Özel Hayatın Önemi ve Mahremiyetin İfşası!

 

Ibrahim-Turgut02

“Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir”. (Hucurat:12 )

 

Ayet-i Kerime, bu asrımızda meydanına gelen manevî hastalıkları iman edenlere göstererek, böyle bir felakete sebep olmamalarını ve ümmetin özellerini ve kutsallarını korumak ve insanlık âlemine örneklik teşkil edecek fotoğrafı ortaya koymalarını istemektedir. Yanlışta kurtuluşu arayanların, ne büyük felaketlere yol açtığını, bugün daha iyi görmekteyiz.

 

Gelişen teknolojiyle birlikte ve sosyal iletişimde ulaşılan ilerleyişin ortaya koyduğu sonuçlar, yeniden hayatımızı dizayn etme mecburiyetini getirmiştir.

Bundan kaçmak mümkün değildir. Öyleyse bu nasıl olacaktır?

 

Biz Müslümanlar için, gelişen ve değişen sosyal hayatı yeniden inşa edecek argümanlara sahip olduğumuzu unutmayalım! Belki birileri için söylediklerimiz iddiadan ibaret olabilir. Ancak hakikat bunun tam tersidir.

 

İki kaynağımız olan Kur’an ve Sünneti esas aldığımız takdirde, çözemeyeceğimiz hiç bir mesele yoktur. Yeter ki dinde samimiyetimizi yitirmeyelim. Başka başka cenahlardan ve rüzgârlardan etkilenen ve kendilerine (İlahiyatçı) sıfatını yakıştıramayanlar, bu çözümü ortaya koyamazlar. Çünkü onların Kur’an’la ve Sünnetle problemleri vardır.

 

Bu mevzuda can alıcı hakikati Allah Resulü (s.a) şöyle ortaya koymuştur…

Temîm ed-Dârî anlatıyor:

Hz. Peygamber (sav) “Din samimiyettir.” buyurdu. Biz “Kime karşı?” diye sorduk. Bunun üzerine O, “Allah’a, kitabına, Resûlü’ne, Müslümanların idarecilerine ve bütün Müslümanlara (karşı samimi olmaktır).” buyurdu. (Müslim, Îmân, 95; Ebû Dâvûd, Edeb, 59)

Âdeta Hadisi Şerif, hayatımızı düzenleyecek kuralların bütününün hulasasını ortaya koymuştur. Anlamamada ısrar edenler için söylenecek tek söz, (samimi) olun! Siz mesleğinizi para kazanmak için değil, Allah’ın rızasını kazanmak için tahsil ettiğinizde, dünyaya bakışınız değişecek ve olaylara Kur’an’ın ve Sünnetin perspektifinden bakmaya başlayacaksınız.

 

 

Bir başka önemli mevzu şudur: Günümüzde gelişen iletişim araçlarını kullanmada ortaya çıkan sorunlardır. Sosyal medyanın dönüştürdüğü insanların hastalık hâline gelen tutkuları, toplumda meydana getirdiği, “takip etmek veya takip edilmek” sorunudur. Bunun acilen belirli ahlâkî ilkelere bağlanarak toplumu aydınlatmak, idare makamında bulunan sorumlular ve ilim adamlarına düşmektedir. İzlemek veya izlenmek önemli değildir.

Ya nedir?

Faydalı ve yararlı bilgileri paylaşmaktır.

Yoksa, günlük yaşanan “özel hayatı” ifşa etmek değildir.

Her bireyin “özel ve mahrem” kalmasını ve bir başkasının bilmesini istemediği şeyler vardır.

Şu söylenebilir: “Efendim! Bu gün kendi istekleriyle sosyal medyada kendi gizli dünyalarını deşifre eden yok mu?”

Evet var! Lakin, “istisnalar kaideyi bozmaz”.

Çağımızın bir diğer en büyük hastalığı, birbirinin “ayıbını” araştırmak ve bununla kendi “ego”sunu tatmin etmek. Bu da “kronik” bir başka hastalık türü hâline gelmiştir. Bireysel gizliliği açığa çıkartmak!

İnancımızda ve beşeri hukukta “özel hukuk” diye bir şey olduğunu herkes bildiği hâlde, bir başkasının “özelini” merak etmek, nasıl tanımlanabilir?

Birileri birilerini kullanarak bir başkalarına hakaret ettirme çabaları, kimseye yarar sağlamaz. “Yanlış adımlar kör kuyuya götürür” atasözünü unutmayalım. Akıllı davranmak, mütevazı olmak, Müslümanlar ve insanlardan istenen şey değil midir?

Öyleyse bu cehalet niye?

Medyatik olmak için mi?

Bu gün insanları yanlış yönlendirerek, bilgi dağarcıklarına zehirli yılan bırakanlar, düştükleri çıkmazda bocalayan ve akıbetlerini düşünmeyenlerdir. Tarih buna şahittir.

Bu tür insanlar için Gazzâlî, İhyasında şöyle nefis bir tespit yapıyor:

“Körün, körleri idare edip onlara yol göstermeğe salahiyeti yoktur. Şahsiyeti böyle karışık olan kimseler, hayret körlüğünde ve cehalet sahrasında sayılırlar”.

Belki şunu söylemede yarar vardır: Çağın sorunlarını anlamadan çözüm getirmek mümkün değildir. Palyatif tedbirler, İstikbal’in garantisi olamaz. Kalıcı çözümlerin üretilmesi acilen gerekir. Dünü “mazide” yaşadık, bu günü “hâli” yaşıyoruz, yarını “istikbali” bekliyoruz. Bu günden yarını inşa etmek için çalışmak gerekir.

Yine söyleyelim, onuruyla oynanan insanların haklarını aramak, idare makamında olanlara düşer. Her insan mükerrem olarak yaratılmış Allah’a muhatap varlıktır. Bunun bireysel haklarını korumak devletin uhdesindedir. Eğer sistem çalışmaz ve güçlüden yana evrilirse, hukuku ikame etmek mümkün değildir.

Netice olarak söylenecek ve işlediğimiz mevzuyu özetleyecek Peygamberimizin şu mübarek Hadisidir:

Ebû Hureyre’nin naklettiği bir hadisinde Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Zandan sakının. Çünkü zan, yalanın ta kendisidir. Birbirinizin özel hâllerini araştırmayın, birbirinizin konuştuklarına kulak kabartmayın, birbirinize kin beslemeyin. Kardeşler olun!”

(Buhârî, Nikâh, 46)

 

Farkına varmada zorlandığımız ve anlamada geciktiğimiz şey, bu dünyada misafir oluşumuzdur. Misafire lazım olan, bilmesi ve yolculukta azığını alması ve varacağı yerde rahat etmesi için önceden her şeyini tedarik ederek lakayt davranmamasıdır.

Bu bilincin oluşması dileğiyle!

 

 

.

◄◄

About Dogus