilgili olunca, ilk olarak duygularımızı nasıl ifade ettiğimize odaklanmak istedim. Ve tabi neden böyle düşündüğümüze? Neden gençler günümüzde duygu yoksunu?

 

Bana göre bunun birkaç sebebi var. Onlardan biri “anlık yaşıyor” olmamız. Bir hadisi şerifte, ahir zamanda bir yılın bir  ay gibi, bir ayın bir gün gibi, bir günün de bir saat gibi geçeceğini” söylüyor Peygamber Efendimiz. Bugün tam da bu hadisi yaşıyoruz. Zaman o kadar hızlı geçiyor ki duygularımızı bile hızlı ve anlık şekilde yaşıyoruz. Televizyonda bir haber çıkıyor, Müslüman ülkelerdeki hâli vaziyetle ilgili bir durum, insanların içler acısı görüntülerini görüp üzülüyoruz. Fakat sadece o an bu duyguyu hissediyoruz. Sonra yine dünya telaşesi. Yetişmemiz gereken bir çok plan var ve üzülmek için zaman yok!!

 

Bir diğer neden;  sosyal medya kullanımı insanı duygusuzlaştırıyor/duyarsızlaştırıyor. Çok fazla telefon, televizyon ve bilgisayar başında vakit geçirmek gençleri  boşluğa sürükleyebiliyor. Bunda TV dizileri ve filmlerinin etkisi tahmin edeceğinizden çok çok daha fazla. Tüm kötü mesajlar  filmler sayesinde gençlerin bilinçaltına yerleşiyor/yerleştiriliyor. Sapıklık, cinayet, hırsızlık, aldatma gibi tüm olumsuz içerikler sevimli bir karakterle hoş gösterilip normalleştiriliyor. Böylece gençler bunun etkisinde kalabiliyor.

 

Küresel güçlerin/ehli küfrün istediği gençlik profili şöyle: ‘Dünya dursa, umurumda olmaz. Ben kendime/keyfime bakarım.’ kafasındaki gençler. Bu felsefi akımın ismi ise ‘Nihilizm’ yani ‘Hiççilik/Yokçuluk’

Diğer bir tabirle boş vermişlik. Bu sebepten her şey manasız ve önemsiz geliyor gençlere. Ve maalesef dini de bu şekilde sorguluyorlar. Hayatı da umarsızca yaşıyorlar. Ve maalesef hesapsızca! Ahiret yokmuşçasına.

 

Duyarlı  ve duygularını hissederek yaşayan evlatlar yetiştirmek istiyorsak neler yapmalıyız? Birde bunu sorgulayalım.

 

Öncelikle çocuklarımızı gençlerimizi yürekten kucaklayıp, koşulsuz sevdiğimizi, Allah için sevdiğimizi onlara hissettirelim. Yaşlarının gereği yaptıkları hatalardan dolayı onları yargılayıp kızarak değil, uzlaşmacı şekilde fikir alışverişi yaparak çözüm arayışına girelim. Hz. Ali’nin bir tavsiyesi var. ‘Çocuklarınızla 7 yaşına kadar oynayın, 15 yaşına kadar arkadaş olun ve 15 yaşından sonra istişare edin.’ diye. Bu tavsiye bize yol gösterebilir.

 

Affetmek, şefkatli olmak, merhametli olmak, tevazu sahibi olmak.  Öğreteceğimiz ve örnek olacağımız konular bunlar olmalı.

Bizler yaşayalım ve gösterelim ki onlara da sirayet etsin. Nihayetinde gençler her zaman bizim ümidimiz ve geleceğimizdir. Ne inşa ettiğimize bakalım! Önce kendimize!

About Dogus