Bursa: Ruhaniyetli Şehir 

Talha-Yildiz-02

Osmanlı Devleti’nin ilk başkenti olan Bursa şehri, camileri, hanları, külliyeleri ve türbeleriyle bizleri âdeta asırlar öncesine götürmektedir. Bursa şehri, ilk altı Osmanlı hükümdarının inşa ettiği ve defnedildiği şehirdir. Bursa Osmanlı’nın ilk kuruluş çağının havasını sakladığından dolayı, Evliya Çelebi bu şehri “ruhaniyetli şehir” olarak adlandırır. Şimdi Bursa’nın tarihine kısa bir göz atalım.

Söğüt’te beyliğini kuran Osman Gazi (1258-1326), Bursa’nın fethi için yıllarca gayret etmesine rağmen, fethi görmeye ömrü iktifa etmez. Vefatından iki yıl sonra oğlu Orhan Bey (1281-1359), şehri fetheder ve böylelikle Osmanoğulları’nın beylikten devlete evrilme sürecini başlatmış olur. İsmail Kılınçarslan’ın isabetle belirttiği üzere, Orhan Gazi dört hususu yerine getirmek suretiyle, Osmanoğulları’nın devletleşme sürecini başlatmıştır. Orhan Gazi, daha önce kale şehri olan Bursa’yı Uludağ’ın eteklerine yeniden kurarak Bursa’yı üretime elverişli hâle getirmiş, şehrin güvenliğini sağlamış, ticari hayatı canlandırmış ve eğitim kurumlarını tesis etmiştir. Orhan Gazi vefat edince, daha önce naaşı Bursa’ya nakledilen babası Osman Gazi’nin yanına defnedilir.

Orhan Gazi’nin ardından tahta geçen Murad Hüdavendigar (1326-1389), Osmanlı’nın Balkanlarda kalıcı olmasını sağlayan padişah olma özelliğini taşır. Bu sebeple “Balkan Fatihi” olarak da anılır. Kosova’da şehit düşen I. Murad’ın iç organları şehit düştüğü topraklarda, bedeni ise inşa ettirmiştir olduğu Murad Hüdavendigar Külliyesi içerisindeki türbeye defnedilmiştir. Bu külliye, cami, imaret, medrese, misafirhane, türbe ve hamamdan oluşmaktadır. Bu yönüyle mezkur külliye, Osmanlıların İslam dinini sadece şekilden ibaret görmediklerini, aksine İslam dininin hayatın her alanına hitap etme özelliğini, ibadet, eğitim, temizlik ve yardımlaşmayı aynı çatı altında toplamak suretiyle ortaya koymuşlardır.

  1. Murad’ın şehadetinin ardından tahta Yıldırım Bayezid (1360-1402) geçmiştir.

Bursa denilince akla ilk gelen cami, hiç şüphesiz Yıldırım Bayezid’in şaheseri olarak niteleyebileceğimiz Ulu Camii’dir. Evliya Çelebi tarafından Bursa’nın Ayasofya’sı olarak adlandırılan Ulu Camii, kubbe, hat sanatı eserleri ve şadırvanıyla, farklı bir havaya sahiptir. Yıldırım Bayezid 1402 yılında Ankara’da Timur’a mağlup olunca, 11 yıl sürecek fetret devri başlar. Bu dönem Yıldırım’ın oğulları arasında yaşanan taht kavgalarıyla geçer ve nihayet 1413 yılında Çelebi Mehmed (1389-1421) hükümdar olmasıyla birlikte, Osmanlı yeniden toparlanır.

Anadolu ve Bursa’nın en önemli mimarî yapılarından olan Yeşil Camii ve Yeşil Türbe, Çelebi Mehmed döneminde inşa edilmiştir. Görkemli taç kapı, mermerlere ve çini süslemelerine sahip olan Yeşil Camii’nin yakınında Yeşil Türbe yer almaktadır.

Çelebi Mehmed’in vefatından kırk gün önce tamamlanan Yeşil Türbe’nin içerisinde, Çelebi Mehmed ve yakınlarına ait sandukalar bulunmaktadır.

Bu görkemli eserler aynı zamanda, Osmanlı’nın dağılma sürecinden yeniden ama daha güçlü doğduğunu sembolize etmektedir.

Bu iki eserin görkemli yapısından etkilenen Ahmet Hamdi Tanpınar, şu mısraları kaleme alır:

“Bursa’da bir eski cami avlusu,

Küçük şadırvanda şakırdıyan su;

Orhan zamanından kalma bir duvar,

Onunla bir yaşta ihtiyar çınar.

Yeşil türbesini gezdik dün akşam,

Duyduk bir musikî gibi zamandan

Çinilere sinmiş Kur’an sesini.

Fetih günlerinin saf neşesini

Aydınlanmış buldum tebessümünle”

Çelebi Mehmed’in ardından tahta geçen Fatih Sultan Mehmed’in babası II. Murad (1402-1451), Bursa’da Osmanlı sultanları tarafından yaptırılan külliyelerin sonuncusu olan Muradiye Külliyesini inşa ettirmiştir. Külliyenin türbe kısmı hanedan kabristanı olarak nitelenebilir. Zira burada başta II. Murad olmak üzere, uzun yıllar boyunca çeşitli hanedan üyeleri defnedilmiştir. Hatta taht kavgaları esnasında hayatını kaybeden Şehzade Mustafa ve Cem Sultan’da burada metfundur.

Türbe içerisinde II. Murad’ın sade kabri dikkat çekmektedir. II. Murad’ın vasiyeti gereği mezarının bulunduğu alanın kubbesi açık bırakılmıştır. Bunun sebebini ise II. Murad şu şekilde açıklamıştır: “Allah’ın rahmeti, ister güneş ve ayın parlaklığı, isterse cennetin yağmuru veya çiği olsun, mezarımın doğrudan üzerine yağsın”.

İstanbul’un fethiyle birlikte Osmanlı İstanbul’dan idare edilmeye başlanmıştır. Buna rağmen Bursa her daim Osmanlı’nın manevî başkenti özelliğine sahip olmaya devam etmiştir. Sadrazam Keçeci Fuad Paşa tarafından “Osmanlı tarihinin dibacesi (başlangıcı)” diye nitelendirilen Bursa, Osmanlı’nın tarih sahnesinde uzun süre kalabilmesinin şifrelerini içinde saklamaktadır. Bu özelliğinden dolayı Bursa, Osmanlı toplumunun benliğinde önemli bir yere sahip olmuştur. Bu sebepten dolayı olacaktır ki, 1920 yılında Bursa’yı işgal eden işgalcilerin komutanı, Osmanlı toplumunu aşağılamak için Osman Gazi’nin türbesini tekmelemiştir.

Toplumu derinden üzen bu olayın ardından, toplumun hislerine Mehmed Akif Ersoy şu şekilde tercüman olmuştur:

“Hayâlimden geçerken şimdi, fikrim hercümerc oldu,

Salâhaddîn-i Eyyûbî’lerin, Fâtih’lerin yurdu.

Ne zillettir ki: Nâkùs inlesin beyninde Osmân’ın;

Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ’nın!

Ne hicrandır ki: En şevketli bir mâzî serâb olsun;

O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun!

Çökük bir kubbe kalsın ma’bedinden Yıldırım Hân’ın;

Şenâ’atlerle çiğnensin muazzam kabri Orhan’ın!

Ne haybettir ki: Vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş,

Sürünsün şimdi milyonlarca me’vâsız kalan dindaş!”

About Dogus