“Türk Milleti” üzerine 

 

Talha-Yildiz-02

Toplum hayatında sıkça dillendirilen “Türk milleti” kavramını, kimileri ırkçılık olarak değerlendirirken, kimileri ise bu kavramın toplumu birleştirdiğini öne sürmektedir. Bir kavram hakkında kanaat belirtmeden önce, bir kavramın neyi ihtiva ettiğini ve o kavramın mahiyetini doğru anlamak önem arz etmektedir.

 

Arapça bir kelime olan “millet”, günümüzdeki anlamından farklı olarak insan topluluğunu değil, aksine bir topluluğun bağlı bulunduğu ilke ve prensiplere işaret etmektedir. Nitekim Kur’an’da “millet” kelimesinin din ve şeriat ile eşanlamlı kullanması, bunu teyit etmektedir (Bakara 2/135; Al-i İmran 3/95; En’am 6/161).

Ancak 19. yüzyılda dünya çapında hız kazanan milliyetçilik akımı ve bu akımın doğurduğu “ulus devlet” düşüncesi, İslam dünyasını etkilemekle kalmamış, hatta İslam dünyasında ulus devletlerin kurulmasına yol açmıştır. Ulus devleti oluşturan ulus ise, Batı’da ‘nation’ kelimesiyle tanımlanmış ve bu süreçle birlikte millet kelimesi bizde ‘nation’ kelimesinin karşılığı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Dolayısıyla bugün “millet” denildiği zaman, özgün anlamıyla millet değil, Batı’da geliştirilen ‘nation’ kelimesinin kastedildiğini vurgulamak gerekir.

 

Günümüzde farklı şekillerde tanımlanan “millet” kavramı, sosyolojik açıdan ırk ve kültürel birlik esasına dayanan insan topluluğunu ihtiva etmektedir. Bu birliktelik ortak dil ve inançtan kaynaklanabileceği gibi, ortak tarihî geçmiş ve birlikte yaşama arzusundan da kaynaklanabilir. “Millet” kavramına bu açıdan yaklaşıldığı takdirde, belirli bir etnik kökeni ifade edebileceği gibi, aynı inanca sahip olmakla birlikte, farklı etnik kökene sahip insanların siyasal birlikteliğini de ifade edebilir.

 

Öte yandan “millet” kavramı, hukuki açıdan da etnik kökeni ifade eden bir kavramdan ziyade devletin bir unsuru olarak kabul edilmektedir. Bu anlamıyla millet, ülke ve egemenlik unsurlarıyla birlikte, devletin kurulması ve süreklilik kazanmasını sağlayan bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira bir devletten söz edebilmek için, toprak parçası (ülke) üzerinde yaşayan insan topluluğunun (millet) varlığı zorunludur. Birlikte yaşamak zorunda olan insan topluluğunun toplumsal düzenini kuran ve ona süreklilik kazandıran en yüksek irade ise, egemen irade olarak tanımlanmaktadır.

Dolayısıyla hukuki açıdan millet, bir devlete hukuki ve siyası açıdan bağlı olan ve onun hukuk düzeni içerisinde yaşayan insanların tamamını kapsamaktadır.

O devlet içerisinde hayatlarını sürdüren insan topluluğunun devlet ile olan ilişkisi ise, vatandaşlık ile belirlenmektedir. Bu çerçevede vatandaşlık ilişkisi, gerek devlet gerekse vatandaş açısından bazı hak ve vecibeler doğurmaktadır.

Örneğin devlet, kendi vatandaşlarını gerek yurt içinde gerekse yurt dışında himaye etmekle sorumludur. Buna karşılık vatandaş, vatandaşı olan ülkenin kanunlara riayet etmek zorundadır.

Keza vatandaşlık, birçok ülkede seçme ve seçilme hakkına sahip olmayı sağlamakta ve dolayısıyla kişilerin ülke siyasetine aktif katkı sunmasını sağlamaktadır.

 

Yukarıdaki bilgiler ışığında denilebilir ki, gerek sosyolojik gerekse hukuki açıdan millet kavramı, ırkçılık ifade etmemektedir. Aksine millet, aynı kaderi paylaşan ve aynı hukuk düzenine tabii olan insan topluluğuna işaret etmektedir. Bununla beraber uygulamanın her daim teori ile uyumlu olmadığını ve bu sebeple uygulamada ayrımcılığa rastlandığı bilinmektedir. Ancak pratikteki uygulamanın teoriden farklı olması, o teorinin yanlış olduğunu ve bu nedenle ilga edilmesini meşrulaştırmamalıdır.  Bunun yerine, pratikteki uygulamanın teoriyle uyumlu hâle getirilmesine gayret edilmesi, herhâlde en doğru davranış olarak karşımıza çıkmaktadır.

About Dogus